1. YAZARLAR

  2. Sıddık ALGÜL

  3. Kaybolan Meslekler (12)
Sıddık ALGÜL

Sıddık ALGÜL

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolan Meslekler (12)

A+A-

 

Culfa ile culfacı arasındaki ilişki nedir?

Ermenice sözcüklerin Türkçe veya Farsçaya düzenli çevrildiği iddia edilemez. " Culfalı dokumacılar ", culfacılar; " Culfa tezgahları ", culfa olarak neden kısaltılmasın?

Atalarımız da öyle yapmış olabilir. Belki de bu biçimdeki değişikliği Ermeni ustalar yapmıştır. Ermenilerden bez satın alanlar, bazı sözcükleri de değiştirerek benimsiyorlardı.( Kaynak: Armenians and Russia 1626- 1796 A documentary Record- George A. Bournoutian )

Ergani'de çulfacı var mıydı yok muydu bilemiyorum. Ama dokuma bezlerinin Çermik'ten, Malatya'dan getirildiğini hatırlıyorum. Culfacılık Malatyalılar tarafından Çermik'e getirilmiştir.

Faho Dedem (Fahri Değirmenci), Çermik'te en tanınmış culfacılardan biriydi. Onun culfa tezgâhı başında oturuşu, mekiğin elinde balık gibi, ipliklerin arasından bir sağa bir sola kayışı, mekiğin gidiş gelişine paralel dedemin elleriyle otomatik olarak mekiği yakalayışı ve yeniden atışı, ayaklarının peryodik olarak bir inip bir kalkışı ve en önemlisi tezgâh başında vakurlu bir şekilde boynundaki mahrama denilen büyük mendille alın terini silişi halen gözlerimin önündedir.

Culfa tezgâhlarının boyutları çok değişkendir. Ama yaklaşık olarak boyu 2,25 m . boyunda, 1,60 m eninde ve 2 m . uzunluğunda olurdu. Tezgâhlar atkılar, taraklar, pedallar, def, mekikden... oluşurdu.

Çulfacılıkta ilmikler tek tek değil, boydan boya atılan atkılarla dokunur. Keleflerde/çıkrıklarda sarılmış, yani kelef/yumak haline getirilmiş iplikler tezgâhta tek sıra halinde atkılara gerilir. Elle atılan mekiğin iplikleri, çözgülerin arasında gider gelir. Dokumacı tezgâh altında bulunan pedala sağ ayağıyla bastırınca ön tarak aşağı iner; o anda sağ elle mekik tarakların arasındaki boşluktan sol tarafa atılır ve sol elle mekik yakalanır, sağ elle tarağı kendisine taraf çeker. Ardından sol ayakla pedala bastırılır, ön tarak yukarı kalkarken arka tarak aşağı iner ve o anda sol elle mekik tarakların arasındaki ipliklerin arasından sağ tarafa atılır, sağ elle mekik yakalanırken, sol elle de tarağı kendisine taraf çeker. Bu işlemler seri ve çok hızlı bir biçimde yapılırdı. Mekiğin gidip gelişi ve tarağın defe her vuruşuyla yavaş yavaş bez ve bez üzerinde desenler oluşturdu.

Bu tezgâhlarda çeşitli renk ve boyutlarda dikilip biçilen giysi bezleri, sofra bezleri, el havluları ve şire bezi dokunurdu. Faho Dedem en çok şire bezi, alaca bezi, sofra bezi gibi dokuma türleri dokuduğunu ve bir eliyle mekiği atıp, diğer eliyle mekiği yakalayışı, tarağı kendine taraf çekip defe vuruşu halen gözlerimin önündedir. Dedemin dışında, Muharrem Sümbül, Ali Zilkif Keçeci, Ali Süsen, Süleyman Keçeci, Veyis Değirmenci, Osman Bardakçı... tanıdığım diğer iyi çulfacılardı.

Culfaya başlanmadan önce iplerin şirezlenmesi, kurutulması, sonra da çıkrıklarda sarılmaları gerekir.

Çıkrık , tahtadan yapılmış elle çalışan ilkel bir iplik eğirme ve sarma aletidir. İplik kelefleri/yumakları bu aletle yapılır.

Çıkrık, iki ayak arasında dönen bir büyük kasnak ve bu kasnağın döndürdüğü ığ den meydana gelir. Çıkrık bir elle çevrilirken, diğer elle de ip tutularak ipin düzgün kelef olması sağlanır.

Marangozhanede özel olarak yapılan ve üzerine iplik sarılan içi delik ahşap ya da kendir sapına terdek ; terdeğin üzerine ip sarılmış ve mekikte kullanılabilir haline demasura denir.

Çulfacılık, tekstil sektörünün gelişmesi sonucu yok olan mesleklerden biri haline geldi. Şimdi turistik amaçlar için, otantik ve folklorik değerleri yaşatmak için bazı bölgelerde veya yerlerde bu meslek yeniden diriltilmeye çalışılıyor.

 Goşkarlık

 "Taşa basma iz olur
Kız kunduran toz olur"

 Üstü kırmızı veya siyah deriden, tabanı ise köseleden yapılan topuksuz ayakkabılara yemeni ; bu işi yapanlara da yemenici veya köşker denilir.

Diyarbakır da  yemeniciler goşkar denilirdi.

Goşkarlık çok eski bir meslektir. Bu mesleğe avcılıkla başlanmıştır diyebiliriz. İlk insanlar avladıkları hayvanların postlarından, derilerinden kendilerine giyecek ve yemeni yaparak bedenlerini korumaya çalışmışlardır. Hilar mağaralarındaki Goştkar Mağarası 'nı bu anlattıklarımıza örnek verebiliriz. Goştkar Mağarası, Tiyatronun bulunduğu geniş sal kayalıkların altındaki doğal mağaradır. Bu mağara, kasaphane veya yemenici mağarası olarak da bilinmektedir. Burada kayaya oluymuş bir su kaynağı vardı.

Goştkar, et işi yapanlar anlamındadır. Burada, yani Goştkar Mağarası'nda hayvan kesimi ve etle ilgili işler yapıldığı sanılmaktadır. Ayrıca bu mağaranın bitişiğindeki mağaranın ismi Şıkefta Postkara 'dır. Post/deri işi yapanlar anlamındadır. Post ve deri tabaklama işi bu mağaranın karşısındaki toprakla kaplı yerdeki havuzda yapıldığı söylenir.

Postkara Mağarası'nın bitişiğindeki mağaranın ismi de Şikefta Derraba dır. Yani hayvan palanı yapan terziler mağarasıdır.

Yemenicilik çok özen isteyen bir zanaattı.

Yemenicilikte kullanılan deriler yalnızca sumak veya mazı ile tabaklanır, kimyasal maddeler kesinlikle kullanılmazdı. Dikişler çelikten yapılmış ucu sivri delici bir alet olan biz yardımıyla çift iğne kullanılarak mumlu iple, yani gınnap/kırnap iple tersinden dikilirdi, daha sonra da düz tarafı çevrilirdi. Vücut elektriğini (statik elektriği) alsın diye, astar ve taban arasına kil tabakası konulup öyle dikilirdi.

Yemeniler, tamamı el emeği olan, koku ve mantar yapmayan kullanışlı, ortopedik ve hafif ayakkabılardır.

Keski, balmumu, gınnap, iğne, biz, çekiç, kütük goşkarlıkta başlıca malzemelerdendir. Bu meslek, sanayileşme ve ayakkabı sektörünün gelişmesi sonucu öldü. Eskiden yemenici olanlar önce kunduracı , daha sonraları ise ayakkabı tamircisi oldular.

Ergani'de 1960'lı yıllarda kunduracı Hanifi (Kılıçkap) ve Kunduracı Cevdet (Kılıçkap) tanıdığım en iyi kunduracılardı. Gençlerin isteklerine uygun sivri burunlu, yumurta topuklu kunduralar ve gezdikçe ses çıkartan, evinde çeyiz hazırlayan genç kızların yüreklerini cızıltılarıyla dağlayan botlar yaparlardı.

                                                                                                              Yarın: çömlekçilik

 

Bu yazı toplam 7623 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.