1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Kawa Efsanesi
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kawa Efsanesi

A+A-

 

 

Demirci Kawa efsanesi 2200 yıl sonra hala tavında dövülen demir gibi ışıyor, karanlıkta kıvılcımlar saçıyor. Ve iki özelliğiyle birçok başka efsane içinden sıyrılıyor, dikkatleri çekiyor. Biri ‘ortaklaştırıcılığı’ diğeri ise tarih içinde kazandığı ‘özgün işlevi’. Şimdi burada Kawa’nın hikayesinin ayrıntılarına girmeyeceğim. ‘Benim Kawam’ı anlatacağım. Ama işte tam da bu nedenle Kawa’nın hikayesinin bu iki dikkat çekici yönünden söz etmem gerekiyor önce.

Kadim efsanelere biraz yakından ve karşılaştırmalı biçimde baktığımızda motiflerinin, ‘leitmotiv’lerinin ve ikincil, yan motiflerinin benzeş ve hatta aynı olduğu görülür. Efsaneler birbirlerinden bu motifler ‘sistemi’ içinden yapılan seçim ve seçilen motifsel öğelerin birbirine eklemlenişiyle ayrışır. Ortak, genel bir dil sisteminden yeni bir ‘sentaks (söz dizimi)’ ve ‘semantik (anlam bilimi)’ doğrultusunda cümleler üretmeye benzer bu süreç. Ama efsanler öğelerine ayrıştırıldığında ortaya çıkan şudur ki, birbirinden çok uzak coğrafya ve kültürlerde aynı efsane motifleriyle farklı hikayeler üretilmiş, anlatılmış, yayılmıştır. Demirci Kawa efsanesi bu açıdan ortaklaştırıcı. Çağlar boyunca insanın dünyayı kendisine anlatırken kullandığı motiflerin, imgelerin en ‘popüler’lerinin bir çoğuna bu efsanede rastlarız. ‘Soy efsane’dir bu haliyle ‘Demirci Kawa’. ‘Dövülen demir’, ‘ağır işçilik’, ‘zalim hükümdar’, ‘kurban edilen oğul’, ‘meşale, ateş’, ‘iki kardeş arasındaki farklılık ve düşmanlık’, ‘kıskançlık’, ‘gençlik iksirini arayış’, ‘gizli eğitim’, ‘hükümdarın karşısındaki sıradan kahraman’… Bu öğeler efsaneler çağında dünya coğrafyasını dolaşmış, dolaşıyor gibidir ve ‘Demirci Kawa’ ile Mezopotamya fonunda yeni bir dizge oluşturur. Motif zenginliği Demirci Kawa’nın tarihsel açıdan ortaklaştırıcılığını sağlar.

2200 yıl sonra ‘Demirci Kawa’nın aktüalitesini ise, Newroz’u da aktüalize eden Kürt özgürlük ve demokrasi hareketi sağlıyor ve işte bu aktüalite de ‘Demirci Kawa’yı kadim efsaneler içinden alıp bugünün siyasi söylemlerine eklemliyor. Bu yeni bir özgünlük tabii 2200 yıllık bir tarihten bahsedildiğinde.

Ben işte burada arayacağım ‘Benim Kawam’ı. Efsane ile gerçekliğin buluştuğu, yaklaştığı yerde ve elbette ‘Demirci Kawa’nın motiflerine de bakarak.

Bu iki kriter son 25 yılda binlerce insanın hayatını kaybettiği bir savaştan söz ederken tarifimin adaletsiz olmaması için gerekli sanırım.

Demir dövmek sabır ister, kararlılık ister. Bunları onda gördüm ben. ‘Benim Kawam’da.

Mütevazı bir kahramanlığı da saptadım onda. O öyle yaşadı. Tevazu ile, kahramanca.

Çileci ve bilgeydi. Çilesini çekip gün ışığına çıktığında sakalını kesmedi.

Adanmıştı. Halkına, Halklara.

Modern bir emekçiydi. 20’inci yüzyılın sonlarına kadar sosyalist ikonografinin temel figürlerinden birini oluşturmuş; o kol gücüyle zincirleri koparan ve bir şekilde ‘Demirci Kawa’ tasavvuruna da denk düşen emekçi resimlerindeki gibi biri değildi. Ufak, tefekti. Moderndi onun gücü. Aklın ve vicdanın gücüydü.

Ölürken, bizi terk ederken o haziran akşamı, efsaneye karışıyordu. Bir başka anlatısına Kürt halkının. Mem û Zîn’e. Ve bir başka anlatı oluyordu: Orhan Doğan.

22 Temmuz 2007 seçimleri öncesiydi. Hukuki nedenlerle ‘Bin Umut Adayları’ndan biri olamamıştı. Ne gam. Dedim ya: Tevazu ve adanmışlık onun hasletlerindendi. Şöyle sesleniyordu halka o haziran akşamı: “Bizi 13 yıl önce meclis kapısından ensemizden tutarak tutsak alanlar, Kürt halkına olan bağlılığımızı ve sevgimizi de tutsak alacaklarını sandılar. Ancak yanıldılar, hem de çok yanıldılar. 22 Temmuz seçimlerine girmemizi de engellediler. Olsun engellesinler. Biz zaten makam mevki peşinde değiliz. Biz 22 Temmuz’da parlamentoya onlarca Orhan Doğan, Leyla Zana, Hatip Dicle ve Selim Sadak gönderiyoruz. Biz bugüne kadar halkımızın emrinde olduk. Sizlere hizmet etmeye devam edeceğiz.”

O akşam, o aynı akşam, Orhan Doğan şunu da söylüyordu kalp krizi geçirerek kendisini halkının kollarına bıraktığında yarım kalan konuşmasında: “Değerli dostlar, ben bugüne kadar size barış ortamını sağlayamadığım için özür dilerim. Arkadaşlarım adına özür dilerim.”

Sonra işte kendisini halkına bıraktı, efsaneye karıştı.

Doğubeyazıt’ta ‘Ehmedê Xanî Kültür Sanat Festivali’nin kapanışında yapıyordu bu konuşmayı Orhan Doğan. Mem û Zîn’in anlatıcısı, kayıtcısı, yazarı Ehmedê Xanî’ nin adına düzenlenen bir festivalin kapanışında. Halkı da onu bu efsanevi aşıkların yanına gömdü. Mezarı efsane ile gerçekliğin Mezopotamya topraklarından hercümerç olduğu yerde.

O efsanesi ve gerçekliğiyle benim için Kürt halkının mücadelesinin insanlık tarihindeki ortaklıklarını ve özgünlüklerini ortaya koyuyor.

‘Benim Kawam’ı ben onun üzerinden anlatabileceğimi düşünüyorum. Anlatıyorum. Dostumuz Orhan. Yine de erken kaybettik onu.

Bu yazı toplam 1021 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.