1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. ‘Kürdistan’a sahip çıktılar!
‘Kürdistan’a sahip çıktılar!

‘Kürdistan’a sahip çıktılar!

Diyarbakır’daki siyasi parti temsilcileri, geçtiğimiz aylarda Meclis İç tüzüğünde yapılan bir değişiklikle kullanımı yasaklanan “Kürdistan” tanımlamasına ilişkin gazetemize önemli açıklamalarda bulundular.

A+A-

ozel-dilek-akin.png

Siyasi parti temsilcileri, Osmanlı’dan bu yana bölgeye “Kürdistan” denildiğini ve bunun bir sakınca oluşturmadığını belirterek, meclis çatısı altında getirilen yasağın kabul edilemez olduğunu ifade ettiler.

TBMM İçtüzüğünün Türkiye’nin, “Anayasa’da düzenlenen idari yapısına aykırı tanımlamalar yapmayı” geçici çıkarma cezası verilecek disiplin suçları kapsamında saymasıyla, TBMM’nin yeni içtüzüğündeki yaptırımların ilk uygulaması bütçe görüşmelerinde yaşandı.  Genel Kurul’da HDP Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in seçildiği bölgeye “Kürdistan” dediği için Meclis’ten iki günlüğüne atılmasıyla gündeme gelen yasak sonucu Baydemir, TBMM Genel Kurulu'ndan dışarı çıkarılmıştı.  Ayrıca içtüzükte yapılan değişiklik kapsamında “Meclis’ten geçici olarak çıkarma cezasına çarptırılan milletvekilinin bir aylık ödenek ve yolluğunun üçte ikisi kesilir” hükmüne istinaden Baydemir’in maaşının üçte ikisine de el konulmuştu.

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde yaşanan ve ilk uygulaması HDP Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir şahsında gerçekleşen iç tüzük değişikliğini Diyarbakır’daki siyasi parti temsilcilerine sorduk.

‘Türkiye’yi ileriye değil geriye götüren bir anlayışın ürünüdür’

“Kürdistan” tanımlamasına meclis iç tüzüğünde yapılan değişiklikle getirilen yasağı doğru bulmadıklarını ifade eden Hüda Par İl Başkanı Şeyhmus Tanrıkulu, “Bilindiği gibi meclis iç tüzüğü 17           Temmuz’da AK Parti ve MHP’nin desteğiyle geçti.

seyhmus-tanrikulu.jpg

Buna göre, anayasada düzenlenen idari yapı dışındaki isimlendirmelerin yasaklandığı ve buna da cezai bir müeyyide getirildiği, bu kapsamda yolluk kesilmesi, disiplin cezası kesilmesi, meclis genel kurulundan çıkarılması vs. yaptırımlar uygulanması kabul edildi. Biz bununla ilgili olarak o dönem parti olarak bir açıklama da yapmış ve bunun doğru olmadığını kamuoyu ile paylaşmıştık. Çünkü milletvekillerinin en aykırı konuları bile konuşabileceği yerlerin başında meclis gelmektedir. Dolayısıyla yapılan bu iç tüzük değişikliği doğru değildir. Bu tüzük milletvekillerinin konuşmalarında bazı hususlara sınırlandırma getiriyor ve bu da Türkiye’yi ileriye değil geriye götüren bir anlayışın ürünüdür” diye konuştu.

‘Yasaklama doğru değil iç tüzüğün değiştirilmesi gerekir’

Tüm sorunların meclis çatısı altında konuşularak çözülmesi gerektiğine değinen Tanrıkulu, “Dışarıda bir vatandaş bugün Kürt, Kürdistan kelimesini kullanabilecek ama meclise gelince meclis içerisinde bir milletvekili bunu dile getiremeyecek, bu doğru değildir. Türkiye’nin daha ileriye gidebilmesi için, temel insan hak ve özgürlüklerinde ileriye yönelik adım atabilmesi için sorunların çözüm yerinin meclis olduğuna inanıyoruz. Yani, siyasi yol ve yöntemlerle var olan bu sorunların meclis çatısı altında çözülebilmesi lazım. Çatışma, kavga, kaos, gürültü ile değil konuşma ve birbirimizi ikna temelinde sorunlarımızı çözmemiz lazım. Kürt meselesi bir asırdır Türkiye’nin gündemindedir ve ülkenin en büyük sorunlarından biri olarak görülüyor ama bu sorunun çözümü için ne yazık ki gerekli adımlar bir türlü atılmıyor. Şimdi siz mecliste bunu konuşmazsanız, mecliste bir yasak getirirseniz, milletvekili bunu dile getiremeyecekse nerede dile getirecek. Bu konuda çok büyük bir çelişki var. Bu yasaklama doğru bir uygulama değil ve bu iç tüzüğün değiştirilmesi gerektiği inancındayız” şeklinde konuştu.

