1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. KAZDAĞI’NIN DİRENEN KADINI
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KAZDAĞI’NIN DİRENEN KADINI

A+A-

                                             

                                                                      

 

Hikâyeleri yüzünde saklı, geniş yürekli bir kadın… Tüm acılara göğüs germiş, mavi dövmeli yüzüne, tatlı bir huzur birikmiş. Anadolu’nun ilk çağ Tanrıçalarını andıran seksen yaşını aşkın yaşlı Türkmen nenesi… Gözlerinden yanağına inen gözyaşını saklamadan bakıyor hepimize… Sanki yüzlerimizi ezber ediyor. Belki bir tanıdık yüz bulma çabasında kim bilir?

Heyecanla dinlerken berikiler… Dikmiş gözlerini denizdeki ebrulî bir parıltıya; habire anlatıyor…

Bazen ellerini katıyor anlatmasına; kâh ellerini karşıdakinin omzuna koyuyor, kâh yüzünü okşuyor, torunu yaşındaki genç kızların, çocukların… Güleç yüzüyle incir ikram ediyor etrafındakilere sonra yine anlatıyor… Anlatıyor…

Arada torbasından çıkardığı zeytin kavanozunu etrafına gösterip “alır mısınız?” diyor.

  • Bu zeytin var ya bu zeytin! Ölmez ağacından bize yadigârdır. Bunu yiyen şifa bulur. Bulmaz mı? Bulur elbet…
  • Ta, Nuh Nebi’den beri buradayız biz. Hangi meyve güzel, hangi ot şifalı biliriz. Biliriz de ondan sebep, toplarız her gün…

Torbadan envaı çeşit ot çıkarıp “ Lokman Hekim’in yadigârları bunlar; şifadır hem…

  • Bu dağlar var ya bu dağlar bizi bu yaşa dek korudu, kolladı. Daha da korur. Elbet. Şimdilerde tutturmuşlar altın, kömür, mermer çıkaracağım. Bunlar ne işe yarar ki… Çıkaranı abat eder de geride kalanlara ne ile bakar bu dağlar… Kendi de ölüp gittikten gayrı… Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur derler. Hem de çor, çorak dağ…

Durdu biraz nefeslendi, yutkunup aranır gibi etrafına baktı. Kızlardan biri bir bardak suyu yetiştiriverdi hemencecik. Aldı, elini başına koyup bir ‘Bismillah’ çekip içti.

  • Gelin kızım, su gibi aziz ol
  • Evimin bahçesindeki zeytin ağacı kocadı, kocamasına ya. Her yıl yeni sürgün verip ürün vermekten de geri kalmaz. Dedemin, dedesi dikmiş o zeytini… Halen bize meyve verip doyuruyor. Şimdi gidin bakın o altın çıkarılan yere. On beş yıl oldu oradan gittiler, ama toprak kısır kaldı orada… Ağlamaklı oldu; “ Ot neyin dahi bitmiyor ki; ismini Keltepe koydular”
  • Bir evde on iki horantaydık. Ben dağın öte yanından gelin geldim bu köye. Yaşım çok gençti. Allah için beyimi sevdim. Yoksa kaçar mıydım? Dal gibi, filinta gibiydi, maşallah! Alimallah bir güreş tutar, bir künde atardı; çektiği boyunduruktan kurtaramazdı kimseler kendini…
  • Gelin geldiğimde saygıdan, konuşamadım kimseyle. Kaynatamla, kayınımla, konuşmadan koca bir ömrü geçirdik. Bütün evin işi hep bendeydi. Keçileri, otarır, meyveleri toplar, er vakit pazara götürüp satar dönerdim. Hiç şikâyet etmedim. Böyle gördük, böyle de devam ettik. Şimdikiler hemen ayrı ev isteyip, üstüne üstlük bir zamanlar bizim yaptığımız işlerin hiç birini yapmıyorlar. E, zaman değişti diyorlar ya…

 

Eliyle boş ver der gibi bir işaret yaptı.

  • Bir zaman önce kocam hastalıktan ölüverdi. Kayınım yamacıma geldi. Yengem! Sen Ede’min emanetisin. Seni nasıl severdim bilirsin. Bana hem ablalık, hem analık yaptın. Yılların konuşma yeminini bozar gibi konuştuk… Konuştuk… O ağladı, ben ağladım… O anlattı, ben dinledim… Ben anlattım, o dinledi. Üstümüzdeki yükü atarcasına, biriktirdiğimiz tüm acıları, sevinçleri bir kez daha yaşadık. Sabahın horozları ilk öttüğünde yorgun ama mutluyduk.

Birkaç damla gözyaşı, denizin parıltısına karıştı. Dinleyen kadınların, kızların gözleri ağlamaklı, bakarken, açıyla yüzlerini buruşturuyorlardı.

Anadolu’nun toprak kokan köylerinde buna benzer ne çok yaşam vardı. Çocuğunu bile ataların yanında sevemezdi bu çileli kadınlar… Sevdiğini söyleyemezdi; doyasıya sevemezdi, öpemezdi erini… Örneğin şaka yapamazdı evdekilerle; ağzı açık gülmek yakışmazdı, sanki güzel yüzlerine; yaşmağıyla örterdi gülerken, sevecen yüzünü o kadınlar…

Sabah seheri kalkıp onca evin ağır işlerini kotarır sonra uyandırırdı belki de diğerlerini… Yüksünmez, şikâyet etmez, gücenmezdi. Oysa ne çok ve nasıl candan severdi sevdiklerini…

Yıllardır insanları besleyip, büyüten, saklayıp, gözeten dağlar, ormanlar, nehir ve dereler çıkarcı bir zihniyetin kısa süreli amaçları uğruna yok edilirken, hükumet yanlısı medya sesini dahi çıkarmıyordu. Karşı çıkan, itiraz edip direnen köylüler bir bir derdest edilip cezaevine atılırken, berikiler gülüyorlardı.

O ananın adı, o direnen ananın adı İda, Athena, Hera ya da Afrodit’ti belki de kim bilir? Ayvalık önünde direnen…

 

 

Bu yazı toplam 396 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.