• Diyarbakır18 °C
  • Batman19 °C
  • Mardin22 °C
  • Bingöl16 °C
  • Bitlis11 °C
  • Elazığ16 °C
  • Erzincan16 °C
  • Şanlıurfa20 °C
  • Erzurum11 °C
  • Ağrı12 °C
  • Gaziantep19 °C
  • Hakkari13 °C
  • Muş13 °C
  • Siirt19 °C
  • Van11 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İŞÇİLER ÖRGÜTLENİYOR (1939-1950)  ( 1 )
13 Mart 2016 Pazar 10:27

İŞÇİLER ÖRGÜTLENİYOR (1939-1950) ( 1 )

Şubat sonunda Türkiye’de İşçi Hareketi Tarihi 1908-1984 başlıklı kitabımın ikinci baskısı İmge Kitabevi Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu.

 Bu olayı izleyen günlerde sürpriz bir « çakışma » meydana geldi : Yayınlanmasının yakın ama bu kadar yakınlığından haberim olmayan başka bir kitabım da öbüründen sadece bir hafta kadar sonra TÜSTAV’a bağlı Sosyal Tarih Yayınları’nca piyasa çıkarıldı. İşçiler Örgütleniyor, 1939-1950 başlıklı bu kitabın ön ve arka kapaklarını ekte gönderiyorum. Bu kitaba ilişkin tanıtıcı bir makaleyi de burada dikkatinize sunuyorum :

Bu iki kitap aslında, özünde, temelinde birbirini tamamlayıcı nitelikte. Hem akraba, hem yoldaş:

Türkiye'de İşçi Hareketi Tarihi 1908-1984’te dönemlere ayırıp neredeyse özetle ve genel bir bakış açısından incelediğim işçi hareketi tarihinin 1939-1950 gibi epey hareketli, siyasi, ekonomik, toplumsal ve bilhassa çalışma hayatımız ve emekçiler açısından çok önemli bir dilimini ise ikinci kitapta irdeliyorum. Epey ayrıntılı ve pek bilinmeyen veya çok az bilinen kaynaklardan edindiğim özgün bilgilerle.

Yıllarımı alan bu çalışma sayesinde daha sonraki yıllarda işçi hareketinin liderliğini yapacak isimlerin pek çoğunun 1945-1946’da ve hemen sonrasında kendilerinden söz ettirdiklerini saptayabiliyoruz. Onlara sendikacılık, işçi örgütlenmesi, işçi haklarının elde edilmesi için mücadele ve eylem geleneği konularında yol gösterenlerin ise 1910’lardan, 1920’lerden ve 1930’lardan gelen işçi önderleri olduğunu da. Böylece işçi hareketi tarihindeki sürekliliği ispatlayan bilgileri buluyor ve meraklılarına sunuyorum. 1946’da kurulan dönemin sendikalarından kimi ise geçmiş dönemlerde cemiyet veya dernek isimleri altında faaliyet yürüten örgütlenmelerdir : Bu da işçi örgütlenmesindeki devamlılığın işaretlerinden bir başkasıdır. 

İkinci savaş sonrasında sadece işçi örgütlenmesi, sendikacılık konularında değil, siyasi açıdan da son derece önemli gelişmeler söz konusudur : « Çok partili » sisteme geçilmesi, siyasi parti kurulmasına göreceli bile olsa özgürlük tanınınca onlarca siyasi parti kurulması ve bunların arasında iki sosyalist, birkaç sosyal demokrat partinin de yer alması özel bir inceleme gerektiriyordu. Bu kitapta özel bir bölümde bunu yapmaya çalıştım. Aynı zamanda hemen hemen bütün siyasi partiler, savaş yıllarında analarından emdikleri süt burunlarından getirilen emekçilerin ve hele kadın ve çocuk işçilerin ve madenlerde zorunlu çalıştırılan yarı köylü-yarı emekçilerin haklarını koruyucu önlem alacaklarını programlarında açık açık belirttikleri için bütün partilerin programlarında emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarını iyileştirmeye yönelik tedbirlerin de bu bağlamda irdelenmesi, vurgulanması, yazılması gerekiyordu. Öyle yaptım. Bu dönem içinde kurulan bütün partilere ilişkin birçok bilgiyi kitapta bulmak mümkün. Kimi siyasi partinin yönetiminde yer alan işçilerin izini sürdüm, sonraki zaman dilimi içinde neler yaptıklarını araştırmaya çalıştım. Bulduklarımı aktardım, böylece ilginç sonuçlara ulaştım : İlerici, sosyalist partilerde görev alan sendikacıların ve işçi önderlerinin daha sonraki yıllarda da siyasi mücadelede emekçilerden yana tavırlarını sürdürdüklerini saptayabildim. Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunda sendika liderlerinin başı çekmesi hiç te rastlantı değildir. İşçi hareketinin tarihsel süreçi böyle diyor.

