1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. GÜNDÖNDÜLER UMUTLA GÜNEŞE DÖNÜYORLAR
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GÜNDÖNDÜLER UMUTLA GÜNEŞE DÖNÜYORLAR

A+A-

Edirne’ye doğru gidiyoruz. Saat sabahın beşi… Henüz alacakaranlık bir günün ilk saatlerini yaşıyoruz. Trakyalıların Gündöndü dedikleri ayçiçekleri çiçeklenmeye başlamış bile; hasat yakın…. Yol kenarındaki sapsarı güneşe benzeyen çiğdemlere bakıyorum. Sahi Sivaslılar şemsi amer diyorlardı, çocukluğumdan biliyorum. Nasıl da umudu arttıran bir görünüme sahip. Doğu, sağ tarafımızda kalıyor ya, bütün sarıçiçeklerin yüzü güneşe döndüğünden sadece yeşil arka kısımları görünüyor araçtan… Yavaşça güneş yükselmeye başladı. Gün sıcak geçecek belli… Hafiften kemençe ile bir yol havası çalıyor radyo… Ne çok severim kemençe sesini ve ona gırtlak nağmeleriyle eşlik eden o bana hep hüzün aşılayan erkek sesini…  Şoför Karadenizli olmalı. Sordum, Yanıklı Ahmet dedi. Türküleri hep sevdim. Anadolu’nun bütün ezgilerini… İçinde hep bir hüzün barındırır bilirsiniz.

Çok zaman önce metelik havasının neşeli ezgisiyle Fatsa’ya Terzi Fikri’yi görmeye gitmiştik. Nasıl da sevinçli ve umutluyduk genç yaşımızın olanca hasletiyle… Yine yıllar önce de iş icabı her hafta giderdim Çorlu, Edirne arasını… Yol boyu kitap okuyup notlar almama şoför muavini ne çok şaşırırdı. Şimdiyse elimde Pazar gününün Cumhuriyet gazetesi ve Pazar ekini zevkle okuyorum.

Edirne’ye her hafta 1700 kilometrelik yolu aşıp gelen birisi daha var. Başak Demirtaş. O bir eş ve anne. Belli ki genç yaşında çileli günler bekliyor onu ve daha nice eşi mahpusta olan  aydınlık yüzlü genç kadınları. Her Çarşamba hiç yüksünmeden sabahın er vaktinde Diyarbakır’dan uçakla İstanbul’a sonra da karayoluyla Edirne’ye gidiyor.  Yorgunluk dahi hissetmiyor. “Asıl gitmezsem yorgun düşeceğim” diyor .” Selahattin’in umutlu neşesi beni hep diri tutuyor .”diye ekleyip…

Yirmi ay dile kolay. O yirmi ay bir babayı eşinden, çocuklarından hayli şimdiye dek uzakta tuttu. Aslında kim içerde kim dışarda belli değil ya. Ondan korkup onu içerde tutmak neyi değiştiriyor ki… Aksine hiç olmadığı kadar özgür. Hiç olmadığı kadar vakur ve dik duruyor. Özgürlüğü elinden alınan sadece kendi de değil; daha birçok aydın insan bu esareti yaşıyor. Dostum arkadaşım gazetemin sahibi İshak Karakaş’da onca zaman özgürlüğünden olmadı mı? Şimdi HDP milletvekili adayı o da. Çileli ama onurlu bir yol tutuyor her aydın gazeteci gibi…

Mine Söğüt’ün röportajında nasıl da içten anlatıyor Başak. “Elinden her iş gelir onun. Yazısı güzeldir, iyi resim yapar, şiir yazar hatta hikâyeler, öyküler… Aslında sanatçıdır Selahattin. Bir de çok iyidir. İyi bir insandır o…” Çantamda onun öykülerini anlattığı kitabı ‘Seher’ çantada zulada…

Susuyorlar; camın arkasından birbirine bakarken... Her ikisi de zamanın yetmediğini bilerek zamanı sindiriyorlar gözlerine... Susmak ne çok şey anlatıyor özlemle bekleyene… Bir saat. Onca kilometrelik hasretliğe bir saatlik süre yeter mi? Bu uzaklık sadece özgürlüğünü aldıkları adamı değil, eşini, çocuklarını hatta bütün ailesini de cezalandırmak değilse nedir? O minnacık kadın sadece ailesinin değil bir halkın dev gibi sorumluluğunu o narin omuzlarına yükleyip cananını bekliyor, bütün yirmi ay boyunca… Uzaktaki oğlunu, eşini göremeyen, aciz kalan diğer kadınlara göre şanslı da hissediyor üstelik kendini… Para bulamadığı için gidemeyen, gittiğinde de görüş saatini kaçırıp dışarıda geceleyen yüzlerce aile, yüzlerce anne, eş, çocuk…

İçeriye hasretliği götürürken, çıktığında parlayan gözlerinde hep umut ışığını taşıyor; Selahattin’den haber bekleyen memleketine hatta tüm Anadolu’ya…  Selahattin onu yalnız bırakmayan  Anadolu halklarına mesaj da gönderiyor  elbette eşiyle

"Ben haksızlıkla karşılaşan ne ilk ne de son siyasetçiyim. Ne olduğumun, kim olduğumun ve nasıl davranmam gerektiğinin bilincinde olan bir iradeyle burada ayaktayım. Beni burada diri diri mezara gömmek isteyenlere insanlık onurunu korumak adına vermem gereken tarihi bir mesaj vardı. Her türlü baskıya rağmen ben o mesajı vermeye çalışıyorum. O da şudur: Halk 'öldü' demeyinceye kadar hiçbir siyasetçi ölmez. Ben halkın emeğiyle var oldum ve ancak halk 'Bitti' deyince biterim. Halkım şu anda devam talimatını verdi bana, ben de bunu emir telakki ettim, yürüyorum. Benim olmam şart değil. Benim gibi biri bu ülkede Cumhurbaşkanı oluncaya kadar da Demirtaşların yürüyüşü devam edecek":

Memlekette bekleyen Delal’e ve Dılda’ya ise babalarının kokusunu götürüyor saçlarında…  Selahattin’in yerine annesinin elini öpüyor, dualarını alıyor. Evin içine özgürlük doluyor, karanfil kokuyor tüm odalar hatta Diyarbakır…

Dönüşte gündöndüler umutla, neşeyle güneşe selam duruyorlar. Bütün memleket o an umutlanıyor sanki…

 

Bu yazı toplam 5885 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.