‘Kırk elli yıl önceki Türkiye’de yaşamıyoruz’

Mecliste konan bu yasağın dışarıda da getirilmesi ihtimaline ilişkin konuşan Tanrıkulu, şunları söyledi: “Tabii mecliste getirilen bu yasağın dışarıya da yansıması çok daha kötü olabilir. Hatırlarsanız 80’de Kürt, Kürdistan kelimesi, Kürtçe konuşma yasaklanıştı. O dönemde Kürtçe bir kaset dinlediğinizde ya da basın yayın yoluyla Kürtçe ifadeler kullandığınızda hakkınızda idari, hukuki işlemler başlatılıyordu. İnsanlar bundan dolayı yakalanıyor, işkence görüyor, cezaevine atılıyordu. 80 darbesi sürecinde ve sonrasında durum böyleydi. Ama bugün gelmiş olduğumuz noktada Türkiye’de ve dünyada temel insan hak ve özgürlüklerine talebin arttığı, insanların daha fazla hak talep ettiği bir dönemde sizin de Kürt meselesini geçmişe oranla (AK Parti hükümeti için söylüyorum) toplum önünde atılan bazı adımlar varken, TRT Kürdi gibi bir televizyon varken, mecliste bunu yasaklamaya çalışmanız kabul edilir bir şey değil. Hele ki bunu dışarıda da yasaklamaya çalışırsanız buna zaten hiç kimse uymaz. Kırk elli yıl önceki Türkiye’de yaşamıyoruz. Allah muhafaza böyle bir şeye gidilirse Türkiye’nin faşist, despot, diktatör bir rejime doğru geçiş olacaktır. Ancak şuan böyle bir şey görülmüyor. Yani, Kürdistan kelimesinin dışarıda yasaklanması gibi bir şeyin olacağını zannetmiyorum. Böyle bir şey olursa bu kendi kendimizi inkâr olur. Elde edilen kazanımların bir inkârı anlamına gelir ve çözülmesi ortadan kaldırılması gereken bir sorunun da çözülmesi noktasında daha kötü bir yola girilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla devletin, hükümetin bu konuda yasaklama değil de insanların kendi fikirlerini özgür bir ortamda dile getirebilmelerini n önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir ki buna meclis de dahildir. Siz bunu eğer yasaklama yoluna giderseniz Kürt meselesini istismar edenlere de bir malzeme vermiş olacaksınız. Veya dünyada birçok tepki alacaksınız ki bu doğru değildir. Son olarak şunu ifade etmek isterim, bu kabul edilemez, bunun tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Bir milletvekili en aykırı fikirleri bile mecliste dile getirebilmelidir. Sadece mecliste de değil her yerde dile getirebilmelidir. Bir başkasının hak ve hukukuna aykırı davranmadığınız müddetçe, hukuk ihlali yapmadığınız müddetçe, başkasına zarar vermediğiniz müddetçe fikirlerinizi dile getirebilmeniz, fikirleriniz etrafında örgütlenebilmeniz gerekir. Biz Hüda Par olara bunu parti programımıza yazmışız, bunun doğru olduğuna inanıyoruz ve bunun da hayata geçmesiyle birlikte normalleşme yönünde adım atılmasına katkı sunacağına inanıyoruz.”