Savaş yıllarındaki akıl almaz derecedeki zor çalışma koşullarının baş sorumlusu Milli Korunma Kanunu’nu hukuki açıdan özel bir biçimde inceledim. O yıllarda yürürlüğe konulan ve savaşın bitmesine karşın 1947 sonuna kadar yürürlükte tutulan Sıkıyönetim’in nasıl ve ne tür baskı aracına dönüştürüldüğünü de.

Emekçiler akıl almaz biçimde sömürülürken Türkiye’de ilk ciddi sermaye birikimi olgusunun da aynı yıllarda meydana gelmesi şaşırtıcı olmadığı gibi sermaye birikimi ile sömürü arasındaki doğru orantıyı ülkemizde de saptamak olanağını buluyoruz.

Dönemin emekçilerinin, işgücünün özelliklerini birkaç başlık altında inceliyorum. Daha sonraki dönemler için önemli ipuçları bulurken, dönem boyunca emekçiler arasındaki « işçileşmek » meselesi de kendiliğinden ortaya çıkıyor : Kimi işkolunda artık babadan oğula anadan kıza işçileşmek söz konusudur.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Zonguldak, Soma gibi birçok kent ve kasabada ve köyde madenciler, zorunlu olarak madenlerde çalıştırılan köylüler ve mahkumlar binbir dertle ugraşarak ülkenin kömür ihtiyacının giderilmesi için canlarını dişlerine taktılar. İkinci Dünya Savaşı sırasında, « iş mükellefiyeti » uygulamasıyla, Milli Korunma Kanunu gereğince zorunlu olarak madenlerde çalıştırılan yurttaşlarımızın durumunu yerinde incelemek üzere milletvekilleri gruplar halinde madenlere ziyaretler düzenliyor, görüp dinlediklerini birer raporla TBMM’e sunuyor ve gerekli önlemlerin alınması için çabalıyorlardı. Kitapta ayrıntılı bir biçimde sunduğum gibi bu tür ziyaretler ve daha başka belirleyiciler sonucu savaş biter bitmez madencilerin çalışma ve yaşam koşullarını düzeltici toplumsal politika önlemleri alındı: Çalışma saatleri düzenlendi, belli sınırlar içine alındı, çocukların ve kadınların madenlerde çalıştırılmaları yasaklandı, konut ve sağlık konularında ciddi ama maalesef kalıcı olmayan adımlar atıldı.

Dönem içinde mücadele eden emekçiler arasında madenciler yanında fırın işçilerini, şöförleri, otel, lokanta ve eğlence yerlerinde çalışanları saymak lazım. Fırın işçileri çekilmez çalışma koşullarının düzeltilmesi ve düşük ücretlerinin artırılması için Ankara başta eyleme gitmekten çekinmediler. Otel, lokanta ve eğlence yerlerinde çalışanlar ise bir aylık ücretlerinin bir akşam sofrasında harcandığını kendi gözleriyle göre göre bilinçlenmeye başladılar. Bilinçleşmek çelikleşmek gibi işçiler için yaşamsal önem kazandı.

O yıllarda madenciler, Zonguldak ve çevresinde olduğu gibi, sırası gelince haklarını korumak için eyleme gitmek gereğini duydular, yeni tür mücadele biçimleri geliştirdiler. Bunlardan birkaç örneği kitapta sunuyorum. O yılların madencilerine, köylülerine borcumuz var : Hem bizim, hem devletin.

