1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. Gözyaşları…
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gözyaşları…

A+A-

 

 

Bütün insanların gözyaşları birbirine mi benzer, aynı şekilde mi akar? Aynı davranış karşısında aynı gözyaşlarını mı akıtırlar acaba?

Bilemiyorum…

Siz hiç; ağlayan bir annenin, bir babanın veya çocukların gözyaşlarını gördünüz mü? O an içinde neler koptuğunu, neler hissettiğini, neden ağladığını anlayabilir misiniz?

Siz hiç; gözleri önünde on iki yaşındaki oğlunun bedenine on üç kurşun sapladığında, birkaç saniye sonra kendisine dönen namluların bedeninde delikler açmadan önceki kısa süre içinde, bir babanın gözyaşlarının nasıl aktığını anlayabilir misiniz?

Siz hiç; hem kocası hem de oğlu gözlerinin önünde kurşunlanırken bir annenin yüreğinden gelen acının, içini nasıl bıçak gibi parçaladığını, gözyaşlarını nasıl akıttığını anlayabilir misiniz, algılayabilir misiniz?

Eğer bilmiyorsanız, insanları öldürmeye devam edersiniz!

Siz hiç; öldürülen çocuklarının cesetlerini, öldürülen yerden alarak, ellerinde bulunan herhangi bir şeyin içine koyup getirirken, yıkamalarına izin verilmediği için, dere suyunda yıkamak zorunda kaldıkları çocuklarının naaşları başında nasıl  gözyaşı döktüklerini biliyor musunuz?

Eğer bilmeseniz savaş emrini vermeye devam edersiniz.

Siz hiç; Bağlar parkında sadece oynadıkları için “iyi çocukların” bombalarına kurban giden yedi yaşındaki Mizgin’in annesinin nasıl ağladığını algılayabilir misiniz?

Siz hiç; Batman’da, beş yaşındaki körpecik bir bebeğin bedeninde kurşunların nasıl bir yara açtığını bilir misiniz, açılan yaralara bakan bir babanın nasıl ağladığını algılayabilir misiniz?

Siz hiç; babası evde “resmi” görevliler tarafında alındıktan sonra, kendisinden bir daha haber alınmayan, cesetleri bir yol ya da dere kenarına bırakılan “kurbanların” çocuklarının nasıl ağladıklarını bilir misiniz?

Eğer bilmezseniz “faili meçhul” cinayetleri işlemeye devam edersiniz.

Siz hiç; sırf gerilladır diye öldürülen oğlunun ve ya kızının cesedine işkence yapılan, verilmeyen, kafaları, kulakları kesilen… bir çocuğun anne ve babasının nasıl ağladığını bilir misiniz?

Siz hiç; yukarıdan tonlarca bomba aşağı yağdırırken, çaresizlikte sadece dua etmekten başka seçeneği olmayan anne ve babaların nasıl ağladığını algılayabilir misiniz?

Siz hiç; babası, annesi öldürülen bir çocuğun nasıl ağladığını biliyor musunuz?

Siz hiç; aşağılanmanın, haksızlığın, çaresizliğin gözyaşlarını bilir misiniz?

Eğer bilmiyorsanız, hissetmiyorsanız, kırmızı koltuklarınızda oturup talimat vermeye devam edersiniz.

Siz hiç; öldürülmeden önce, on beş - yirmi yaşlarındaki bir gencin son bakışlarında kalan resmin ne olduğun tahmin edebilir misiniz?

Eğer tahmin edemezseniz başkasının çocuğunun yaşamı üzerine çok rahat “atıp tutarsınız, vatan millet nutukları” ile o gençlere kıymaya devam edersiniz.

Siz hiç; savaştan dolayı göçebe durumuna düşmüş, yiyecek ekmeği olmayan, yatacak yeri kalmayan, çocuklarına yemek götürecek parası olmayan bir babanın çaresizlikten gizli akıttığı gözyaşlarının bıraktığı derin izleri anlayabilir misiniz?

Siz hiç; daha doğar doğmaz “öteki” olarak damgalanan bir çocuğun, silahların gölgesinde büyürken yüreğinde nasıl izler bıraktırdığını algılayabilir misiniz?

Siz hiç; politik nedenlerden dolayı bedenleri esir tutulan, bedeninden başka hiç bir “silahı” olmayan -en önemlisi ve en zor olan-  bedenini ölüme yatırmış bir direnişçinin her saniye nasıl eridiğini, dirhem dirhem, saniyelerle nasıl yok olduğunu bilir misimiz, annesinin ve babasının nasıl ağladığını anlayabilir misiniz?

Eğer bilmeseniz, dışlamaya “öteki” yapmaya devam edersiniz.

Siz hiç; Cizre’de öldürülen on yaşındaki kızının cesedine ile ilk gece sarılıp uyuyan, on gün boyunca evdeki soğutucuda saklamak zorunda kalan bir annenin yüreğinde kopan fırtınayı bilir misiniz?

Siz hiç; çocuğu öldürüldükten sonra, elleri bağanıp tomalar arkasında sürüklenen bir anne ve babanın nasıl ağladığını, kardeşlerinin gözyaşlarını nasıl kine çevirdiğini bilir misiniz?

Siz hiç; günlerce evden çıkmalarına izin vermediğiniz bir halkın yaşadığı şehri günlerce kuşatma altına alıp, kafasını dışarı çıkaranların “keskin nişancı” katillerin hedefi olup öldürülürken, o halkın nasıl ortak bir duygudan ağladığını, nasıl bir kin büyüttüğünü, silahlar ve baskı altında çocukların nasıl büyüdüğünü bilir misiniz?

Siz hiç; ankara garında öylece bakmaya devam eden Veysel’in bakışları, Sur’da durup Amed üzerine gülüşlerimi serpen Helin’in, Deniz kıyısına vuran Ala’nın bedenininyarattığı öfkenin nasıl dalga dalga gelecek çocuklar arasında yayıldığını bilir misiniz?

Eğer bilmiyorsanız, şehirleri kuşatmaya ve insanları öldürmeye devam edersiniz.

Eğer siz, “Ne Mutlu Türküm Diyene” demiyorsa biri, kendini öyle hissetmiyorsa, “Bu topraklarda Türk’ten başka kimsenin yaşam hakkı yoktur” diyorsanız,

Eğer siz; sadece sizin gibi düşünmüyor, kendini inkar etmiyor diye birini “terörist” olarak görüyorsanız, katlinin vacip olduğunu ilan ediyorsanız,

Eğer siz, aynı halkın bazılarına, çıkarlarınıza uyuyor, işbirliği halindedir diye “beyaz veya iyi” muamelesi yapıp toleranslı davranıyorsanız, geri kalanları yok etmeye devam ediyorsanız,

İşte siz, bütün bu gözyaşlarını algılamadığınız, anlayamadığınız için bütün gözyaşlarının renginin aynı olduğunu düşünürsünüz.

Yanılıyorsunuz!

İşte siz, bu gözyaşlarını anlamazsanız, algılayamazsanız, insanları öldürmeye devam edersiniz, savaşta ısrar edersiniz.

Ve siz, bütün bu gözyaşlarını anlamazsanız, sadece kin ve nefret ekersiniz. Bu kin ve nefret her geçen gün büyüyerek size döner.

Ve sizin, “sahte kardeşlik, palavracı, timsah gözyaşlarınızla, birlikte yaşama” çağrılarınıza kimse inanmaz, acıların daha çoğalmasına neden olursunuz.

Ve siz, bütün bu gözyaşlarını anlamazsanız, her dönem başka bir Ertuğrul Özkök “Paşa”nın başında bulunduğu medyanın yarattığı hasta ruh halli toplumun içinde yer alırsınız, öldürenleri “vatan kahramanı” ilan edip alkışlarsınız, gözyaşlarında ise mutluluk hissedersiniz.

Ve Sizler, bütün bu gözyaşlarının kardeşlerinize ait olduğunu bilmiyorsanız, hissetmiyorsanız, gözyaşların akmasına sessiz kalıyorsanız, ülkenizin herhangi bir parçasına tonlarca bomba yağarken, her gün bir yerde, bir şekilde ait olduğunuzu düşündüğünüz halkınızın bireylerinden birileri öldürülürken gözlerinizi oradan kaçırıyorsanız, ortalıkta “politikacı, halkı için mücadele eden” olarak dolaşıyorsanız, yanınızda beş kişiden fazla “mahluk” bulamazsınız.

Evet, her insan ağlar, acılar karşısında gözlerinden bir şeyler akar ama bütün gözyaşlarının rengi aynı değildir! Gözyaşlarının yarattığı öfke tehlikelidir...

 

Bu yazı toplam 7802 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.