1. YAZARLAR

  2. Sıddık ALGÜL

  3. Kaybolan Meslekler (9)
Sıddık ALGÜL

Sıddık ALGÜL

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolan Meslekler (9)

A+A-

 

Orağın tarihi 10 bin yıl önce

Orak kullanımı çok eskidir. Günümüzden 10 bin yıl önce Çayönü insanları orağı kullanmışlardır. Ot saplarını ve buğday saplarını kesmek için kaburga kemiği içersine özenle yerleştirilmiş çakmaktaşlarının özel bir biçimde tutturulmuş olmaları, bunların orağın yaptığı işlere benzer işlerde kullanıldıklarını kanıtlar. Hayvanların çene kemiklerine çakmaktaşları yerleştirilerek de orak yapılmıştır. Çayönü'nde yapılan kazılarda 6 adet boynuzdan orak, 1 adet çakmak taşından orak taşı, 5 adet boynuzdan orak sapı bulunmuştur.

Böylesine çok uzun yıllar köylülerin, çiftçilerin tarlasında, bağında ve bahçesinde kullanılan  orak ve tırpan, insan gücünün yerini makinelerin alması sonucu artık tarihe karıştı. Emek ve zahmet gerektiren orak biçme ve tırpan sallama, çok az zamanda çok iş yapan traktör, biçerdöver ve ot biçme makinesi benzeri modern tarım araçlarının tarım sektöründe kullanılmaya başlanmasıyla yenik düştü:

Orakçı ve tırpancılar işsiz kaldı. Üretim araçlarının değişmesi, üretim ilişkilerinin değişmesini beraberinde getirdi. Böylece kapitalist üretim biçimi bölgemizde kaçınılmaz olarak tarım sektöründe de giderek egemen oldu. " Beslenecek ağız arttıkça, ekecek el de çoğalır ", ama ekilecek toprak bulunmuyor. Bu süreç, köyden kente göçü ve beraberinde işsizlik ve yoksulluğu getirdi.

 Şarapçılık

 “içki üzümden, aşk yürekten damıtılır...”  demiş şairin biri..

 Şarabın tarihi çok eskidir. Nuh Peygamber'e kadar gider. Derler ki, Nuh Peygamber bir gün keçisinin çok neşeli döndüğünü görür. Bu hal günlerce devam edince, keçinin peşinden gider. Durumun, keçinin yediği üzüm denen bir meyveden kaynaklandığını keşfeder. Meyveyi tadan Nuh Nebi, hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur. Ne var ki; Nuh'u mutlu gören şeytan onun neşesini kıskanır, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh üzüntüsünden yataklara düşünce, şeytan insafa gelir. Asmaları canlandıracaktır, ama bir koşulu vardır. Asma, Nuh'un hayvanlarından yedi tanesinin kanıyla sulanacaktır. Aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilki kurban olarak seçilir. Açılan üzüm kökü, bu kan karışımıyla sulanır. Ve üzüm bir yıl sonra tekrar canlanarak meyve vermeye başlar.

Derler ki; şarapla sarhoş olan kimsenin aslan gibi cesur, kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, horoz gibi gürültücü, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olması bundandır.

Diyarbakır ve çevresinde şarapçılığın tarihi çok eskidir. Tarihî belge ve kitaplar böyle söylüyor. Örneğin, Ergani'de:

Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman dönemlerinde ayrı ayrı çıkartılan Ergani Sancağı Kanunnamelerinde bile şarap satışlarına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmıştır. Şöyle ki:

"Ergani re'âyâsı bağlarından elde ettikleri şarapları yükleyip satmağa götürse, at ve katır yükünden iki Hasanbeğî vergi alınır ve merkep (eşek) yükünden bir Hasanbeğî ki, her yükünden iki Osman akçesi olur" diye, ferman buyrulmuştur.

Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesi n de; "Ergani üzümü ve şırası gayet meşhurdur" diye yazmaktadır.

1612 yılında Ergani ve Diyarbakır'a gelen Ermeni Seyyah Tıbır Simeon, seyahatnamesinde; "ikram edilen koyu ve tatlı Ergani şarabından bir bardaktan fazla içemezsiniz. Gerçekte Türkiye'de üç cins şarap, Bulduk, Ankara, ve Ergani şarapları geçerlidir" diye yazmaktadır.

Coğrafyacı ve din adamı Ermeni Rahip Ğugas İnciciyan, 1808'de hazırladığı 11 ciltlik Dünya Coğrafyası 'nda; "Arğıni'nin çok verimli bağları vardır. Bir bağ kütüğü bir yük üzüm verir, bazen de daha fazlası. Bir salkım 2 ve de 3 oka çeker. Şarabı siyah olup bol ve seçkindir. Kilden kaplarda saklarlar ve buradan çevre yörelere, özellikle Amit'e götürürler. Arğıni'nin içinde okkası 4 paraya satılır" diye yazmaktadır.

 Şerafettin Güneli ise, Bütün Yönleriyle: Ergani adlı kitabında; "Eskiden şarabi üzüm bağları çok olduğundan çok nefis şaraplar yapılırmış. Rivayet edildiğine göre senede 7000 okka şarap katırlarla Rus Çarının Kremlin sarayı ihtiyacını karşılamak üzere Rusya'ya satılırmış" diye yazmaktadır. Zaten dünyada ilk asmanın bulunduğu yer de Ergani Çayönü’dür.. der.

Böylesine kanunlarda, seyahatnamelerde, kitaplarda geniş yer alan ve övülen Ergani şarabı ve o güzelim üzümlerimize peki ne oldu!?.

Eski Diyarbakır evlerinin kilerinde kilden yapılmış kocaman küpler vardı. Bunlara benim çocukluğum döneminde zeğire konarak, yani kavurma, turşu, pekmez, bulgur, mercimek,pirinç konulurdu. Daha eskilerde ise bu tür küplere şarap konularak mahzebde , yani kilerde yarısı toprağa gömülerek bekletilirdi ve buna   "şarap küpü" derlerdi.

Ergani’nin Hilar ve Kılleş köylerinde ve Zülküf Dağı'nın eteklerinde çok geniş, başta şarap üzümleri olmak üzere her tür üzüm yetiştiriciliğinin yapıldığı bağlar varmış ve bağcılık çok ileri bir durumdaymış. Hilar Mağaraları bir zamanlar şarap mahzeni olarak kullanılırmış.

Ben derim ki; madem eskiden çok iyi şarap yapılıyormuş, çok iyi üzümlerimiz varmış, demek ki topraklarımız bu iş için uygundur. O halde neden yeni iş ve istihdam alanları yaratmıyoruz,

Toprağımızın cinsine uygun fidanlar alarak, usul ve tekniğine uygun bağcılıkta yeni bir sayfa açabiliriz. Hilar Köyünden Huneyn Kaygusuz örnek bir davranış sergileyerek tarlasına Öküzgözü ve Boğazkere şaraplık üzüm asmalarını ekip bu işi canlandırmaya çalışıyor.

                                                                                                        Yarın  Ermenilerin ustalığı

Yarın Hattat Musa Azmi

 

Bu yazı toplam 7668 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.