Savaş bitiminde devlet, madenciler başta bütün emekçilere borcunu ödemek için, Avrupa’daki gelişmeleri de yakından izleyerek ve o gelişmelerin etkisi altında, kimi ciddi toplumsal politika önlemi almaya başladı : 1936 tarihli İş Kanunu tanımına göre işçi sayılanların, yani ülke düzeyindeki emekçilerin sayısına göre son derece sınırlı bir kümenin, dertlerine derman olmak için Çalışma Bakanlığı’nın kurulmasını, bu alandaki İngiliz etkisini, İş ve İşçi Bulma Kurumu ile Sosyal Sigortalar Kurumu’nun hizmete girmesini, ama maalesef bunların o sınırlı sayıdaki işçiler için bile yetersiz kaldığını bu bağlamda inceliyorum. Bu konularda kıyaslama için gerekli rakamları da sunarak. Ancak devlet, patron, emekçi temsilcilerinden oluşan üçlü yapıya sahip bu kurumlar içinde kimi işçi önderinin ve/veya iktidara yakın sendikaların yöneticlerinin devletle ve aynı zamanda devlet-partiyle bütünleşmesinde yeni bir kapı açıldığını da. Böylece sonraki yıllarda giderek « zenginleşecek », incelediğimiz dönemde kendilerini işçilerin temsilcisi olmaktan daha çok devletin işçiler arasındaki temsilcisi gibi algılayan, devlet memuru değil « devletin memuru » sendika bürokrasisi oluşuyordu. Kitapta isimlerini ve neler yaptıklarını aktarıyorum.

Devlet-partisinin yaratığı sendika bürokrasisi en geniş biçimde işçileri de bu « kervana » katmak için bir sendika için yapılamaz faaliyetlerle işçileri « uyutmanın » yollarını açtı, döşedi, sonraki yıllara kadar uzattı. Bu konudaki birçok örneği kitapta aktarıyorum : Dönemin günlük gazetelerine ve dergilerine yansıdığı biçimde. Dönemin sendikacılarının anlattıklarına dayanarak. Ne eksik ne fazla. İbretlik çünkü. « Uzlaşmacı sendikacılık » veya « devlet sendikacılığı » veya « sarı sendikacılık » yolunda emin adımlarla yürüyen sendikaların düzenledikleri eylemleri okuyunca göreceksiniz. Kitapta ve burada eleştirilen sendikaların bu eylemleri düzenlemeleri değil, sadece bu eylemleri düzenlemeleridir. Yıllık bütün faaliyetleri iki « çay partisi », bir « tanışma toplantısı », beş « kutlama telgrafı » biçiminde özetlenebilir çoğu kez. « Tanışma toplantısı » bilhassa Çalışma Bakanı ile veya Çalışma Bakanlığı’ndan yüksek memurlarla filan yapılınca daha kıymetli oluyor …

O günlerde devletin ve devlet-partisi CHP’nin en büyük korkusu sendikalardı ve sendikaların kurulmasına izin vermek zorunda kalınca da sendikaların kendi güdüm ve denetiminde bulunmamasıydı. Burada TBMM’de birçok milletvekilinin kurulacak işçi örgütlerine « sendika » isminin verilmemesi için nutuklar attıklarını da anımsatayım. 

CHP kurulacak sendikaların kendi vesayetini kayıtsız şartsız kabul etmelerini zorunlu kılıyordu : Bu amaçla hem 1947 tarihli Sendikalar Kanunu’na dünya kadar hüküm koydu hem de sendikaları öncelikle devlete bağlı fabrikalarda, işyerlerinde bizzat kurarak, başlarına partiye yakın isimleri getirerek bir tür devlet sendikacılığının yaratıcısı oldu. Bu tür sendikaların, biraz önce değindiğim biçimde hayırsever derneklerinin faaliyetleriyle yetinmelerini zorunlu kıldı : Hem yasayla, hem kendi dayatması ve uygulatmasıyla …

1946’daki iki sosyalist partinin ve Türkiye Komünist Partisi’nin katkı ve yol göstericiliğiyle öncelikle İş Kanunu’nu bile uygulamayan ve sömürünün çok yüksek olduğu özel kesim işyerlerinde, tütünde, tekstilde, kağıtta,gıdada, kurulan sendikalara gelince, altı aylık canlı ve umut dolu ömürleri Aralık 1946’da Sıkıyönetim’in müdahelesiyle sona erdirildi, yöneticileri tutuklandı ; sonra hukuki, idari, adli, polisiye, askeri ve her türlü yöntemle bir daha bu tür sendikaların kurulmasının önü alınmak istendi. Boşuna caba. Çünkü adını « 1946 sendikacılığı » koyduğumuz, sendika tanımına uyan, hakiki, gerekince mücadeleden kaçınmayan, siyasi tavır takınmaktan çekinmeyen sendikacılık akımı sömürü oranının yüksek olduğu özel kesim işyerlerinde örgütlenmesini şu veya bu biçimde sürdürmek gücünü buldu, yeniden doğdu, gelişme yeteneğini gösterdi ve bu gelenek te cesur ve namuslu sendikacılar ve kurdukları hakiki sendikalarıyla sonraki yıllara taşındı. Bu konudaki örnekler de kitapta.

O dönemde ve sonrasında yasak olmasına rağmen grev de yapıldı. Dönemin grevlerinden saptayabildiklerimi tek tek ve olanakların elverdiği ölçüde bulabildiğim, edinebildiğim belgelerin yardımıyla tarihsel olarak sıralıyor ve sunuyorum. Dönem boyunca grev hakkının yasayla tanınması tartışması ise gerek basın-yayın organlarında, gerekse TBMM’deki değişik kanun teklif veya tasarılarının görüşülmesi sırasında aralıksız sürdü … Sendikacılar da bu tartışmaya farklı açılardan katıldılar, « grev yanlısı » ve « grev karşıtı » olarak ikiye bile bölündüler. Böyle bir hadise başka bir ülkede yaşanmadığı, yaşanamayacağı gibi, « böyle bir şey Türkiye’de oldu » dediğinizde şaka yapıyorsunuz sanmaları da ne kadar « orijinal » sendikacılara sahip olduğumuzun delilidir. Lütfen bana inanın. Veya o dönemin günlük gazetelerinde yazılanlara.

Evet böylece ayrıntılı bir biçimde işçi hareketi tarihinin çok önemli, sonrası için belirleyici bir dönemine ilişkin bulguları okuyucularımla, bu konuyu merak edenlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü böyle bir ugraşın genel, siyasi, iktisadi, toplumsal tarihimizin ayrılmaz bir parçası olan işçi hareketi tarihinin araştırılmasında, yazılmasında yararı olacağına inanıyorum. 

M. ŞEHMUS GÜZEL’İN YENİ KİTABINI YAYINLADI :

TÜRKİYE’DE İŞÇİ HAREKETİ, 1908-1984 (2)

M. Şehmus Güzel’in ilk baskısı Şubat 1996’da Kaynak Yayınları tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de İşçi Hareketi Tarihi 1908-1984 isimli kitabının ikinci baskısı yirmi yıl aradan sonra Şubat 2016’da okuyucuya sunuldu. İmge Kitabevi tarafından yayınlanan yapıtı, idefix, kitapyurdu, babil.com, kitapambarı, sözcükitabevi, odakitap, kitapağacı gibi internet satış birimlerinde ve iyi kitapevlerinde bulmak mümkün. 

Evet işçilerin de, işçi hareketinin de bir Tarihi var : Bir zamanlar bu ülkede işçiler eylem yapıyordu. Aradan geçen zaman içinde eylemler nerede ? İşçiler nerede ? Biz neredeyiz ? Yazar kitabında bu soruların ve benzerlerinin yanıtlarını arıyor, bulduklarını okuyucularına sunuyor. Tam sırasıdır belki kitaptan işte tadımlık birkaç satır :

“Ziyade yevmiye talep idenlerin haklarından geline!” (3. Murat, 1587).

“...an asıl maadin reayası külli yevmin cevher ihrac ve her anü zeman furun ihrakiyle meşgûl olmak lâzimei maaşlarından iken...” (3. Ahmet, 1729).

