1. YAZARLAR

  2. NURİ SINIR

  3. HERYER KAN İÇİNDE
NURİ SINIR

NURİ SINIR

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

HERYER KAN İÇİNDE

A+A-

 

 

 

 

Evet,her yer kan içinde.

 7Haziran seçimlerine Kürd toplumu büyük bir beklenti ile girmişti.Bu seçimin oluş şekli ve gidişatına yönelik eleştirilerim olmakla beraber,yaratılan algı ve beklentiler toplumun belleğine savaşın biteceğini ve parlamentoya gidecek Kürd milletvekillerinin bu işi parlamentoda oluşacak siyasal iktidarla çözüme götüreceğine inanmıştı.

     Ama olmadı.

     Seçim öncesi iki buçuk yıla sarkan ve adına "çözüm süreci"denen çalışmalar,  Dolmabahçe’deki  toplantı sonrası yapılan açıklamayla ‘’sonuç alınacağı’’  beklentisi yaratırken,Cumhurbaşkanı’nın "ben böyle bir kararı tanımıyor,masa da,müzakere de yok"açıklamasıyla, ülkede büyük bir gerginlik yaratılmış,seçim çalışmalarında olmadık suçlamalar ve haykırışlar bu gerginliği artırmıştır.HDP'nin bürolarına atılan bombalar,cesedi parçalanan HDP seçim aracının şoförü ve en son Diyarbakır HDP mitinginde patlayan bomba ile ölen insanlar sonucunda yapılan seçimde HDP barajı aşmış ve parlamentoya 80 milletvekili göndermişti.Kürd toplumunda yaratılan sevinç,seçim akşamı Newroz alanının hınca hınç dolmasına ve sevinç gösterilerine neden olmuştu.Bu sevinç fazla sürmedi.Seçimden hemen sonra Kandilin savaş açıklaması ve devletin savaş naraları her şeyi alt üst etmeye yetmişti. Yine seçim sonrasında Suruç’ta patlayan ve 33 cana mal olan bombanın akabinde,Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi her şeyi çığırından çıkardı. Savaş tüm Kürd bölgesinde can almaya başladı.Asker,polis,gerilla,sivil ölümleri ayırım gözetmeden gün geçtikçe çoğalmaya başladı.Siyaset dili alabildiğine sertleşmişti. Hükümetin "kökünü,köklerini kazıncaya kadar devam edin"açıklamaları savaşın boyutunu dahada ileriye götürmeye yetiyordu.

    Savaş tüm vahşetiyle kentlerin içine girmişti.Can almaya,kan dökmeye doymuyordu.

    Varto'da öldürülen bayan gerillanın cesedi çırıl çıplak teşhir ediliyor,etrafında toplanan güvenlik güçleri o çıplak cesetle resim çekiyordu.Şırnakta öldürülen bir genç,polis aracının arkasına iple bağlanarak,vahşet ve canavarlık adeta teşhir ediliyordu.Ateş düştüğü yeri yakıyordu.Ölen askerler,polisler törenlerle ve yakınlarının feryatlarıyla defnediliyor,aynı feryatlar Kürdistan'ın her yerinde  göklere yükseliyordu.Varto'yu Yüksekova,Yüksekova’yı Hakkari Şemdinli ve sırasıyla Lice,Silopi.Silvan,Cizre,Nusaybin,Bismil takip ediyordu. Bir yandan kazılan hendekler ve  yüzü kapalı gençler,   diğer yandan  acımasızca saldırıya geçen devletin kolluk kuvetlerinin her yerde akıttığı kan. Toplumda yaratılan gerginlik,yaşadıkları alanlardan kaçan on binlerce insan ve talan edilen,tahrip edilen kentler,kasabalar.Doğrusu Kürt toplumu böyle bir savaşı beklemiyordu.Cumhurbaşkanı tarafından buzdolabına konulan "çözüm sürecinin"çıkarılması ve ve bu vahşi uygulamaların bitmesi endişesi ile son dönemde olup bitenlere anlam veremiyordu.

     Bu savaştan kim karlı çıktı?

     Kürt'lerin karlı çıkmadığı aşikar.En büyük zararı Kürt'ler ve yerleşim alanları, kentler,kasabalar ve buralarda yaşıyanlar; evlerini,barklarını,yakınlarını,çocuklarını ve her şeylerini kaybedenler çektiler.

     Geçen biri ile yaptığım bir sohbette bana "bu savaştır,devam edecek.Hani burası daha Kobani olmadı ki.!"söylemi dehşet verici bir söylemdi.

     Ne isteniyor,neyin peşindeler ?

     Dört parçada birleşik Kürdistan ile başlanan mücadele,demokratik özerklik hatta ondan da geri ne ifade ettiği belli olmayan ‘’öz yönetim’’e gelmiş durumda.

     Öz yönetim denen ve istedikleri şey defalarca farklı kesimlerin de  dillendirdikleri  yerel  yönetimlerin güçlendirilmesinden başka bir şey değildir.Başbakan da geçen gün "1 Kasımda iktidara gelirsek Avrupa Birliği Yerel Yönetim Özerklik  Şartı’nı  iyileştireceğiz." diyordu. Çünkü Türkiye’nin,bu madde ile ilgili çekincesi vardı.

    Bu madde ve bu maddenin getirisi etrafında dönenlerle ilgili talepler için bu kanın dökülmesine gerek var mı.? Bu kentlerin yıkılmasına,bunca insanın acı çekmesine gerek var mı ?

    Bu istemler,bunca acıyı gerektirmiyor.Bunca ölümü gerektirmiyor.İki tarafa da,savaşın tarafdarı olan iki tarafa da düşen,bu inattan vazgeçmedir.Halklarına ölüm ve acıyı reva göreceklerine,ihtiraslarını bırakıp sorunu insani boyutta çözmedir.Bunun adı da görüşmedir,müzakeredir.

   Sahi görüşme sürecinin baş mimarı sayın Öcalan nerede ? Neden görüştürülmüyor,neden yanına kimse gidemiyor ?Devlete lazım olduğu zaman mı müzakerecidir,kanın bunca aktığı bu gün neden avukatlar,siyasiler görüştürülmüyor ?

    Hulasa her tarafı kokan bir ortam.Kimin ne yaptığı,ne yapacağı belli olmayan bir ortam.

Bütün acıları çeken,yaşıyan bir toplum.Bunlara kim ne zaman "dur", "yeter",diyecek o da belli değil.

    Ama ben kendi adıma,yeter ve durun diyorum.Takip edilen bu yolun,ölümlerin,öldürmelerin,acının,talanın,yakılan,yıkılan kentlerin ne Kürd halkına,nede Türk halkına bir yarar getirmediği ve getiremeyeceği ortada.

    Silahları susturun,halklarınıza huzur getirecek ortamı yaratın.

    Bu talebin yerine getirilmesi çok mu zordur.Sizin için zorsa eğer, bu millet elbette ki bıçağın kemiğe dayandığı noktada, sizlere ‘’dur’’ diyecektir.

Bu yazı toplam 2885 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.