‘Osmanlı döneminde kullanıldığı gibi bu bölgeye Kürdistan denilmesinde bir sakınca görmüyoruz’

Partisince hazırlanan ve yakın zaman içinde kamuoyu ile paylaşılacak olan “Kürt meselesi” raporuna ekler yaptıklarını ifade eden Saadet Partisi İl Diyarbakır Başkanı Fesih Bozan, meclisteki “Kürdistan” yasağı konusunda şunları söyledi: “Siyasi partilerin temel görevi toplumda var olan sorunların sıkıntıların giderilmesi ve yeni sorun ve sıkıntıların yaşanmasının yönüne çaba sarf etmektir.

fesih-bozan-sp-(4).jpg

Eğer toplumda çeşitli sıkıntılar yaşanıyorsa demek ki idarede yapılan yanlışlığın bir neticesidir. Yeryüzünde binlerce ırk, yedi sekiz bin civarında ise dil vardır. Allah insanları farklı dillerde ve farklı ırklarda renkli bir şekilde yaratmıştır. İnsanların renklerinin ve dillerinin farklılığı Allah’ın ayetinde de bulunmaktadır. Dolayısıyla insanın rengi, dili, cinsiyeti Allah tarafından belirlenmiştir. Hiç kimse renginden, dilinden dolayı ne yüksek bir tabakaya varır ne de alt bir tabakaya düşer. Dolayısıyla Kürt halkı da vardır ve bir memlekette hangi ırk nerede yaşıyorsa o bölgeye de o halkın, ırkın ismi verilir. Yani, Türklere Türkistan, Kürtlere Kürdistan, Araplara Arabistan denildiği gibi. Osmanlı döneminde de bu gölgeye Kürdistan denilmiş. Yani, kalkıp da burada Kürdistan denildiği zaman bu bir ayrılı bu bir bölünme şeyi değildir. Tam tersine bunun daha çok kaynaştırıcı olduğuna inanıyoruz, çünkü bir ırk eğer diğer ırkları asimilasyoncu bir politika ile ötekileştirirse sorunlar yaşanır. Öyleyse bir çözüm aranıyorsa diğer ırkların da varlığı kabul edilecek, Türk, Arap, Laz, Çerkez, Zaza kimse herkes ırkıyla bilinerek bir arada ortak değerler etrafında yaşamasını bilmesi lazımdır. Bir ırk kalkıp da diğer ırkları inkâr ederse ve herkes Türk’tür veya herkes kendi ırkından vazgeçecek şeklinde bir baskı oluşturursa bu bir tepkiye neden olacaktır. Bundan dolayı biz meclisteki bu yasaklamaların yanlış olduğunu düşünüyoruz. Osmanlı döneminde kullanıldığı gibi bu bölgeye Kürdistan denilmesinde bir sakınca görmüyoruz.”

‘Coğrafi bir tanımlama için mi kullanılıyor yoksa başka bir manda ayrılma şeklinde mi kullanılıyor’

mehmetsayin.jpg

“Kürdistan” tanımlamasının hangi anlamda kullanıldığına bakılması gerektiğine işaret eden CHP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Sayın, “Meclis iç tüzüğünde yapılan değişiklikle Kürdistan kelimesinin kullanılması yasaklanmıştı. Eskiden sadece bizim bölge ile ilgili OHAL kavramı vardı ama şimdi OHAL Türkiye’nin tamamında var. Bugünkü hükümet bu OHAL’i çok sevdi. Sevdiği için de artık yasalara, meclise ihtiyaç yok ve KHK’lar ile istediklerini çok rahat bir şekilde çıkarıyorlar. Mecliste Osman Bey’e verilen cezalar ileride daha sert yaptırımlara da konu olabilir. Biliyorsunuz mecliste konuşmalara da tahammül edilmiyor ve konuşmalar üç dakika ile sınırlı tutuluyor. Muhalif milletvekili konuşmalarının sınırlandırılması umarım ileride aşılır. Kürdistan kelimesine gelirsek, bugüne kadar kullanılıyordu ve bir şey oktu bugün niye bir rahatsızlık verdi onu anlayabilmiş değiliz. Tabii ki, Kürdistan kelimesini kullanan kişinin hangi anlamda kullandığına da bakmak gerekir. Yani, bu ifade coğrafi bir tanımlama için mi kullanılıyor yoksa başka bir manda ayrılma şeklinde mi kullanılıyor buna bakmak gerekiyor. Bu bölge öteden beri Kürdistan olarak anılıyor ve böyle bir anlamda kullanılıyorsa bir beis yok ancak bir ayrılık anlamında kullanılıyorsa bunu da tasvip etmiyorum” şeklinde konuştu.

