1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. GÖÇ VE GÖÇMENLİK ÜZERİNE (3) STEFAN ZWEİG
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GÖÇ VE GÖÇMENLİK ÜZERİNE (3) STEFAN ZWEİG

A+A-

"... sorun, Alman olarak mı, Yahudi olarak mı daha çok nefret edileceğim...

 Öte yandan gitmek istediğim başka bir ülke de yok, tasımı tarağımı toplayıp bir kez daha iltica edecek gücüm yok... "

 

 

 

 

Stefan Zweig ( 1881-1942), yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından biridir. Viyana doğumludur. Varlıklı bir sanayicinin oğludur. Almanya, Avusturya ve Fransa’da eğitim görmüştür.

 Büyük emeklerle hazırladığı biyografiler, novellalar, öykü, roman ve denemeleriyle haklı bir üne kavuşan Zweig, şiir, deneme, roman, öykü, uzunöykü ve yaşamöyküleriyle unutulmaz bir edebiyat dili yaratmıştır.

 

 Stefan Zweig, Türkçeye 20 yıl önce ilk kez çevrilen Günlüklerinde; yaşamı ile ilgili düşüncelerini, iç dünyasını bütün açıklığıyla ortaya koyar. Yazdıklarında derin bir insan sevgisi, barış ve insanlık olan Stefan Zweig, Avrupa'nın faşizmin saldırısı altında tam bir cehenneme dönüştüğü o yıllarda umutsuz, umarsız ve çaresizlik içindedir.

 

    Almanya'da iktidara yükselen faşizm, Avusturya'yı da sarar. Parlamento dağıtılır, sivil diktatörlük kurulur. Stefan Zweig ülkesinde zor durumdadır.

 

&&&

 

Stefan Zweig'ı en çok yaralayan şey,  çok sevdiği ülkesinde ve  doğduğu Salzburg'da, kitaplarının meydanlarda yakılması olmuştur.

Bunun üzerine Avusturya'yı terk ederek İngiltere'ye gider.

 

'Dünün Dünyası' adıyla dilimize çevrilen otobiyografisinin, 'Can Çekişen Barış' bölümünde, 1934 yılı başında Londra'ya gitmesini şu satırlarla anlatır:

"...İstediğim zaman geri dönebilirdim, sürülmemiştim, aşağılanmamıştım. Salzburg'taki evimdeki kitaplarıma henüz kimse dokunmamıştı, cebimde hala Avusturya pasaportum vardı, yurdum hala benim yurdumdu, ben hala oranın vatandaşıydım. Henüz o korkunç, yaşamayanların tahmin bile edemeyeceği, anlayamayacağı vatansızlık başlamamıştı, gözlerim açık olmasına rağmen tıpkı bir kör gibi boşlukta yolumu bulmaya çalıştığım, ayak bastığım her yerden her an, her dakika kovulacağımı bilerek yaşamak zorunda kalacağım vatansızlık günlerim başlamamıştı. Fakat yolun başındaydım..."

 

Sığındığı her ülke( Fransa, İngiltere) işgal, bombalama, nefret ve düşmanlıkla yaşanamaz, nefes alınamaz hale gelmeye başlar...

 

&&&

 

Stefan Zweig,   İngiltere'de 6 yıl sonra  "Günlüğüne"   şu satırları yazacaktır.  Yazdıkları,  duyduğu acı ve çaresizliği yansıtan satırlardır.

 

  "...Bugün bir hükümet sözcüsü, eski Alman ya da Avusturyalılarla ilişkide dikkatli olunmasını duyurdu; ahlak açısından tam bir aforozlanma, ömür boyu sürebilecek bir aforoz; sorun, Alman olarak mı, Yahudi olarak mı daha çok nefret edileceğim...

 Öte yandan gitmek istediğim başka bir ülke de yok, tasımı tarağımı toplayıp bir kez daha iltica edecek gücüm yok... işimden, evimden kopacağım, bir uçuruma, belirsizliğe mi bırakacağım kendimi...

 Sürekli bir kaçışa döndü yaşamım...Ama çevremde sürekli güvensizlik ve nefret görmeye dayanamam, hep eğilmek, hep kendimi suçlu hissetmek, hiç bu kadar karamsar, bu kadar umarsız olmamıştım...

  Nereye gidebilirim?"

 

&&&

 

  Büyük bedeller ödeyerek temin edebildiği vapur biletleriyle Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Zweig, orada da kalamayacaktır. Son olarak sığındığı ülke Brezilya'dır.

Günlüğüne, eşi ile birlikte intihara giden süreci  yazar : "...Karanlık bir gün...İtalya savaş ilan etti. Uzun zamandır biliniyordu bu ama insanların içinde az bir umut vardı.   Hiç isteğim kalmadı artık. Bu yaşamın düzelmeyeceğini biliyorum, mahvolmuş bir Fransa'yla yaşamanın --ya Alman ya da Yahudi olarak --bana düşman bir İngiltere'yle birlikte yaşamanın bir anlamı yok artık, edebiyat açısından da yapmak istediğim her şey yıllar boyunca bunlar üzerine yoğunlaşamadığım için engellendi ve altmış yaşında artık neredeyse toprağa gömülmüş  ve yarı yarıya bitmiş sayılır insan. Artık istemiyorum ve sadece bu isteği gerçekleştirmeye çekiniyorum, ancak dışarıdan bana kesin yardım gelecektir; çok zor günlerin geleceğini herkesten daha çok hissediyorum..."

 

" ...Hep kendini bastırmak, hep kendini suçlu hissetmek zorunda kalmak, bu duyguya belki birkaç hafta katlanılabilir; ancak bir varoluş biçimi olarak dayanılacak şey değil bu. Hiç bu kadar kötümser, bu kadar çaresiz olmamıştım..."

 

&&&

 

Bu umutsuzluk ve mutsuzluk, Zweig'ın intihar ederek yaşamına son vermesi sonucunu doğuracaktır. Zweig,  ikinci karısı Lotte ile birlikte intihar ettiği  22 Şubat 1942'de ilk karısı Friderike'ye veda mektubunda şunları yazar:

 

 " Petropolis( Brezilya'da son yaşadığı şehir) çok hoşuma gitti; fakat ihtiyacım olan kitaplarım yoktu ve ilk başta sakinleştirici etkisi olan yalnızlık beni dibe doğru çekmeye başladı; odak noktam olan eserim Balzac'ı iki yıllık huzur dolu bir yaşam ve tüm kitaplarım olmadan bitiremeyeceğim düşüncesi çok ağır geldi. Bir de doruk noktasına ulaşmayan şu savaş..."

Bu yazı toplam 432 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.