1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Kurban Bayramı
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kurban Bayramı

A+A-

Bu günlerde 4 günlük kurban bayramına hazırlanıyoruz.

Anadolu’nun  küçüklü, büyüklü kent merkezleri dahil hemen her yöresinde, boş alanları doldurmuş kurbanlıklar,  boyunlarına “Allah-ü Ekber” sedaları arasında bıçak sürüleceği anı habersiz bekliyorlar.

Çarşı-Pazar  cıvıl cıvıl. Anneler, babalar çocuklarını bayramda sevindirmenin telaşındalar.

Çocuklar, bayramda giyecekleri renkli cicili, bicili elbiselerini, gıcır gıcır ayakkabılarını giymenin hayaliyle mutlu olurlar.

Eskiden, biz çocuklar bayramı özlemle beklerdik.

Bir hafta öncesinden evlerde başlayan bayram hazırlığı arasında çocuklara özel giysiler alınırdı. Bayram sabahı erken saatlerde kalkar geceden yatağımızın başucunda, ütüsü bozulmasın diye yastığın altına sakladığımız yeni giysilerimizi giyer, sokağa öyle çıkardık. Bir an evvel komşu çocuklarının, arkadaşlarımızın yeni giysilerimizi, yeni ayakkabılarımızı görmelerini isterdik çünkü…

……….

Kurban bayramının ayrı özelliği, ayrı güzelliği vardı.

Aslında tüm dini bayramlar insanda yardımlaşma duygusunun doruğa çıktığı günlerdir.

Hele de kurban bayramı.

Kurban, tüm dinlerde, tüm inançlarda Tanrı’ya ulaşmanın yolu olarak kabul edilir.

İnsan, var olduğu günden bu yana, doğaya, doğaüstü varlıklara kurban sunarak tanrıların gönlünü hoş tutmaya çalışmıştır.

Müslümanlıkta ise kurban diğer ibadetler gibi “Allah rızası” içindir.

Bu günlerde “Allah Rızası için” kesilen her kurban, içimizdeki yardımlaşma duygusunun dışa vuran coşkusudur.

Bununla huzur bulur, bununla  mutlu oluruz…

……….

Eskiden Diyarbakır’da bayramlar gerçekten şenlikli geçerdi. Hele de kurban bayramları…

Bayram hazırlığı günler öncesinde başlar, yaklaştıkça da telaşa dönüşürdü.

Evlerde ilk, kaplar kalaya gönderilir, sonra genel temizliğe başlanırdı. Bayrama bir gün kala annelerimizin, ninelerimizin özel baharat katarak hazırladıkları çörek hamurları TEŞTLER içinde mahalle fırınına gönderilirdi. Ayrıca özel tatlılar, börekler yapılır kadayıfçılara burmalı kadayıf siparişi  verilirdi.

Kurban kesimi  genellikle birinci günün sabahında yapılırdı.

Kurbanlık koçlar iki-üç gün öncesinden eve getirilir avluda bahçenin bir köşesine uygun bir yere bağlanırdı. Biz çocuklar koçlarla oynaşmaktan zevk alırdık. Bazen alır, komşu çocuklarıyla birlikte sokak sokak gezdirir, mahalleye yakın arsalarda otlatırdık. Evimizdeki koçla kısa süre içinde bir sevgi bağı kurardık. O yüzden de kesilmesine çok üzülür, ağlardık. Hatta ilk günlerde üzüntüden etini yemezdik de...

Koçlar kesilip, derisi yüzüldükten, etler parçalandıktan sonra bu kez, üstü kapalı tabaklar içinde, kurban kesmeye maddi gücü yetersiz komşulara dağıtımı başlardı.

Bu arada, bir miktar et acele ile kavrularak hazırlanmış olan bayram yemeğine “bereket” diye katılırdı.

Aile topluca sofraya oturmadan önce hazırlanmış olan yemek ve tatlılardan da sinilere konularak üstü kapatıldıktan sonra mahalledeki yoksul, yetimi olan  ailelere gönderilirdi.

Kurban eti ve yemek dağıtılmadan önce aileden hiç kimse sofraya oturmazdı.

Bayramlaşma yemekten sonra başlardı. Herkes sıra ile büyüklerin elini öperek bayramlaşırdı.

Sofradan kalkar kalkmaz, büyük bir heyecanla bayramlık elbiselerimizi giymeye koşardık. Sonra da büyüklerimizden aldığımız bayramlık harçlıkla evden çıkar, eğlenmek üzere davul yerlerine giderdik.

Büyükler de komşu ve akraba evlerine bayramlaşmaya çıkarlardı...

Biz çocuklar bayramı özlemle beklerdik.

Çocukluğumuzda yani, 1940’lı yıllarda büyüklerin bize verdikleri bayramlık para en fazla 10 kuruş olurdu. O yıllarda delikli 20 paralıklar, tırtıklı yüz paralıklar vardı. Delikli yüz paralıklar  iki buçuk kuruştu.

Cebimizdeki para ile gün boyu eğlenirdik. 40 paralık kırık leblebi ile ceplerimiz dolardı. Çekirdek, şamşekeri, susamlı çıt-çıt şekeri, elmalı şeker,  halkalı şeker  en çok aldığımız çerezlerdi. Sonra hep birlikte en yakın “Davul Yeri”ne koşardık.

Davul yerlerinde salıncaklar, Takla Dolabı  dönme dolaplar, Dingilafistan dediğimiz tahterevalliler kurulurdu. Ayrıca ip cambazları, hokkabazlar ve garip yaratıkların gösteri yaptıkları, ikramiyeli halka atılan ve içinde sanatçıların kanto yaptıkları çadırlar vardı. Şekerlemeciler, çerezciler, pamuk şekeri satıcıları, dondurmacılar, salepçiler, limonatacılar bayram alanına renk katarlardı.

Mevsim yaz ise paramızın çoğunu EFO Dayı’nın dondurmasına verirdik…

Karşılaştığı herkese ayrı bir MANİ  yakıştıran Naneci Bedri, biz çocukların sevimli amcasıydı…

Dolaplara binmek ayrı zevk verirdi bize.

Salıncaklara, dönme dolaplara binen çocuklar türküler, maniler eşliğinde, zaman zaman Hala, hala heeeeyyy diye çığlıklar atarak diğer dolaplara binen çocuklara nispet yapardık

Takla dolabı, ya da salıncağı en çok havalanan çocuklardan bir grup “Hala, hala, hala  heey..” diye bağırırken arkadaşları Kimee, kimee” diye sorar, bu kez hep birlikte Karşıdaki dolabaa...” diye tempo tutardı.

Hangi grubun dolabı sallanırken daha yükseklere çıkıyorsa o grup, diğer dolaptakilere “Hala, hala Heeey” çekerdi. Ve, dolaplar arasındaki yarış böyle sürer, giderdi.

Evet. Eskiden bayram eğlencelerinin de bir başka tadı, bir başka güzelliği vardı ..

 

 

Bu yazı toplam 695 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.