1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. Kürdistan’ın inşasında riski azaltmanın yolu yeni müttefikler
Kürdistan’ın inşasında riski azaltmanın yolu yeni müttefikler

Kürdistan’ın inşasında riski azaltmanın yolu yeni müttefikler

Kürdistan’ın inşasında riski azaltmanın yolu yeni müttefikler

A+A-

1975 yenilgisi ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henri Kissinger Kürtlere neden yardım etmediklerini şu cümlelerle ifade eder: “Bizim düşüncemizi sormadan ve kendi çıkarları doğrultusunda İran Şahı, Irak ile anlaşmaya vardı. Bizim de İran olmaksızın Kürtlere yardım etme imkanımız yoktu. Kürtlere yardım etmek için başka hiç bir yol da yoktu. Kürtlerin hatırı için İran’ın kalbini kırmak da gerekmiyordu. Bundan dolayı da Kürt hareketi son buldu.”

Bugün gelinen nokta itibari ile Kürtler kendi başlarına politik sahnedeler ve arada kalbi kırılacak aracılar da söz konusu değil.

Nereden gelirse gelsin Kürdistan’ın yıkımına neden olacak bir müdahalede zarara uğrayacak olan yalnızca Kürdistan halkı ve siyasal hareketi olmayacaktır. Kürdistan’a yatırım yapan başta petrol, doğalgaz şirketleri olmak üzere inşaattan gıda sektörüne çok uluslu firmalar ve ülkeler olacaktır. Bu açıdan risk analizi yapan bu devletler ve şirketler istikrarın, geleceğin ve kazancın olmayacağı bir bölgeye yatırım yapmak istemezler.

Düne kadar Güney Kürtleri ulusal ve demokratik mücadeleleri için bu devletlerden her alanda dayanışma talep ediyorlardı, bu gün ise petrol ve doğalgazlarını satarak karşılıklı ticaret yapıyorlar. Aralarında ciddi ekonomik ve siyasi bir çıkar ilişkisi doğmuştur.Hele evrensel değerler açısından haklılığı olan ulusal bir hareketin, Arap Baharında Libya, Mısır ve Suriye’de yaşanan toplumsal ve ekonomik kaosun diğer devletlere çıkardığı bakiye göz önünde tutulursa bunun sonuçları daha da bariz bir şekilde görülür. Kısaca Kürdistan’da yatırımı olan şirket ve devletlerin Kürdistan’ın istikrarı ve gelişmesi için tavır koymalarını gerektirecek fazlasıyla nedenleri vardır.

Güney Kürdistan’da aralarında AB temsilciliği, Kızılhaç da dahil olmak üzere 30 civarında büyükelçilik, başkonsolosluk ve yabancı devlet temsilcilikleri bulunmaktadır. Güney Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin ise 14 ülkede temsilciği bulunmaktadır. Başka hangi ülkenin federal bölgesinde bu türden üst düzeyde diplomatik bir yoğunluk söz konusudur? Bu açıdan Kürdistan Federe Yönetiminin uluslararası, siyasal ve ekonomik nevi şahsına münhasırgevşek federatif modeli Bağdat istemese de kabul etmek zorundadır. Bağdat’ın bunu kabul etmemesi, gerginliği tırmandırması durumunda Kürtlerin merkezi hükümet ile yollarını ayırmaları kaçınılmaz olur.

Tarih boyunca “Kürdistan’ı paylaşan devletlerle Kürtler arasında gerçek bir barış bugün itibari ile hiçbir zaman olmadı. Ama savaşlar çok oldu!” Güney Kürtleri 11 Mart 1970 Otonomi ve 6 Mart 1975 Cezayir Anlaşmalarından çıkardıkları dersleri ve tarihin bir daha tekerrürünü yaşamamak için dikkatlice adım atıyorlar. Erbil ile Bağdat arasında yaşanan gerginliğin temelinde bu tarihsel yaklaşım ve dersler yatmaktadır.

Kürtler, üzerinde yaşadıkları toprağın altındaki petrolün ve doğalgazın düne kadar esaret bugün ise özgürlüklerine yol açan bir zenginlik olduğunun artık çok iyi farkındalar.

 
Bu haber toplam 767 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.