1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. GURUNK-TURNA KATARI
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GURUNK-TURNA KATARI

A+A-

                                                

Her 24 Nisan anması benim, bizim, hepimizin yeniden o anları, sürgünlüğü, açlığı ve ölümü tenimde, tenimizde hissetmemize neden olur. Aradan geçen onca yıla karşın devlet nazarında halen küfür sayılan bir halkın evladıyım. Çocukluğumun ve delikanlı zamanlarımın en acı veren zamanlarını sokakta, radyoda ve televizyonlarda küfür eder gibi yüzümüze tiksintiyle bakarak, kem söz edenlerin nefret dolu gözlerini, gözlerimize dikmişken yaşadık, daha da yaşayacağız.

Her gelen hükümet bir öncekini tasvip edercesine inkâr politikaları çerçevesi içinde sözde Ermeni soykırımı cümlesini kullandılar. Bunu siyasetçiler dışında, koca koca üniversitelerin o ismi cafcaflı profesörleri, doçentleri de kullanmakta bir beis görmediler. Öyle ki, her söylem o kanayan yaramıza tuz olarak döküldü… Yandık, yakıldık kavrulduk; adeta kahrolduk. Güçlü Türk Devletinin beton bir kalıp haline gelmesinde, devlet ve millet bütünleşmesinin sağlanmasında, bu inkârcılığın, Ermeni, Rum ve Yahudi düşmanlığının rolü yadsınamaz.

Yalnız, Hrant Dink ’in katledilmesinden sonra, toplumda gelişen vicdani sorumluluk sonucunda, devletin karşısında bu duruma isyan eden, yazan, çizen ve paylaşan bir yurttaş topluluğu da oluşmaya başladı ki: bu durum hükümetin hiç beklemediği bir konjonktürdü…

Vatikan’da Papa’nın bu yüzyılın ilk soykırımı olarak Ermenilerden bahsetmesi ve Gregoryen takvimine göre 24 Nisana tekabül eden 12 Nisan günü anma ayini yapması ve hemen akabinde Avrupa parlamentosunun Ermeni soykırımını kabul etmesi, devlet aklının tekrardan inkâr politikasına sarılmasına neden oldu. Bu yetmezmiş gibi 19 Mart günü, Çanakkale anma etkinliği konuşmasında Cumhurbaşkanı, Türkiye’de yaşayan 100.000 Ermeni’nin deport edilebileceğinin sinyalini vermesi, Ermeniler ’de ve akil insanlarda isyana neden oldu. Ermenilerin her biri bir akıl tutulması yaşadı bu geçtiğimiz günlerde… Sonra Başbakan’ın o güya Osmanlı Ermenilerinden özür dileyen konuşması yaramızı daha da büyüttü

Şimdi 24 Nisan günü kendi söylemlerine göre 18 Mart’ı 24 Nisan’a çekerek Çanakkale savaşları adı altında bir anma gerçekleştirecekler. Bir zorlamayla yapılacak bu oldubitti senaryo, Ermeni Halkının bir kez daha yaralanmasına yol açacaktır. Ermeniler bunca zor geçen yüzyılın her yıldönümünde acılarını kendi içlerinde üzgün, kırgın ve acılı olarak tekrar tekrar yaşadılar. Geçenlerde kaybettiğimiz Sarkis Seropyan bir söyleşide şöyle demişti. “Ermeni çocuklarının masalları hiç olmamıştır. Kimse anlatmadığı gibi, bilmezler de. Lâkin her Ermeni dedesinin, Yayasının dizi dibinde sürgün hikâyeleriyle büyümüştür. O hikâyeler zihnine âdeta kazınmıştır. Öyle ki şimdi geçen bunca zaman zarfında artık ağlayamamaktadırlar.”

Çocukluğun o zor yıllarında, ilkokulda okuduğumuz tarih kitaplarında ve hikâyelerinde hep hain Ermeniler olarak yer aldığımızdan dolayı utanır ve için için ağlarken aslında her birimiz kendi içimizde kaybettiğimiz atalarımıza, kardeşlerimize dökerdik gözyaşlarımızı…

Ta 1890’lar da başlayan ve süregelen katliamlar, kayıplar,1915’in toplu kırım ve tehciri içinde acılarla son bulmuştur. Ermeniler, hem Kürt ağalarına, hem padişaha ayrı ayrı vergi vermelerinden ötürü defalarca şikâyet etmelerine karşın bir sonuç alınamayınca isyan etmek durumunda kalmışlardır. Bu isyanlar, her zamanki gibi yok sayılmış, maalesef Anadolu’da çıkan diğer isyanlar gibi kanla bastırılmış ve çeşitli kayıplar yaşanmıştır. Aslında sadık olan Ermeni’nin isyana meyli de yoktur. Ancak Adana’da yapılan pogromlarla Ermeniler isyan etmiş gibi gösterilerek katliamlar yapılır. Üstelik bu da tarihe Adana İsyanı olarak geçer ve Ermeniler bizi sırtımızdan vurdu teranesi ortalığa yayılır.

Kevorkyan’ın kitabında şöyle bir cümle var ki çok canımı yaktı…” Ermenilere öyle şeyler yapalım ki, sağ kalanlar ilerde bunları anlatınca kimse inanmasın” Oysa sadece tapu kayıtlarının bile açıklanması bir belge niteliğindedir. Asıl bizleri yakansa, “ Gelin bütün belgelerimizi açalım tarihçiler araştırsın diyoruz gelmiyorsunuz” yalanıdır. Her Ermeni ailesi bir belge niteliğinde değil midir?

Şimdi her Ermeni 24 Nisan günü ve sonrasında tutuklanarak Çankırı ve Ayaş’a sürülen, yol yapımında çalıştırılan ve sonra da katledilen aydınlarının ve sürülen, yok edilen halkının, akrabalarının yasını tutarken, Hrant Dink’i ve Sevak Balıkçı’yı da kayıplarının arasına koyuyor.

O acıyla kavruluyor, o acıyla yüzyılların geçmesini bekliyor.

Bu yazı toplam 745 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.