1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. GÜVERCİN CENNETİ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GÜVERCİN CENNETİ

A+A-

Kurtalan ekspresi yine 1.Perondan hareket etmişti. Bu kez paraya kıymış kuşetli vagondan almamıştı bileti. Tek kişilik bir yataklı ki çocukken az özlem duymamıştı orada gitmek için… Boynu papyonlu görevlinin,“yatağınızı hazırladım, yatabilirsiniz artık” demesini ne çok sevmişti. Babasına bir kez de bununla gidelim diye az yalvarmamıştı ya; babası, “oğlum orası zenginler için” demişti. ”Bizde o kadar para ne arar” diye de eklemişti. Çocukken bu yolu az gitmemişti; en azından yarısına, yani Sivas’a kadar… Daha sonraları ise hep otobüs yolculuğunu seçmişti; daha kısa sürüyor diye… Ukde olarak kalmıştı ki şimdi o özlemini duyduğu yolculuğu yapmaya karar vermişti.

Çantasında hayli kitabı vardı. Bunca uzun yol da kitap okumadan zaten bitmezdi ki… Yerleşir yerleşmez hemen önündeki yemek vagonunda aldı soluğu. Cam kenarına oturup, tren yazılardan geçerken seyrederek bir kahvaltı yapmayı ne çok severdi. Hoş o vakitler annem her şeyi hazırlar önümüze koyardı. Haşlanmış yumurta, peynir ve reçel ve tereyağından oluşan kahvaltıyı tren yolculuklarında hep çok sevmişti. Öğlenleri de annesini yine evden hazırladığı patates köfteleri afiyetle midelerine indirirdiler. Seyrederken yemek kadar keyifli bir şey yoktu ki…

Sıkıldığında, trenin bir başından sonuna dek giderdi. Yataklı, yemekli vagon, kuşetli derken ikinci ve üçüncü mevkilere gelince şaşırırdı. Kompartımansız, tahta oturaklı sıralardan ibaret vagonlarda alt alta, üst üste oturan, denklerini, tahta bavullarını yanlarında taşıyan fakir tarım işçilerine, köylülere ve yanlarındaki yerlerde yatan çocuklarına hep acıyarak bakardı. Nasıl da acıklı türküler yakardılar. Gecenin karanlığında yalnız istasyonlarda ellerinde denkleriyle karanlığa karışırdılar. Öylesine sinir olurdu ki gelip gördüklerini annesine anlatınca, hep beraber üzülürdüler.

Tren Haydarpaşa’ya vardığında bavulunu alıp merdivenlerde durup denize doğru baktı.İlk geldiği zaman geldi usuna… Çocuktu işte yatılı okula geldiği yıl… Daha on bir yaşındaydı. Nasıl da meraklı meraklı çevresine beğeniyle bakmıştı. O merdivenlerden görünen deniz ve onun üzerinde parlayan güneşe karşı uçan martılar harikulade bir manzara sunmuştu ona…

Bu kez arkadaşlarını ziyaret edecekti. Uzun yıllardır görmediği yoldaşlarını görüp hasret giderecek ve 1 Mayıs’ı birlikte kutlayacaktılar. Yıllar önce birlikte afişlemeye çıktıkları geceler geldi usuna… Gecenin bir yarısı herkes yattıktan sonra yavaşça dışarıya süzülür, arkadaşlarıyla buluşurdu. Kimi fırçayı, kimi sud kostik kovasını, bazıları da afişleri taşırdı. Kızlı erkekli gruplar halinde sokaklara dağılırdılar. Biraz un, kostik ve suyla nasıl da kuvvetli bir tutkal elde ederdiler. Diğer bir grup da kırmızı boya ellerinde yazılama yapardı. Gece sabaha kadar, bez afişleri de az hazırlamamışlardı. Hey gidinin yılları… Küçük kız kardeşi ondan öğrendiği marşla kendisi gibi küçük çocukları önüne katar onlarla birlikte “Geliyoruz zincirleri, kıra kıra hey! Faşistlerin kafasına vura vura hey! Diye bağıra çağıra sokakta yürürdüler.

