• Diyarbakır29 °C
  • Batman25 °C
  • Mardin27 °C
  • Bingöl24 °C
  • Bitlis26 °C
  • Elazığ25 °C
  • Erzincan24 °C
  • Şanlıurfa28 °C
  • Erzurum19 °C
  • Ağrı22 °C
  • Gaziantep24 °C
  • Hakkari22 °C
  • Muş25 °C
  • Siirt30 °C
  • Van20 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasta tutsak Güneş'in Amed ve gökyüzü özlemi
01 Ocak 2014 Çarşamba 12:52

Hasta tutsak Güneş'in Amed ve gökyüzü özlemi

Doktorların 'cezaevinde kalamaz' raporuna rağmen ölüme terk edilen ve 29 Aralık'tan bu yana durumu ağırlaşan hasta tutsak Halil Güneş, yaşama mısralarla tutunmaya çalışıyor.

Güneş hasta yatağında 21 yıldır içinde olduğu ama sadece gökyüzünü gördüğü Diyarbakır'ı "Ey yalnızlığımı çoğaltan yoksulluklarımın başkenti Amed" şiiri ile dillendiriyor. 

Diyarbakır 
- Ağır hastalığından dolayı cezaevinden acil tahliye edilmesi gereken hasta tutsaklardan biri olan Halil Güneş son olarak Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesi'nin doktor heyetinin verdiği "Cezaevinde kalamaz" raporuna rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediyor. Güneş'in durumu 29 Aralık'tan bu yana gittikçe ağırlaşırken adım adım ölüme terk ediliyor. 21 yıldır Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde hükümlü ve ağır hasta olan Güneş bütün olumsuzluklara inat direnmeye devam ediyor. Bazen her şeyi öncesinden yazmak gelir akıllara. Güneş, 21 yıldır sadece gökyüzünü gördüğü Amed'e özlem ve hasretini "Amed. Ey yalnızlığımı çoğaltan yoksulluklarımın başkenti Amed" adlı şiiriyle dile getiriyor. 

İşte Halil Güneş'in 2 gün önce kaleme aldığı şiiri: 

"Ey yalnızlığımı çoğaltan yoksulluklarımın başkenti Amed
 "
Ömrüm ardında bırakırken tüm baharlarını, 
Toprağına basmayalı 21 yıl oldu
Göğe uzanan dallarımın suyu çekildi 
Hiçbir filiz çiçek açmadı uçlarında
Ama köküm toprağın en derinine salan damarlarını 
Yüreğim, umutların en dirisini taşısaydı 
Aşkla tutkun aşklarının siyah uzun saçlarını tararken düşlerinde;
Tek bir kez uymazdı dizlerimin dibinde…
Sebepli sebepsiz hep sevdi insanı 
Ağacı, kuşu, börtü, böceği, çalıyı, ormanı, ırmakları, yaylaları ve dağları 
Fakat kanım hiç ısınmadı, içine doğduğum beton yığınları kentlere
Her kent kuruluş da ihanete açılan bir kapı gibi yükseldi önümde 
Titrese de dizlerim her defasında umursamadan ve gülerek geçtim;
Bu zülüm ve cinnet kalelerinde…

İşte ömrüm! 
Bahar benzeri kentler de bıraktı peşinde 
En güzelleri dahi uğramadı uykularıma 
Hiç rüya da görmedim tekinsiz kentlerin uykusunda
Bir cezaevi ringinin kirli avuç içi camları ardında ellerim kelepçeli geçtim adını bilmediğim Anadolu kentlerinden de
Binlerce göz ile görürken gözlerim, hiçbirinin göğüne ulaşmadı bakışlarım 
Her kent kirletilmiş bir aşkın sureti, yerine getirilmemiş koca-koca yeminli sözlere okunmadan köşeye atılmış mektuplara benzerdi
İlk kurşunla yüreğini vuran aşık gibi…
İhanetin ve intiharın acıyla yüklü, arsız yapay güzelliklere gizlenmiş cazibeli ışıktan birer mekandı efendilere, o ihtişam yüklü tüm kentler 
İşte bu kentlerde, ömrümüzün ışığında, dağ kokulu hayallerimize, sokak aralarında, köşe başlarında, varoşlarda sıkıldı ilk kurşunlar
Zulme mekan korkunun kentlerinde inat; sımsıkı sarıldı ellerimiz öfkenin kabzasına 
Her kent çarkında öğütürken kuşağında en yiğitlerini, gözlerinde pırıltılı dağ dorukları ışıyordu
Ve tüm ara sokaklar, patikalara açıyordu kapılarını
Unutmak; ihanet hafızaya, ama beklemek de ihaneti neslime!
Bir bir kapanırken kuşağıma kirli kent kapıları, bedenlerimiz den kapılar açtık dağ doruklarında umutlara…
Ve öğle saf, öğle apak; süzülürcesine toprakta 
Milyonların dilinde çoğalıp, ağarttılar ketlerin buruşuk şafaklarını…
Sokak sokak; cadde cadde, meydan meydan, bakın işte; herkes pencerelerini özgürlüğe açıyor korkmadan
Çocukluğumuzun vurulduğu bu kentte…

Ve Amed'e
Ayten Amed! Jiyan Amed! Dilan Amed!
Amed; kentlerin boynunda asılı bir gerdan gibi ölümle yaşamın kesiştiği koca bir kavşaktı umut ile kölelik ve özgürlük ile tükeniş arasında
Bundandır en güzel çocukları surlarda ateşle kutsar bedenini
Dünyanın aydınlık yüzü ve direncin her çarpan yüreği Dicleden yayılır tüm zamanların koynuna…

Amed!

Al, baharlarını ardına bırakmış ömrümün kalanını koynunda emzirdiğin ateşten çocuklarının yüreğine koy!
Hala ışıl ışıl sömürgeci zulmün gözlerini kör eden Mazlum'un elindeki alev alev, o üç kibrit çöpü! Üç renk isyan! Üç renk direniş çığlığı! Üç kavga güzeli, üç can; Hevala Ayten, Doktor Jiyan ve aşk özlü komutan Dilan surlarda yürekten meşalelerle aydınlatıyorlar…
İhanete açılan tüm kentlerin kapısında durmuş, direnişi zafere taşıyorlar 
Hem de hiç hesapsız. Can! Can! Can! Kürdistan! diye…
Haram olsun unutanlara, analarında emdikleri, o ak süt! 
Haram olsun Roboski'yi Gever'i unutan yüreklere…’’diye sona eriyor Halil Güneş’in hasret kokan şiiri.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim