Yakubi Doktor

Yakubi Doktor

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

İŞTE O!

A+A-

Adamın elleri, sanki saydam bir nesneye dokunmanın ilk heyecanıyla titrek, dokundu şarap kadehine. Oldukça tenha bir yudumun ardından gülümsedi. Geceyi elinden tutup sürükleye sürükleye getiren gündüzün, o tatlı yorgunluğuyla yaslandı arkasına.Şu dakikayı seviyordu. Saat herhangi bir 2.20 yi gösteriyordu ama  bu saat onun ilham perisiyle buluştuğu bir zaman dilimiydi, kahramanları olurdu, onlarla sabahın ilk ışıklarına değin sohbet ederdi ta ki ilham perisi yanında getirdiği Tanrı misafiri kahramanı sabah olunca alıp götürene kadar.

 

O yazdıklarına ya da yarattığı karakterlere âşık değildi. O kendine bunları yazdıran perisine âşıktı, umutsuzca. Son zamanlarda neler okuduğunu ve neler yazdığını düşündü. İlk aklına gelen; bir dergiye gönderdiği oldukça uzun mektuplar oldu sonra yırtıp yırtıp attığı onlarca karalama… Çok okuyordu fakat eli kalemi kâğıda her ulaştırdığında, ilham perisinin portresini her çizmek istediğinde kilitlenip kalıyordu. Böyle zamanlar çok olurdu. Bu bir kuluçka dönemiydi. Sancılı geçerdi ama… Geçerdi… Geçmeliydi…Geçmek bilmiyordu.

 

Faydalıydı bu dönem, çünkü hemen ardından tükenmeksizin yeni aşklar, yeni sevdalar, yeni öyküler ve yeni kahramanlar dökülürdü kaleminden… Geçmek bilmiyordu.

 

O; yazabilmek için sürekli âşık olmanın, sürekli umutsuz bir sevda taşımanın gerekliliğine inanıyordu. Yazabilmek için herkese ve her şeye âşık olabilirdi. Çünkü yazmaya âşıktı. Çünkü aşka âşıktı. Bu inanç; ardı arkası kesilmez aşklar, âşıklar getiriyordu kalemine, hatta bazen kendinden habersiz kendini kandırma cüretkârlığına kadar uzanıyordu cümleleri… Sadece yazmak… Çünkü yazmak yaşamak demekti. Yazmak aile demekti. Yazmak paylaşmak ve rahatlamak demekti. Yazmak; onun tanıdığı en iyi terapistti.

 

Bir kelime asıldı boşluğa: “Tükenmek” , gözleri aynanın soluna iliştirdiği fotoğrafa takıldı. Hani şu ilham perisini onun içinde hapsettiği güzellik… Aşkın sürekliliğini onda bitirmişti. İstem dışı onda olmak, izinsiz ve iz düşü onu almak. İşte sorunun cevabı: “Neden yazamıyordu?” . Çünkü insan yaşarken yazamıyordu. Birden müthiş yazarlarını düşündü…O, âşık(!) olan müthiş yazarları. O, hiç tereddütsüz sevdayı anlatan müthiş yazarları(!). Güldü…Şarap çok acı buldu bu gülüşü bir yudum daha istemedi bu gülüşten (oysa mahzenden yeni çıkmış bir gülüştü bu).

 

Kulaktan kulağa anlatılan bir masal geldi aklına:

“Bundan asırlar önce; iki kafalı, dört kol ve dört bacaklı yaratıklar yaratmış tanrılar. Bu yaratığa ‘insan’ ismini vermişler. Bu yaratıklar bir türlü anlaşamıyormuş kendileriyle… Sağdaki ayaklar doğru yol burası buradan gitmeliyiz derken soldaki ayaklar hayır doğru yol bu taraf diyormuş. Tanrılar bu anlaşamayan yaratıklara bir ceza vermek istemiş ve her birini tek kafalı, iki kol ve iki bacaklı yaratıklar olarak ayırmışlar ve her bir parçayı birbirinden milyonlarca km uzaklara yerleştirmişler. Ceza olarak bu ayrılan bedenlerin ruhunu tek bırakmışlar ve ömürleri boyunca ruhlarının diğer yarısını aramakla geçecek bir yaşam biçmişler bunlara. Bulmayı zorlaştırmak için de bir parça ‘fark etmezlik’ ekilmiş bedenlerine. Hep bir özlem köklenmiş içlerine, hep bir boşluk hâkim olmuş kalplerine…”

 

İşte herkesin hayattaki tek amacı budur; ruhunun diğer parçasını aramak! dedi kendi kendine, kalan son damla şarabı doldururken kadehine.

Son kadehini, benliğinde üstün insanı hissetmenin fark edilirliği ve köklenmiş özlemin çürümüşlüğüyle aynaya iliştirdiği fotoğrafa doğru kaldırdı.

 

“İşte o!”

 

Bu yazı toplam 926 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.