“Zaten bizim sendika teşkilinin yasaklanması hakkında kanun çıkarılmasını teklif etmemiz sadece ameleyi himaye maksadıyladır. Yoksa sermayedarları himaye maksadıyla değildir. Çünkü sendikaların elinde amele, emin olunuz ki, esir olacaktır.” (Ali Bey, Adalet Bakanı, 1909, o günlerde hazırlanan Tatil-i Eşgal Kanunu - Grev Kanunu- vesilesiyle yaptığı konuşmadan).

“Halkı, alnının teriyle geçinen emekçileri düşünmedik...  Onların hayatını sağlamak şöyle dursun, grev yapmalarına meydan vermemek maksadına matuf kanunlar neşrettik. (...) halkın, avamın düşmanı olan patron ve sermayedar sınıfın lehinde kanunlar neşrolunmuştur.” (Tekin Alp, İttihat ve Terakki Fırkası’nın ekonomik konulardaki ideologu.)

“Yeni kanun (1936 tarihli İş Kanunu),  sınıfçılık şuurunun doğmasına veya yaşamasına imkân verici hava bulutlarını ortadan silip süpürecektir.” (Recep Peker, CHP Kâtib-i Umumisi, 1936.)

“Sayın arkadaşlarım, doğrudan doğruya dernek kelimesi yerine artık sendika ismini kullanıyoruz, bu kelimeden ürkmemek lazımdır. Nasıl ki, serpuş yerine şapka demiş isek, bugün de işçi derneği yerine sendika kelimesini kullanacağız.” (Vedat Dicleli, Diyarbakır Mebusu, 1947.)

“Faşizme ihtar eylememizin dayanağı, Anayasadır. Anayasamızın başlangıç ilkesidir. Faşizme karşı ‘uyanık bekçiliğimizin’ yüklediği vazgeçilmez bir görevin yerine getirilmesidir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisidir, insanlarımızın can güvenliğini sağlamayı tüm yasaların üstünde kabul eden ‘doğa yasasıdır’. Çocuklarımızın öldürülmesinin önlenmesini istiyoruz. Eylemimiz bunu sağlamak içindir. Hukuka aykırı ise bunun sonuçlarına katlanacağız. Yeter ki, çocuklarımız öldürülmesin; yeter ki, Anayasamız çiğnenmesin; yeter ki, faşizm kanlı diktasını kuramasın.” (Abdullah Baştürk, DİSK Genel Başkanı, 20 Mart 1978.) 

1830’lardan günümüze ülkemizde birçok işçi eylemi yapıldı, değişik işçi örgütlenmelerine tanık olundu ve bu olaylar karşısında devlet değişik tavırlar takındı. Bu uzun dönemdeki İşçi Hareketi Tarihi’ni bir kitaba sığdırmak kolay olmadı. « Devlet Büyüklerimizden » birkaçının emirlerinden, TBMM’deki veya başka bir mekandaki konuşmalarından, nutuklarından aktardığımız bu birkaç alıntı « gelişimi » bir parça bile olsa yansıtıyor. M. Şehmus Güzel kitabında bu konuda başka birçok örnek daha vererek ülkemizdeki İşçi Hareketi Tarihi’ni yaratan olayları okuyucularıyla paylaşıyor.

yazar-foto.jpg

M. ŞEHMUS GÜZEL

İŞÇİLER ÖRGÜTLENİYOR  

(1939-1950)

Sosyal Tarih Yayınları, Belge Araştırma Dizisi: 25

  1. Basım : Mart 2016 

ISBN 978-605-4513-27-7

636 sayfa, 50 TL

(Arka Kapak yazısı)

Türkiye’de işçi örgütlenmesinin, Avrupa ve Batı ülkelerindeki işçi sendikacılığıyla kıyaslanınca, azgelişmişliğinin ya da başka bir deyişle gelişememiş olmasının altında ne gibi etkenler yatmaktadır? İktidarların bu konudaki uygulamaları nelerdi ? Neler yaptılar? İşçi örgütlenmesi üzerinde baskı var mıydı? Geçmiş yılların işçi örgütlenmesi, işçi deneyimleri unutturulmak istenmiş midir?