‘Türkiye akıl tutulmasını devam ettiriyor…’

serif-camci.jpg

Söz konusu yasağı doğru bulmadıklarını dile getiren HDP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Şerif Camcı, “Aslında söz konusu bu yasak, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü konusunda alabildiğine ne kadar geriye doğru gittiğinin somut bir göstergesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye’deki bütün toplumun temsilini bulduğu iddia edilen bir yer ama bu coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı pek çok Kürdün yaşadığı yerin bile telaffuzunun bir suç olayı hakline getirilmesi, kriminalize edilmesi kabul edilebilir bir şey değil. Bunun toplumda da bilimde de hukukta da bir karşılığı da yoktur. Siz her şeyin yasaklarla, para cezalarıyla üstesinden gelemezsiniz. Bu doğru değil. Türkiye hala o akıl tutulmasını devam ettiriyor ve biz bunu doğru bulmuyoruz” diye konuştu.

‘Kürtçe eğitimden söz ettiğimiz için ırkçılık yapmakla suçlanıyoruz’

pak-genel-baskani-mustafa-ozcelik-gundemi-8663913_x_3173_o.jpg

Kürdistan isminden ve programlarında Kürtçe eğitim talebinden dolayı partisinin kapatma davası ile karşı karşıya olduklarını belirten Partiya Azadiya Kürdistan (PAK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik, şu ifadeleri kullandı: “ Türkiye’de sözde Kürt ve Kürdistan’la ilgili dönem dönem bazı şeylerin yasal engellere takılmadığı söylenmektedir. Ama açıkçası Kürtlerin önünde o kadar çok engel ve baraj var ki… Kürdistan Özgürlük Partisi isminde Kürdistan olan bir partidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Anayasa Mahkemesi Başkanı bugüne kadar bize iki defa ihtarda bulundular. Eğer bu ismi değiştirmezsek ve programı değiştirmezsek kapatma davası açacaklarını söylüyorlar.  Biz iki ihtarı da reddettik ve şuan beklemedeyiz. Bu konuda başka bir ilginç noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi Başkanı, göndermiş olduğu ihtar yazısında PAK’ın Türkçe dışında başka bir dilde eğitim yapmaktan bahsettiği için ‘ırkçılık yaptığını’ söylüyor. Yani biz Kürtçe eğitimden söz ettiğimiz için ırkçılık yapmakla suçlanıyoruz. Bırakın Kürdistan sözcüğünü… Sayın Baydemir’in parlamentoda Kürdistan’ın varlığından bahsetmiş olması Kürtler açısından bir kazanımdır. Kendisini kutluyoruz ve destekliyoruz. Ona o cezayı verenleri ise kınıyoruz. Biz Kürtlerin varlığını, Kürdistan’ın varlığını kabul etmeksizin Türkiye’de hiçbir sorunun çözüm yolunun açılmayacağını düşünüyoruz. Kürtler de Kürdistan da biz siyasetçilerin ya da mevcut sivil toplum örgütlerinin yarattıkları şeyler değildir. Binlerce yıldır varlığını koruyan tarihi, coğrafik, etnik gerçekliklerdir. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti devleti gerçekten de bırakın demokrasiyi, özgürlüğü, insan haklarının başlangıcı olarak bile olsa şuan 25 milyonu aşmış bir nüfusa sahip Kürtlerin varlığı ve yaşadıkları ülkenin varlığını kabul etmek durumundadır.”

İnkar ve asimilasyon çözüm değil.

abdurahman-kurt.jpg

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005 konuşmasını hatırlatan eski AK Parti Diyarbakır Milletvekili Abdurahman Kurt, “İnkar ve asimilasyon ile bu sorun çözülmez. Devletin bu konuda adil olması gerekir. Çözümde adalet ve demokrasi ile gelir. Osman Baydemir’in ‘Kürdistan’ sözlerine karşın meclisin almış olduğu karar yanlıştır ve Sayın Erdoğan’ın 2005 konuşmasına terstir. İnkar mantığı barışa terstir.  Bazı devletler ve örgütlerin Türkiye’yi sıkıştırma ve zorlama tavırlarını görüyoruz. Herkes şunu bilmeli ki bu süreç geçicidir. Kesinlikle inkar ve asimilasyon çözüm değildir” dedi.

 

Bu haber toplam 1902 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.