1. YAZARLAR

  2. Mustafa Kaplan

  3. GERÇEKLİK VE DÜŞSELLİK ARASINDA AHMET KAYA VE SANATIN ÖLÜMÜ
Mustafa Kaplan

Mustafa Kaplan

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

GERÇEKLİK VE DÜŞSELLİK ARASINDA AHMET KAYA VE SANATIN ÖLÜMÜ

A+A-

Gerçeğe tahammül edemeyenler, onu öldürüp, yani gerçeği hayatlarından sürgün ederek gerçeği ortadan kaldırmak isterler. Çünkü gerçek insanı rahatsız eder, gerçek insanı ısıtmaz, üşütür. O yüzden insanlar, gerçeği hayatlarından çıkarmak suretiyle rahatlamak ve ısınmak için bir araya gelmek isterler. Gerçek öldüğünde bir günah çıkarma ve bir ayin süreci başlar. Bu süreçte herkes kontrolsüz bir şekilde aziz olmaya çalışır. Ama gerçek bir defa hayatın dışına atıldı mı, bir daha geri dönülmeyecek şekilde bir düşe dönüşmektedir. Gerçek düşsele dönüşerek ölümsüzleşir. Düşsellik içinde kendine yer eden gerçek değil, gerçeğin düşüdür. 
Bu kısa girişten sonra konumuza dönersek, Ahmet Kaya’nın ölümünden sonra ve özellikle bu son dönemlerde şarkıları üzerinden sağda-solda prim yapanlar ve onu insafsızca harcayanlar var. Bir de çakma Ahmet Kayalar türedi. Bu gerçeğin taklitleri tarafından söylenen şarkılarla yüreğimiz okşanıyor. Bu yetmemiş gibi, sanatkâr Samiri’nin halkına bir sanat eseri olarak yaptığı Altın Buzağı gibi, Ahmet Kaya heykelleri yapıldı. Öfkesi yatışsın diye ellerine oyuncaklar tutuşturulan çocuklar gibiyiz. 
Peki ne oldu ve neden böyle oluyor? 
Her şey aklın donduğu ve duyguların coştuğu bir gecede verilen ödül töreniyle başlamıştı. Ahmet Kaya: “Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir klip çekeceğim.” demişti. Ahmet Kaya: “Bu ülkenin bir realite/gerçeklik sorunu olduğunu” ifade ediyordu. Tabii bunu der demez, yer yerinden oynadı adeta. Ahmet Kaya konuştukça, herkesin gözlerinde endişe ve korku birikiyordu. Bir anda bütün yüzlerde bir donukluk ve her şey buz kesildi adeta. Bu sözler herkeste soğuk bir duş etkisi yaratmıştı. Herkes ısınmak için bir araya gelirken, sanat ve gerçeklik orta yerde çırılçıplaktı. Bu ülkede “sanat yok”, “gerçek diye bir şey yok” denilerek, gerçek ve sanat yok sayılmak istenmiştir. Linç girişimi ve şeytanlaştırma operasyonu bir anda devreye girmişti. Gazeteler sürmanşetten, yazarlar köşelerinden saldırıya geçmişti. Hukuk bir yandan hukuksuzluk öte yandan kışkırtılmıştı. Toplum bir olup sanatı ve sanatçıyı ülkeden kovmuştu. 
Ahmet Kaya bu ülkede bir milattır, çünkü Ahmet Kaya ile birlikte bu ülkede sanatta ölmüştür, daha doğrusu öldürülmüştür. Hem de bu ölümü, bir magazin ödülü gecesinde, gayet güzel bir sahnede ve sahnenin loş ışıkları altında sanatçılar hazırlamıştır. Makyajlı yüzleri ve ojeli elleriyle zarif elbiseleri içinde zarif kadınlar; takım elbiseleri ve takım elbiseleriyle uyumlu kravatlı, papyonlu şık kıyafetleri içinde erkekler ve ellerinde çatallarla, bıçaklarla sanata hücum etmişlerdir. Sanatı icra ettiğini söyleyenler tarafından marşlarla, şarkılarla, alkışlarla, yani bir koro halinde, sanatçılara yakışır bir biçimde, sanatsal ve medeni bir şekilde sanatın üzerine hücumlar yapılmıştır. Sanat herkesin gözleri önünde ve dahası canlı yayında linç edilerek bu ülkeden sürgün edilmiştir. Bizi sanatın ölümüne ancak sanatçılar ikna edebilirdi, şüphesiz ki bu öyle oldu. 
Ahmet Kaya çok sevdiği, uğrunda sözler dizdiği ve bedel ödediği ülkesinden sürgün edildi. Sanat, “parmakların üzerinden su gibi akıp gitti.” Ahmet Kaya, “beddua etmeden, kendini ezdirmeden kafasına sıkıp” öyle gitti. Geride ne “cismi kalmıştı” ne de gerçekliği ve artık herkes rahat bir nefes alarak “sefasını çekebilir”di. Ahmet Kaya’nın ölümüyle gerçek öldürülmüş ve böylece gerçek bir düşe dönüşmüştü. Artık Ahmet Kaya’yı rahat bir şekilde kullanabilmenin yolu herkese açılmıştı. Artık Ahmet Kaya üzerinden prim yapan ve rant sağlayan kişiler, gruplar, programlar ortalıkta cirit atabilirdi. Çünkü gerçeğin düşe dönüşmesiyle, bedel ödeme ortadan kalkmıştır. Her şeyde olduğu gibi, bedeli ödenmemiş her söz gibi sanatta kolay ve ulu orta yerde insafsızca harcanıyor. Bedeli ödenmemiş her şey fütursuzca harcanır.


Ahmet Kaya’nın gerçekliğine dayanılmadığı için, ona bu dünyada ölümü yakıştıranlar, düşlerinde ise Ahmet Kaya’yı ölümsüzleştirdiler. Sanat ise, sanatın başkenti olan Paris’te sonsuzluğa kanatlanırken, sanata hücum eden yazarlar ve sanatçılar da sanatın mezarında günah çıkardılar. “Sanatın” ve “Gerçekliğin” varlığı acı verdiği için onu öldürdük ve yokluğunun yerine düşselli geçirerek düşü alabildiğine yücelttik.

Bu yazı toplam 814 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.