1. YAZARLAR

  2. Sıddık ALGÜL

  3. Kaybolan Meslekler (5)
Sıddık ALGÜL

Sıddık ALGÜL

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolan Meslekler (5)

A+A-

 

 Taşçılık veya Taş Yontuculuğu    

 İnşaatlarda taş kullanıldığı zaman taşları yontan, kesen, süsleyen ve üzerine yazı yazan ustalara taşçı , taş ustası, taş yontucusu denir.

Taş yontucuları, ufacık elleri ve yufka yürekleriyle ağır, şekilsiz, kocaman taşlara biçim verirler. Taş yontucusunun taşa vurduğu her çekiç, taşın ruhunu biçimlendirir.

Taş ocaklarından kaba olarak çıkartılıp getirilen taşların kabası, taş ustaları tarafından balyoz ve çekiç yardımıyla alınır. Taş sert taşsa gönye (cetvel), murç (bir nevi ucu sert büyük demir çivi) ve çekiçle; yumuşak (örneğin Hilvan yöresinden getirilen yumuşak türden taş) ise, gönye, çekiç ve tarak denilen çelik ağızlı aletlerle düzgün hale getirilir. Gerekirse üzerlerine çeşitli desenler, yazılar yazılır.

Taşçılar; binaların yapımında, binaların kapı ve pencere taşlarının yapım ve süslemesinde, köprü inşaatlarında, mezar taşı yapım ve yazımında aranan ve çok değer verilen ustalardı.

Taşçılıkta en zor şeylerden biri kilit taşının yapımı ve yerine yerleştirilmesiydi. Tuğla sanayinin gelişmesi, çirkin briketlerin yaygın olarak kullanımına başlanması, beton ve beton türevi yapı malzemelerinin daha kolay uygulanabilmesi ve daha ekonomik olması yüzünden bu meslek kaybolmaya başladı. Günümüzde sayıları çok azalmış olan taş ustaları, eski taş yapıların restorasyon (yenileme) çalışmalarında, zevk sahibi kişilerin lüks konut veya işyerleri yapımlarında ancak aranır olmaktadır..

10 bin yıl önce Taş Çağı'nda, yani Neolitik Dönem'de, Ergani Çayönü'nde ilk köyü kuranlar, ilk evleri yapanlar, ilk kerpici dökenler, çay ve volkan taşlarından ilk süs eşyalarını yapanlar insanoğluna yeni ufuklar açmıştır. Taşçılık daha sonra sanatsal ve törensel yapıların yapımında çok önemli bir işlev kazanmıştır. Saraylar, tapınaklar, minareler, türbeler, mezar taşları hep onların elleriyle süslenmiş veya süsledikleri taşlardan yapılmıştır.

Diyarbakır Surları, On Gözlü Köprü, Diyarbakır Evleri, Ulu Cami ve Diğer camiler., Kiliseler ve diğerleri…. 

Hattatlık

 '' Hat, her ne kadar maddi aletlerle meydana gelirse de o, ruha ait bir hendesedir ''. Öklid Hat , Arapça çizgi demektir. " İnce, uzun, doğru yol, birçok noktaların birbirine bitişerek sıralanmasından meydana gelen çizgi, çizgiye benzeyen şeyler ve yazı '' gibi anlamlara gelir. Bu kelime özellikle İslam kültüründe, yazı ve güzel yazı manalarında kullanılmıştır. Hüsni hat , estetik kurallara bağlı kalarak, ölçülü ve güzel yazma sanatıdır; fakat İslam yazıları için kullanılan bir tabirdir. İslam yazılarını güzel yazma ve öğretme hünerine sahip sanatkâra hattat , bu sanata da hattatlık denilmiştir.

Hat, sözün veya ruhta cereyan eden fikir ve duyguların, alfabe ve yazı vasıtaları ile resmedilmesidir.

Hat sanatı Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Anadolu halkları Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra hat sanatıyla ilgilenmeye başlamıştır.

Hat sanatı en parlak dönemini Osmanlılar zamanında yaşar. 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da bu parlak dönemini sürdürür, ama 1928 yılında Latin alfabesine geçilmesiyle yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna gelir, unutulan mesleklerden ya da sanatlardan biri olur.

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celî yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.

                                                                                              (Yarın Hattatlar Usta çırak ilişkisi ile yetişirdi)

 

Bu yazı toplam 845 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.