Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KALEKAPISI

A+A-

 

 

 

Adana'nın ortasından Seyhan nehri geçer.  Seyhan Baraj gölü ve Seyhan nehri Adana'ya bambaşka bir güzellik katar. Deniz bulunmayan Adana'yı deniz kıyısında bir kent gibi hissettiren Seyhan gölü ve  Seyhan nehrinin mavi-yeşil rengiyle görünüşüdür.  Eski portakal bahçelerinin yerinde kurulan Merkez parkını ve nehrin Karşıyaka'sına kurulan otellerin, beri yakasındaki restore edilen yapıların güzelliğini ortaya çıkaran da Seyhan nehrindeki yansımasıdır.

 

 Çok değil kırk elli yıl öncesine kadar, Seyhan nehrinin iki yakası  Seyhan'la Yüreğir, Taşköprü ile birbirine bağlanırdı. Taşköprü yaklaşık 1500 yıl önce İmparator Jüstinyen tarafından yaptırılmış, bugün de yaya trafiği için kullanılan dünyadaki kullanılan en eski köprülerden biridir.

 

                                               &&&&&                                                        &&&&&

 

   Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notları'nın ilk cildinde, " Yolda Hastalık" başlıklı yazılarında müfettişlik günlerinde Adana'ya yaptığı seyahati anlatır. Seyhan Nehri'nin kıyısında bir misafirhanede Taşköprü'yü karşı kıyıdaki bahçelerin görünüşünü anlatırken, Seyhan nehrinin kıyısındaki "portakal ve limon bahçelerinde kış kavunları gibi biraz tatsız, fakat karakteristik bir yaz tadı ve ve kokusu var" dedikten sonra grip salgını olduğunu anlatır. Pencereden her gün öğle ve ikindi saatlerinde Seyhan köprüsünden karşı yakadaki mezarlığa sıra sıra tabutların götürüldüğünü yazar.

   Reşat Nuri Güntekin'in Anadolu Notları'nda hikaye ettiği Adana'yı gezdiren, teftiş ettiği ortaokulda öğrenci olan Yaşar Kemal'dir.  Okuduğu 1.Ortaokulda ( sonradan Tepebağ Oraokulu) derse girmeyerek merdiven boşluğunda bekleyip, yazarla tanıştıktan sonra, Reşat Nuri Güntekin'in isteği üzerine birlikte Adana'yı dolaşırlar. Gittikleri yerlerden biri Taşköprü'nün başındaki Kalekapısı'dır. 

 

Çukurovayı ve Kalekapısını ilk anlatan Reşat Enis'tir.

 

 

 Reşat Enis, Toprak Kokusu romanını, 1940-1945 yılları arasında beş yıl yaşadığı Adana'da gazetecilik gözlemlerini, röportajlarını birleştirerek yazmıştır. Yayınlandığı 1945 yılı, Meclis'te, "Toprak reformu" yasa tasarısının görüşüldüğü günlerdir. 

 

       Kitap, Bakanlar Kurulu kararıyla hemen toplatılmıştır. Kitapta, Çukurova'daki tarım ve fabrika emekçilerinin ağır çalışma koşulları, sıcaklar-bataklıklar-sivrisinekler-sıtma-karnı şiş çocuklar, ağaların;  ırgatları, çapada, sulamada, patozda, pamuk toplamada, günde neredeyse 16 saat yok pahasına çalıştırmaları, Ticaret Odası ve Çiftçi Birliğinde ağaların örgütlülüğüne karşın ırgatların, tarım emekçilerinin örgütsüzlüğü, az topraklı köylülerin topraklarına, ağaların siyasi iktidarın ve bürokratların desteğiyle el koyması, işçilerin örgütlenme çalışmaları sarsıcı gözlemlerle ve bütün açıklığıyla anlatılır.

 

  Toprak Kokusu romanında anlatılan Çukurovadır. "...Bu kaynaşan, Anadolu'nun yüreğinin attığı yeri, Çukurova'yı ilk o dile getirdi ve ondan sonra gelenlere bir çığır da olsa yolu o çizdi..." diyor, Yaşar Kemal. Toprak Kokusu romanı, gerçekte bir kısa öyküler, anekdotlar, meseller anlatısıdır. 

   Romanın kahramanları; Boyalısakal Mehmet, Boyalısakal Mehmet'in kızı Elif ve Öğretmen Yalçın'dır. Ama bizce Toprak Kokusu romanının kahramanı, ırgatı, fabrika işçisi, sahtekar imamı, Ağaları, Patronları, sıcağı, sıtması, pamuk toplayanları, patoza bacağını kaptıran işçisi, genelev, pavyon işçileri ile bütün Çukurova'dır.

