1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. GECE VE SELİM
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GECE VE SELİM

A+A-

GECE VE SELİM

BEDROS DAĞLIYAN

Uyuyamadım. Ansızın zifiri geceye karışmak geldi içimden. Elektrikler kesik. Önümden karanlığa aldırmadan elindeki beyaz bastonuyla yürüyen bir adam sağa sola ritmik bir şekilde vurarak hızlıca ilerliyordu. Göremediğine inanamadım. O ise karanlığa aldırış etmeden hızlıca gidiyordu. Peşinden yürüdüm meçhule…

Adam gidip bir kıraathanenin kapısından girdi; ben de peşinden… Herkesi tanıdığı belliydi. Her merhaba diyene ismiyle seslendi. Hatır aldı, hatır verdi. Arkadaşım olmadığına hayıflandım. Haberler başlayınca dikkat kesildi. Getirip önüne bıraktıkları çayı bir kez yudumlayıp keyifle gülümsedi. Kapı açılınca seslendi:

- Gıyasettin abi hoş geldin. Öteki karşılık verdi:

- Hoş bulduk Selim, nasılsın kardeşim. Öyle nüktedan, öyle espriliydi ki, kör olmadığımdan utandım. Bir ara kahveciye seslendi:

- Şahin abi, televizyonun sesini açar mısın, haberleri dinleyelim.

Adam alışık hareketlerle getirip kumandayı önüne koydu. Kumandayı eline alıp istediği kanalda başlayan haberleri dinledi, yüzü buruştu, alnındaki çizgiler derinleşti. Bir of’ladı.

Birden ben kör olsaydım ne yapardım acaba? Düşünmeye başladım. Görebildiğim zamanlardan kalma hatıralarımla ne kadar idare edebilirdim ki… O körlüğünü özgürce bağımsız bir şekilde yaşıyordu; ya biz? Sevinçli ve güler yüzlüydü. Dürüst masumiyeti yüzünde bayrak gibi dalgalanıyordu. Kendi ekmeğini kendinin kazandığı nasıl da belliydi. Her şeyi şıpın işi elleriyle koymuş gibi buluyordu. Her bir hareketini ve konuşmasını izliyordum. Bir fabrikada danışmada çalışıyormuş. Telefonlara cevap verip bilgisayara da kayıtlar yapabiliyormuş. O vakit bilgisayarda bir ekran okuyucu programının var olduğu geldi usuma… Mutlaka tanışmam lazımdı ya nasıl? Birden arkasına dönüp:

- Abi, hiç sesin çıkmıyor; tanışalım mı? Bir kez daha şaşırdım. O ise devam etti:

- Körüm ama kulaklarım çok şükür duyuyor. Ben Selim, merhaba…

- Merhaba Selim kardeş. Neredeyse evden itibaren senin ardındaydım. Yollarda hiç takılmadan buraya dek geldin. İlk o zaman şaşırdım. Seni tanıdıkça da daha çok…

Nelerden konuşmadık ki. Siyasetten, edebiyattan hatta şiirden… O kadar çok şiir ezberindeydi ki… Baskılardan, zulümden, işçilerin, emekçilerin ezildiğinden… Sarı sendikalardan; toprağın, suların ve ağaçların Hes’lerle, altın arayan şirketlerce nasıl talan edildiğinden… Eğitim sisteminin aksaklığından; dünya sıralamasındaki yerimizden ekonomik verilere kadar here şeyi konuşup tartıştık. Gören tüm insanlık adına görmeyen Selim’den utandım. Kaç kez özür dilemek istedim ve o kaç kez güldü.

- Üzülme abi, ben de herkes kadar körüm ve en az herkes kadar yanılabilirim. Ben de sen kadar bencileyin direniyorum. Nerede bir direniş var, vaktim varsa mutlaka gidip destek oluyorum. Göz gerekmiyor da. Evvelallah sesim gür… Bağırıyorum sesim elverdiğince…

- …

- Hem insan yaşayabilmek için çeşitli haksızlıkların bilincine varmak zorundadır. Ancak o vakit insan olduğunun ayırdına varabilir. Biz hepimiz, birer hiçiz be abi. Kimseyiz işte. Bazen gündüz vakti fenerle adam aramıyor musunuz? Adam yok abi memlekette adam! Bir de diyorlar ki,

bizi şöyle yönetiyorlar, böyle yönetiyorlar. Sadece yakınıp duruyoruz işte. Biz kendimize bakalım be abi! Bizden içimizden çıkan yöneticilerin elinden de bu kadarı gelir ancak. Gece karanlığında gündüz aranmaz abi. Ben hep geceyi biliyorum sanma sakın; ısıtan güneşi de bilirim. Ben insanları tanıyorum abim. Sesleri ele veriyor kendilerini… İyiyi de, kötüyü de; doğruyu ve yalanı da o titreyen, çatlayan seslerden anlayabiliyorum.

- Biliyor musun Selim. Gören insanlar ne ki senin yanında; lal oldum kardeşim seni dinlerken…

- Her yerde çok insanla karşılaşıyorum. Ben onların hepsini görebiliyorum. Onlarsa beni göremiyorlar. Yoksa sende mi körsün abi! Beni görebildiğine göre… Belki de tanrı bizi göremediğinden bizden vaz geçti kim bilir?

- Biliyor musun Selim. İnsan olmak demek tanrı olup sonra da bir hiçmiş gibi bundan vaz geçmek demekmiş, şu yaşımda senden öğrendim.

Oturduğum sandalyeden kalkıp oturan Selim’e sıkıca sarıldım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Geceyi aydınlatan bir kimseyi bulduğum için…

Bu yazı toplam 7043 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.