Arkadaşları Fatih civarındaki sokaklardan birinde bir ev tutmuşlardı. İki odası olan evde sekiz arkadaş kalıyordu. Üniversitenin çeşitli bölümlerinde zorlukla okuyordular. Ailelerinden kısıtlı gelen parayla kıt kanaat geçiniyordular.  Buna geçinmek bile denemezdi ya… Arada geçici işler bulup çalışıyordular. Kimi, inşaatlarda amelelik, kimi de lokantalarda bulaşıkçılık yapıyordu. Vize zamanları ise ders çalışmaktan çalışmaya pek vakit bulamıyorlardı. Onun için hep sırayla çalışıyordular. Vizesi olmayanlar işe diğerleri okula…

Gidip eski metruk evin kapısını çaldı. Açtılar. Rutubet kokulu basamaklardan inerek bahçe katı olan bodruma indi.Kapıyı açan çocuğu tanıyamadı. Yeni biri olmalıydı. “Mustafa evde mi? Diye sordu. Evdeydi. Kapıda sarıldılar. Yiyip içtikleri ayrı gitmezdi Mustafa’yla… Hem yoldaş hem de kan kardeşiydiler. Ahmet, Vecdi, Miraç, İskender hepsi kapıya doluştular. Nasıl da özlemişti onları. Gelmeden epey öteberi, kasaptan da et ve tavuk almıştı. Ben iyi kötü para kazanıyordum. Okul da bitmişti nasılsa. Hele şu sıra protein almaları lazımdı. Gelirken bazı dostlardan para da toplamıştı onlara vermek üzere… Epey konuşup, eski günleri yâd ettiler. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan akşamı ettiler. Birileri yemeği yaptı, kendisi de salatayı görev bildi. Şöyle bol limonlu çoban salatası ölüyü bile diriltirdi. Biri sofraya büyük birtencere pilav diğeri de kuşhane içinde bir yemek getirdi.

  • Ne pişirdiniz Mustafa, koca kuşhaneyle? Mustafa gülerek göz kırptı.
  • Abi ben piliç diyeyim sen yarka de, ya da ne istersen onu söyle…

Tencerenin kapağını merakla açtım. Birkaç tane kanatlı bir şey vardı, ama tavuk desem tavuk değil, pilice de benzemiyor. Çatalı batırıp birini havaya kaldırdım. Alışkın gözlerim hemencecik güvercini seçti.

  • İmanıma bu güvercindir. Ulan bu boran kuşigini nereden buldunuz? Odadaki gençlerin hepsi birden gülmeye başladı. Ahmet sazı aldı eline:
  • Abi, kaç zamandır vizelerden dolayı çalışamıyoruz. Makarna yemekten, duru çorba içmekten imanımız gevredi. Protein almamız lazım da nasıl diye düşünüp duruyoruz.
  • Eeee!
  • Bir sabah Mustafa Eminönü’ne gitmiş, Karaköy’e geçecek, oradan da Taksim’e çıkıp bir arkadaşı görecek İTÜ’de… Tabi Yeni Cami de güvercinleri görüyor. Öyle korkmadan gelip insanın yanında yöresinde dolaşıp, uçuyorlar ki, aklına takılıyor. Gelip akşam söyledi bize de. Sabah er vakit iki üç kişi elimize birkaç çarşaf ve ekmek kırıntısı alıp gittik. İşte şimdi yediğimiz bu güvercinlerin eti… Başka çaremiz yoktu valla… Birkaçımız yok mok dese de… Bence güvercinler sevap işledi. Eğer bir güvercin cenneti varsa kesin oraya giderler.  Suyuna da çorba kaynattık. Hem bu gece afişlemeye de gideceğiz. Kuvvet lazım anlayacağın…

Tabi ya,iki gün sonra 1 Mayıs’tı… Ellerimizde fırçalar ve sud kostik kovalarıyla sokaklara dağıldık…

Bu yazı toplam 6763 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum