Nimetullah Yıldız

Nimetullah Yıldız

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GERÇEK ORADA!

A+A-

                                                  

 

 

Bunu bilmek etraflıca düşünmeyi gerektirmiyordu.

Etrafı olan bir şeydi insan.

Etrafımız, etrafı olan şeylerle doluydu.

Etrafı olan her şey, etrafı olan kelimeler ile anlatılıyordu.

Etrafı olan her şey, etrafını saran şeylerle doluydu.

Etrafı olan her şey, etrafı olan diğer şeylerin etrafını sarıyordu.

Aynı kelimeyi tekrar tekrar okumak insanı ne kadar da çok yoruyordu değil mi?

Etrafımızdakilerin, etrafımızı sardığı bir alemde yoktu bunu anlatmanın başka bir yolu.

Etraflıca düşünmeden de anlayabiliyordu insan bunu.

İçindeki hakikatin etrafını saran bir bedeni vardı insanın.

İçindeki hakikate sarılmasına sebep, sonsuz nedeni vardı insanın.

Etrafındakilerin içinde olmak gibi bir mecburiyeti, içindekilere etraf olmak gibi bir gerçeği vardı insanın.

Hiç kimse o gerçeğin yanından ayrılamıyordu.

"Gerçek" hep insan ile birlikteydi ama; insan bir an olsun kendi yanında duramıyordu.

Etrafı olan her şey için geçerliydi bu.

Etrafı olan hiç bir şey kendi yanında duramıyordu.

Bu hayat kendi yanında bile duramayan şeylerle doluydu.

Belli ki hayat kendini anlatıyordu.

Kendi yanında duramayan biri, bir başkasının yanında durabilir mi?Diyordu.

Kendine dost olamayan biri başkasına dost olabilir mi?Diyordu.

Buydu bu hayatın gerçeği;

Etrafımızdaki herkes birbir kayboluyordu.

Etrafımızdaki her şey birbirini terk ediyordu.

Kimse, kimsenin yanında  durmuyordu.

Hiç bir şey, hiç bir şeyin yanında durmuyordu.

Evrenin doğasında vardı bu.

Evren genişliyordu ve de her şey birbirinden uzaklaşıyordu.

Etrafımızdaki olup biten her şey, aynı gerçeği anlatıyordu.

"Ne olup bittiğini anlamaya çalışma.

Olup bitiyor işte anlasana!" diyordu.

Vardı yine de hakikate kavuşmanın bir yolu.

Etrafını sardığın bir şey senden ayrılamıyordu.

Etrafını sardığın o hakikat bir an olsun seni terk etmiyordu.

"Yanında olmak ne ki! İçindeyim" diyordu.

"Etrafındakilere sarılma, bana sarıl" diyordu.

Buydu kavuşmanın tek yolu.

Buydu şiirlerin en güzeli.

Bu şiirde, ayrılığa dair tek bir kelime bile yoktu.

Bu şiirde, kendi içinde kafiyeli bir sanatın saltanatı hüküm sürüyordu.

Şair, etrafını sardığı bir gerçeğe sarılıyordu.

İçten içe hissediyordu gerçeği.

İçten içe hissetmek için etraflıca düşünmesi gerekmediğini biliyordu.

Dönüp etrafına baktığında ise hep aynı şeyi görüyordu.

Etrafı, içindeki hakikati unutturan yalanlarla doluydu.

Bu hayatta gerçekler bile yalanlarla söyleniyordu.

İnandığı tüm yalanlar, ona inanılmaz acılar yaşatıyordu.

Tüm mumlar birbir sönüyordu.

Etrafındakileri kaybetmesi için onları çok sevmesi yetiyordu.

Neyi çok severse ondan uzaklaşıyordu.

Kimi çok severse ondan uzaklaşıyordu.

Etrafında ki her şey ona aynı gerçeği söylüyordu;

"Etrafına değil, etrafını sardığına bak! Gerçek orada!"

"Etrafına değil, içine bak! Gerçek orada!"

"Gördüğüne değil, gösterene bak! Gerçek orada!"

"Kelimelere değil, kalbine bak! Gerçek orada!"

 

Bu yazı toplam 7590 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.