1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Karpuzumuz kurtarılabilir mi?
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Karpuzumuz kurtarılabilir mi?

A+A-

Diyarbakır’ın simgesidir karpuz.

Tıpkı dünyanın en büyük kalesi, dünyada Çin Seddi’nden sonra ikinci olan surlarımız gibi…

Evet. Diyarbakır karpuzla, karpuz Diyarbakır’la ünlüdür.

Çünkü, bir zamanlar, daha doğrusu yakın yıllara kadar dünyanın en büyük karpuzu Diyarbakır’da yetiştirilirdi.

Büyüklüğü, ağırlığı, tadı ve çeşitleriyle dünyaca ünlü Diyarbakır Karpuzu, Diyarbakır folklorunun, Diyarbakır müziğinin baş menüsüdür. 

Şarkılara, türkülere, manilere girmiş, efsanelere konu olmuştur.

         Ocakta duman olur,

         Gün olur, zaman olur,

         Diyarbekir karpuzu

         Her yerde yaman olur…

Adına, festivaller, şenlikler düzenlenen Diyarbakır’ın büyük karpuzları Dicle kıyılarında bostan dediğimiz kumluk alanlarda özel bakımla yetiştirilir(di).

Büyük karpuz yetiştirmede KOĞA adı verilen güvercin gübresi kullanılır(dı).

KOĞA karpuzu büyüttüğü gibi özel bir tat almasını da sağlardı.

Ne var ki artık eski büyüklükte karpuz yetişmiyor Diyarbakır’da.

Eski tadı da yok artık.

Çünkü, tarımsal ilaçlamalar yüzünden güvercinlerin neredeyse nesli tükendi. Bunun sonucu olarak KOĞA kalmadı.

Bu yüzden köylerdeki BORANHANELER (Güvercinlikler) boş kaldı, yakıldı gitti.

Eskiden, Dicle kıyılarında karpuz üretimi fazla olduğu yıllarda, yakın köylerin hemen tümünde BORANHANELER vardı. Bostan sahipleri ürünleri için gerekli olan Koğayı buralardan alırlardı. Ayrıca, kent içindeki bazı camilerin kubbelerinde, en çok da Ulu Cami’nin çatılı bölümünde yuva yapan güvercinlerin KOĞASI da yılın belirli aylarında toplanır kullanılırdı.

Bostan sahipleri bu gübrelerin karşılığında camilere bağış yaparlardı.

………..

Diyarbakırlı karpuz üreticileri eskiden, hem bu işin ticaretini yapar hem de nam olsun diye büyük karpuz yetiştirirlerdi.

Üzerine şarkılar, türküler, maniler yakılan Çay Karpuzu tezgahlarda uzun kılıçlarla kesilir,  kiloyla ve dilim, dilim satılırdı. Karpuzcular ellerindeki kan kırmızı dilimleri bağıra bağıra gösterir, karpuzla ilgili manileri, tekerlemeleri peş-peşe sıralayarak dikkat çekmeye çalışırlardı.

Düğünlerde, eğlencelerde söylenen türkülerin içinde mutlaka karpuz da vardır...

 

Karpuz kestim sulandı,                                ,

Yedim başım dolandı,                                 

Kırılası kollarım,                                          

İnce bele dolandı.                                       

 

Karpuzun al dilimi                                       

Nettin benim yarimi,                                     ,                                    

Ben bu dertten ölürsem,

Göze alsın ölümi.

………….

Sonraki yıllarda, tarlalarda, bağ ve bahçelerde yapılan tarımsal ilaçlamalarla, kentlerde artan DDT kullanımı ve haşere ilaçları diğer canlılar gibi güvercinleri de olumsuz etkiledi. Bunun sonucu olarak yüzbinlerce güvercin  telef oldu…

Güvercinler azalınca Koğa bulunmaz oldu. Doğal olarak üretici Koğa kullanmayı bıraktı yavaş yavaş. Onun yerine daha ucuz başka gübreler ve kimyasallar kullanmaya başladı.

Şimdilerde artık, işin ticari boyutunu dikkate alan karpuz üreticileri başka bölgelerden getirttikleri yabancı tohumları, ayrıca da kimyasal gübreler kullanarak erkenci karpuz yetiştirmeyi yeğliyorlar.

Bu yüzden Diyarbakır Karpuzu’nun özelliği ne yazık ki giderek kayboldu. Tadı ve şekli bozuldu.

Dahası, çevre kirliliği yüzünden Dicle kıyılarında da sağlıklı üretim yapılamıyor artık.

Yıllarca Maden ilçesindeki bakır fabrikasının atıklarının nehre boşaltılması yüzünden Dicle’de meydana gelen kimyasal kirlilik yetmezmiş gibi kıyılara yakın yerlerde oluşan yerleşim bölgelerinin kanalizasyonlarının da nehre akıtılmasının yarattığı kirlilik Diyarbakır karpuzunun felaketi oldu…

………

Artık o ünlü büyük Diyarbakır çay karpuzları da anılarda kaldı.

Asırlar öncesinde Diyarbakır’a gelen yabancı yazarlar ve gezginler anılarında özel bakımla yetiştirilen bu karpuzların saraylardaki ziyafetler için develerle İstanbul’a gönderildiğini abartılı bir biçimde anlatırlar.

 

Büyük karpuz yetiştirmek için Dicle’nin kumluk kıyılarında yaklaşık 60 x200 cm ölçüsünde büyük çukurlar açılır. Buraya ekilen tohumlara itina ile bakılır. Koğası zamanında verilir. Teyekteki gücün sadece bir ya da iki karpuza aktarılmasını sağlamak için  de fazlalar ayıklanır sadece bir-iki  meyve  bırakılır.  Böylece bir evlekte sadece iki karpuz yetişir ve büyür… Ve tabii bostanların başında yazlık hülleler kurulurdu…

Nam olsun diye yetiştirilen iri karpuzlar genellikle kentin büyüklerine, ya da uzak kentlerdeki tanınmış kimselere hediye olarak gönderilirdi.

Ne yazık ki artık yıllardan beri Dicle kıyılarında yetişen hakiki Diyarbakır Karpuzu’nu bulmak da görmek de neredeyse mümkün değil …

Anadolu’nun çeşitli kentlerinde, özellikle de Adana’nın Ceyhan ve  Karataş bölgelerinde yetiştirilen iri karpuzlar “Diyarbakır Karpuzu” adı altında piyasaya sürülüyor. Hatta bunlar Diyarbakır’da bile alıcı buluyor…

Söz buraya gelmişken sorsak;

Başta Tarım Bakanı hemşerimiz olmak üzere, yetkililer ve elbette Dicle üniversitesi “Diyarbakır Karpuzu”nu yeniden hayata döndürmek için ne yapıyorlar acaba…

Bileniniz var mı?

 

 

 

 

Bu yazı toplam 651 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.