 

                                                         &&&&&                &&&&&                                              

 

  Evrensel yazarımız Yaşar Kemal, ' Bugünlerde Bahar İndi'  adıyla yayınlanan şiir kitabında aynı isimli şiirde Kalekapısı'nı anlatır.

    ...

  Bugünlerde bahar indi Çukurova'nın düzüne

  Maraşlı Malatyalı

  Tekmil ırgatlar

  Sersefil döküldü yollara 

  Gelir uzun tozlu yollardan

  Gelir uzak yollardan

  Tabanları şişer.

   ...

   ...

   Sersefil dökülmüşler yollara

   Gelirler acı

   Elleri kütük gibi

   Ağır

   Toprak dolmuş yarıklarına

    Kapkara

    Damarlardan kan toplanır gibi yüreğe 

    Öylesine alışkın 

    Toplanırlar Çukurovaya

    Toplanırlar sarı

    Toplanırlar acı

    

    Bura Kalekapısıdır binbir ayak

    Bura Kalekapısıdır liyme liyme

    Zehirlenmiş bir sarı şafak çöker

    Şafaktan önce

    Şafaktan önce ayaktadır

    Binbir ayak insanıyla

    Kalekapısı dört döner

    Kalekapısı umuttan taşar

    Umut kapısı kapanmaz

     Bütün kapılar kapanır

     Umut kapısı kapanmaz

     Ardına kadar açıktır

     Irgatların elleri kadar

     Yürekleri gibi

     Yani demem odur ki hiç kapanmaz

      Şimdiye kadar Kalekapısında milyonlarca yürek çarpmıştır

     Aynı minval üzre çarpmıştır

     Kalekapısı yokluktan dört döner

     

    ....

    ....

 

         &&&&&&&&&&&&&&&

 

     Emekçilerin, işçilerin yazarı Orhan Kemal, en görkemli eseri 'Bereketli Topraklar Üzerinde' romanında Kalekapısının yüzlerce yıldır ırgat pazarı olduğunu yazdıktan sonra, Kalekapısını şöyle hikaye eder: 

   "...

   Taşköprü'nün bu geçesinde, yüzyıllar görmüş ırgat pazarının ırgat kaynaşan kalabalığına cigaraların neşeli dumanlarını salarak kahve, çay, nar, koruk şurubu, limonata, buzlu ayran içen " Ağa"lar memnundurlar. Irgat boldur, Çukurova tarlalarındaki işe yetecek insan gücünün çok üstündedir. Haftalıklar düşecek, pamuk ucuza elde edilecektir.

------- Irgata hele ırgata!

---------- Heye kardaş...

----------İtoğlu itleri şımartmıyak giden yıllar gibi ha! 

--------- Töbe demen mi?

---------- İt kapıda zebun gerek  hemşerim...

-------.........................

-------..........................

  Değdiği yeri köz gibi yakan güneş tam tepededir.  Irgat adı altındaki birtakım insanlar değil, paçavra yığınları beklemekten usanır. Birden deli gibi bir sağanak...Ortalık sel sele gider. Ardından güneş. Tırnağına kadar sırılsıklam paçavra yığınlarından dumanlar tütmeğe başlar.

    Peygamberler kitaplar dolusu sabır getirmiştir Allah adına!

  Yağmurda ıslana, güneşte tüte kuruturlar. Torbalardaki tandır, yufka dürümleri tükenip çarşı ekmeğine verilecek son kuruşlar da suyunu çektikten sonra, aç çocukların feryadı göğe yükselir.

   .......

Analar, erkek yüzlü analar, avuçları nasırlı analar, gözlerinde dökecek gözyaşı kalmamış analar, iş ve ekmek haberiyle dönecek erkeklerinden yana dikmişlerdir gözlerini. O yana, kocalarının her sabah, daha şafak sökmeden gidip omuz omuza doldurduğu " Irgat Pazarı" na!

 Erkekler de kadınları gibi bir deri bir kemiktirler. Değdiği yeri köz gibi yakan güneşin altında, aç terli ama sabırla bekleşirler. Irgatbaşılar ırgat pazarının mutlak hakimidirler. 

 İnsanlar aş ama umutsuz değillerdir!

.....

   Günler geçer, sonra haftalar. Yaşlılarla aç çocuklar ölür. Çukurlarına  gömülü gözleriyle kadınlar, çocuklarının feryadı ve ölüm acısıa kanıksamış kadınlar çok az konuşarak beklerler.  

 Erkekleri gelecektir, er geç gelecektir erkekleri!

......

   Çukurova'da bahar harikadır!

   Gök masmavi, kırmızı topraklar yemyeşildir!

  Çukurova'nın bereketli toprağına dört kilo çiğit at, seksen kilo kütlü, yani tohumlu pamuk versin!

 

Bu yazı toplam 1140 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.