1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. KEDERE DÜŞSEL YOLCULUK
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KEDERE DÜŞSEL YOLCULUK

A+A-

 

Her insan hayatını anlamlandırmak adına yolculuklara çıkar. Öyle şehirler ya da ülkeler arası değil, kendine ve adı konmamış olana, düşsel olana dair yolculuklara... Belki de kendi şiirini ya da kayrasını bulabileceği imgesel seyahatlere… İnsanın çoğu zaman kederli olan hayatına bazen umutsuzluk hakim olur. Uğursuz bir baykuş gibi gelir çöreklenir usuna… Bilir ki anlık aydınlanmalar dışında ortalama insan hayatı çoğunlukla dertlidir. İnsanın ruhunda beliriveren umutsuzluk, onu ihanete uğramış gibi hissettirir ki boyuna kıvranır… Umudu uzaklarda arar lâkin bulamaz.

Bazen kendi şiirinin ya da kayranın peşine düşersin; bulduğun her söz, her kelam seni kendi şiirini yazma konusunda uyarır. Okuduğun kitaplar, edindiğin tecrübeler seni başa çıkamayacağın gerçeklerle yüz yüze getirir. Bilirsin ki en korkunç zulümler, haksızlıklar hep senin etrafında, senin de içinde bulunduğun insanlara yapılmakta ve seni etkisi altına almaktadır.

Yoksulların, zorlukları kabullenmesi, ona biat etmesi teslimiyetten değildir. Onu yönetenlerin kendilerine vaat ettiklerinin hiç birini yerine getirmeyeceğinden emindir. Sadece umudu yitirmemek adına, bir kabulleniştir. Adalete olan özlem duygusu olmazsa, mutluluğun olmayacağını da bilir.

İnsanın, o fakir bedbaht insanın bilemediği tek şey mutluluğun rastlantısal olduğudur; devamsızdır. Savaşlar, yenilgiler ve ölümler arasında küçük sevindiren mutluluk kıvılcımları… Bombardımandan, muharebeden, kurşunlardan mucizevi kurtulmalar; o sırada yanında yöresinde bulunan sevdiklerinin yanında olması, ölmemesi sevindiricidir. O anki algı sonsuz aldatıcı bir mutluluğu getirir. Spinoza’ya göre sonsuzluk şimdidir; andır.

Kobani’de ve Rojava’da ki halkın kaderlerini küçük bir umuda bağlamaları gibi, gerilla, o an, o saat kendi mücadelesinin şiirini yazma peşindedir. O paralı askerlerin, vahşice çocuklarını, kadınlarını ve kendilerini katledenlerin oraları ele geçirecek olmaları, o ânın mutluluğunu, o zaferi yaşamalarına engel değildir. Şimdide ve gelecekte yaşanacak ve yaşanmış olanı, o ânı kaybediş asla yok edemez.

Bugün sınırda dikenli teller arasında çocuklar, kadınlar ve yaşlılar; umutlarını geleceğe taşıyacak, kendilerine ait  topraklarda tekrardan kuracak bir savaşın haklı mücadelesini veriyorlar. Olası bir ölümün onları durduramayacağını kendileri de, onları yok etmeye kararlı olanlar da biliyorlar. Halen bilmedikleri alınıp satılan bir malmışçasına alıverişte kullanılıyor olmaları…

Çocuktum… Dicle nehri sakince, hayatı döne döne anlamlandırırken, babamla yürüyerek, nehre ağ ata ata birçok köyün kenarından geçerdik. Dedemin hikâyelerinde bahsettiği güzel ve küçük köylerden… Şimdi hayatta olmayan sadece ismini gözlerindeki yaşlarla birlikte hatırladığı insanların köylerinden… Şükürlü köyünde, o ebedi nehre bakan ulu çınarın altında konakladığımızda o insanları anımsayarak içimdeki şiire giderdim ya da şiirler bana kutsal bir metinmişçesine geliverirdi… Kutsanmış, damıtılmış sözlerle…

Hikâyeler… Hikâyeler… Hikâyeler… Ben bir hikâyeciyim. Hikâyeler, meseller, insanlar biriktiriyorum. Dağarcığımdaki onca yükle, geleceğe umutla taşıyorum yaşanmışlıkları ve yaşanacakları… Bugün ölümle, susuzluk ve açlıkla sınanan bir halkın, Kürt Halkının hikâyelerinin peşindeyim. Hepsini, acıyla beslenerek, yüreğim dağlanarak, bu trajediyi bir ışık gibi geleceğe taşıyorum; bir gün okunacağından emin olarak yaşıyorum…

Kaç gündür sınır boyundaki bu kasabaya, Suruç’a canını kurtarmak adına gelmiş aileleri ve çocuklarını izliyorum. Gerçekliğin bilincinde ama umudunu yitirmeden o ânı oyunla, eğlenceyle yaşayan çocukları… Kendi evlerini, mahallerini unutmadan hatırlayarak oyunlar kuruyorlar; gözlerinde yaşlarla… Gülüşüp, kahkahalar atarken dahi annelerinden bir nebze uzaklaşmadan… Kaybetmekten, kaybedilmekten korkarak tutuyorlar etek uçlarını… Ben utançla, ıstırapla bakıyorum…

Bu bir şiir değilse ne? Tüm ahlaki değerlerini iğdiş ederek, yok sayarak bu insanları da yok sayıyorlar. Bu durumu ihanetle Türkiye Halkına da kabul ettiriyorlar. Gerçeklikten azade, yalanları ipe un dizer gibi dizerek aktarıyorlar. Tarihi, yeni baştan ama yalanla yazarak bir halkın beynini safsatayla dolduruyorlar. Ben, biz bütün şairler şimdilerde bunun şiirini sözlüyoruz geleceğe… Kendinden ve geleceğinden, kurtuluşundan emin olan bir halkın şiirini aktarıyoruz… Daha bilinmedik hikâyeler, hatıralar ve gerçekler var benim dillendireceğim, sizinse beklediğiniz… Hiç kimse anlatmasa da taşın bilincine sinmiş olan surlardan öğreneceğim gerçek hikâyeler… Hani o Şeyhmus Diken’in yazdığı “Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir’ den öğreneceğim hikâyeler…

Bu yazı toplam 845 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.