İşte, 1940’lı yıllardaki işçi örgütlenmesini araştırma konusu olarak seçtiğimde yanıtlamak istediğim birkaç soru. Bu çalışmada en önce bu sorulara ve benzerlerine yanıt aramayı amaçlıyorum.

M. ŞEHMUS GÜZEL

 

M. ŞEHMUS GÜZEL KİMDİR?

26 mart 1947’de Ergani'de doğdu. Annesi Ganime Güzel, babası Hasan Güzel’dir.

İlk ve ortaokulu kasabasında okudu.

İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nden ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (SBF) mezun oldu.

Doktorasını 1970-1975’de Fransa’da, Tours ve Aix-en-Provence kentlerinde gerçekleştirdi. 1975’te ülkeye döndü.

Antalya, Isparta ve Ankara Meslek Yüksek Okullarında müdürlük, Hukuk Bilgisi, Anayasa Hukuku, Ticaret Hukuku, İş Hukuku, Fransızca dersleri öğretim üyeliği yaptı.

1978-1982’de SBF’de Sosyal Politika ve İş Hukuku Bölümü’nde çalıştı : Türkiye ve Fransa’da İşçi Hareketi Tarihi, Sendikacılık,  Sosyal Politika ders ve seminerlerini verdi...

Eylül 1982’den bu yana Fransa’da yaşıyor : Paris-VII, Paris-VIII, Paris-X ve Niamey (Nijer’in başkenti) üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı : Devlet-Ulus, Devletsiz Halklar, Yakındoğu Tarihi, Türkiye'de İşçi Hareketi Tarihi, Toplumsal Mücadeleler Tarihi, Kadınlar ve Mücadaleleri, Günün Tarihi Açıdan İrdelenmesi ders ve seminerlerini yönetti. Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, Hollanda, Türkiye ve Macaristan’da birçok kollokyuma katıldı : Türkiye'de İşçi Hareketi Tarihi, Kadınların Mücadelesi, Yılmaz Güney, Abidin Dino, Devlet-Ulus ve Yakındoğu Halkları gibi konularda tebligler sundu.

1970’lerin başından bu yana birçok gazete, dergi ve ansiklopedide Türkçe ve Fransızca pek çok makalesi yayınlandı. Öğretim üyeliği (prof. dr.) yanında, 1980’lerin başından itibaren birçok gazete ve dergide ücretsiz ve karşılıksız söyleşiler, makaleler, köşe yazıları yayınladı. Türkçe, Fransızca, Almanca, İngilizce, İspanyolca ortak yapıtlara katkıda bulundu.

Araştırmalarını ve kitap çalışmalarını emekli olduktan sonra da sürdürüyor.

Bu süreç içinde bilimsel konularının ötesine geçti ve uzun yıllardan beri ilgilendiği, kimi çok yakın dostu, Abidin Dino, Fahrettin Petek, Remzi Raşa, Yılmaz Güney gibi Paris'te bir süre yaşayan sanatçılarımıza ve eserlerini çok beğendiği Osman Şahin, Leyla Erbil gibi yazarlarımıza  ilişkin birkaç kitap yazdı.

Son yıllarda yazılarını edebi yönü ağırlıklı insanokur, ayorum, cerideimülkiye gibi değişik sitelerde yayınlıyor.

2016’nın gelişi vesilesiyle Footbusiness-Futşenlik, Leyla Erbil İle, Paris’in Nabzı Metroda Atar, Çok Kül-Türlü-Lük isimli dört kitabı e-kitap olarak ve ücretsiz okuyucularına sundu. Bu dört e-kitabı Güzel’in düzenli yazı yazdığı sitelerde ve değişik yerlerde okumak mümkün.

2016 Şubat ayı sonunda İmge Kitabevi Yayınları Türkiye'de İşçi Hareketi Tarihi 1908-1984 isimli çalışmasının ikinci baskısını, Mart başında ise TÜSTAV’a bağlı Sosyal Tarih Yayınları İşçiler Örgütleniyor (1939-1950) isimli çalışmasını okuyucuya sundu.

Çalışmalarını Almanya, Belçika ve Fransa'da sürdürüyor.

 

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim