1. YAZARLAR

  2. Sıddık ALGÜL

  3. Kaybolan Meslekler (11)
Sıddık ALGÜL

Sıddık ALGÜL

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolan Meslekler (11)

A+A-

 

Karcılık

 Karcılık çok zahmetli bir iştir. Kışın yağan kar, dağlarda kayaların güneş almayan tarafında gölgelik kısımlarda istiflenip saklanarak yazın kavurucu sıcağında içilecek suyun, ayranın veya şerbet gibi içeceklerin içine atılırdı. Ayrıca dondurma yapımında kullanılırdı. Yazları içine kar atılmış soğuk içecekler sıcak havalarda yürek ferahlatırdı.

Kar basarken, önce dağda kayaların dibinde veya oyuğunda güneşten fazla etkilenmeyen bir yerinde yer seçilir. Seçilen bu yerin taşı ve toprağı atılır, yer temizlenir ve düzeltilir. Üzerine saman ve tuz serpilir. Sonra bu düzeltilen yerin üzerine bir kat kar, bir kat tuz atılır ve küreğin tersiyle, loğla sıkıştırılır. Bu sıkıştırılmış kar yığınının üzerine bir kat daha kar atılır ve tekrar bunun da üzerine tuz serpilir ve aynı şekilde sıkıştırma yapılır. Her kat kar atımında bu işlem aynen tekrarlanır. Düzenlenen yerin hacmi dolunca, kar yığınının üzerine tekrar tuz serpilir ve kar yığınının tümü üzerine kalınca saman serilir. Ve bu defa saman sıkıştırılır. Böylece kar yığını hazırlanmış olunur.

Yazın kar yığınından kar çıkartılacağı zaman da, önce saman kar yığınının üzerinden sıyrılır, sonra kar testereyle kalıp şeklinde kesilir ve bir telise sarılarak yük hayvanlarına yüklenerek meydanda satılmak, dondurma yapılmak üzere ve de lokantalara, kahvelere satmak için çarşıya getirilirdi.

Kar basmada tuz iki nedenden dolayı kullanılmaktaydı. Birincisi, kar çabuk erimesin. İkincisi de, kar kurtlanmasın diye. Peki, kar kurtlanır mı? Bunu Karcı Edo'ya (Adnan Ergezer'e) sormalı.

Diyarbakır’da sur dışında açılmış  büyük kar kuyuları vardı. Ergani'de de Makam Dağı'nın arkasında Efe Osman (Uğur), Karcı Memet (Mehmet Acar) ile Bavo Hocanın oğlu Karcı Mamut (Mahmut Ergezer) basarlardı.

Elektriğin yaygın kullanımı sonucu önce buzhaneler çıktı, sonra da her tür ve boyda buzdolapları... Buzhanelerde buzun bolca üretilmesi ve ardından buzdolaplarının evlerde en çok aranan bir gereç olması karcılığın ölümüne oldu.

 Dondurmacılık

 Dondurma; süt, süt kaymağı, şeker, damla sakızı ve tatlandırıcı hoş kokuların belli oranda karıştırılıp bir kap içinde sürekli karıştırılarak yapılan dondurucu bir yiyecektir. Sade yapıldığı gibi meyveli, çikolatalı ve vanilyalı gibi çeşitleri de vardır.

Karışım, tatlandırıcılarla birlikte, çevresine tuz, kar veya buz konulmuş bir kaba dökülür. Kabın içersindekiler bir el manivelası ile dondurma donuncaya kadar çalkalanır, dövülür. Böylece dondurmanın havayı emmesi ve buz kristallerinin istenen boyutlarda olması sağlanır. Dondurma sakız gibi uzayan, kolay kolay erimeyen bir durum alır.

Elde edilen dondurma, etrafı kar veya buzla beslenmiş bir soğuk kabın (tahta fıçının) içinde muhafaza edilir. Bu kabın içinden yenileceği zaman servis yapılır.

Ağzımızı tatlandıran, sıcak yaz günlerinde içimizi ferahlatan ve bugün çok değişik aromalardan yapılan dondurmanın tarihi çok eskidir. Marco Polo (1254-1324), Çin gezisinden dönüşünde Avrupa'ya yanında meyveli dondurma getirmiştir.

Elektrik kullanımının ve makineleşmenin yaygınlaşması ve de çok hızlı bir biçimde teknolojinin gelişmesi sonucu bugün dondurma çeşidi çok arttı; dondurma yapımında yoğun emeğin yerini yoğu teknoloji aldı; birim zamanda üretilen dondurma miktarı devasa boyutlara ulaştı. Bugün el yapımı dondurmalar, yerli fabrikasyon tipi dondurmaların; yerli fabrikasyon tipi dondurmalar da, yabancı markaların karşısında ayakta kalma mücadelesi vermekte. Ama üstün teknoloji ve tekelci sermaye karşısında pek fazla şansları yok.

 Culfacılık/ Dokumacılık

Dokumacılık çok eski ve önemli mesleklerinden biridir. ABD Harward Üniversitesi tarih profesörü Mehrdad R. Izady'ı yazdığına göre; Dünyada düzenli "modern" dokuma ile yapılmış 9000 yıllık en eski kumaş Çayönü'nde bulunmuştur. Ve bu kumaşın bulunuşu 1992 yılında manşet haber olmuştur. ( Mehrdad R. Izady, Bir El Kitabı KÜRTLER, Doz Yayınları, İstanbul 2004, s: 64, 436. )

Çermikte Bez Dokuma

Çermik'te bez dokuma tezgâhlarına culfa ; bez dokuyanlara da culfacı denirdi.  Culfa sözcüğün Ermeni'ce olduğunu tahmin ediyordum; ama, Ermenice sözcüklerde de istediğim sonucu elde edemedim.

Culfa (Julfa), Nahçivan bölgesinde bir Ermeni kasabası olarak bilinir. MS 1603 yılında Şah Abbas bölgeyi fetheder; ama Osmanlı akınlarına karşı gerekli önlemleri alamaz. Bunun üstüne bölgenin zenginliklerini talan ettirir ve Ermenileri iç bölgelere göçe zorlar. Culfa'yı yakıp yıkar. Amacı, Culfa'daki zenginliklerin Osmanlıların eline geçmemesidir. Göçe zorlanan Ermeniler İsfahan yakınında Yeni Culfa'yı kurarlar.

Culfa kasabası, dokumacı ustaları ile bilinir. Pek çok kaynak, Culfa'dan Osmanlı, Pers, Rusya'ya göç eden ustalardan söz eder. Ustanın olabilmesi için dokuma tezgâhlarının ve dokuma işlerinin olması zorunludur.

                                                                                      Yarın ; Culfa ile Culfacı arasındaki ilişki nedir 

 

Bu yazı toplam 7643 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.