1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. Kürdler ve Kürdistan tuhaf bir ikili...
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdler ve Kürdistan tuhaf bir ikili...

A+A-

Kürdler ne yana/tarafa, Kürdistan ne yana/tarafa düşüyor? Bilmek, anlamak, bir yere oturtmak oldukça zor.

Agîrî dağı gibi hep başında sisli bir hava var. Bu sisli havanın içinde kimler geziyor, kimin kimle nasıl bir ilişkisi var, hangi koşullara göre, beli değil. Sis dağılınca ne çıkacak ortaya, bunca bedel, acı ve emeğin karşılığı ne olacak, şimdiden bir şey söylemek oldukça zor.

Coğrafyası cenneti andırsa da yaşananlar hep cehennem gibidir. İnsanlar bu coğrafyadan doğduğu andan itibaren, tanrılara rağmen, kaderleri hep egemenleri tarafında belirleniyor. O belirlenen kaderde paylarına sadece zulüm düşüyor.

Enteresan olan  bu cehennemi zulmü yaratan egemenlerine "yerlilerden" de bir o kadar "hayranlığın" olmasıdır.

Bunca cehennemi zulme rağmen, tarih zaman zaman bu coğrafyada yaşayan halklara da şans sundu. Son yüz yıllık tarihi süreçte hiçte basite alınmayacak bir kaç büyük şans Kürd halkının önününe çıktı.

Önemli olan köle olmak değildir, köleliği kabul etmek, ona göre yaşamak kolaydır, zor olan köleliği ret edip, ona göre yaşamaktır.

Tam yüz yıldır Kürdlerin/Kürdistan'ın kaderi bu üç şehirde, Sevr, Lozan ve Cenevre'de belirleniyor, Kürdlere rağmen!

Peki neden?

Birinci dünya savaşında batılı ülkeler Osmanlı'ya, halkların yaşadıkları kendilerine ait olan coğrafyalara göre bir çözüm dayatı ancak ne Ermenilerin bir Ermenistan rüyası ne de Kürdlerin bir Kürdistan rüyası vardı, aynı şekilde ne de Rumların...

Sevr kaçtı...

Ardında Osmanlı'nın kalıntılarında birinci dünya savaşından sonra kurulan Türkiye için Lozan'da batılı devletlerle yapılan göreşmelerde özellikle İngiltere delegesi Lord Curzon Kürdistan ve Ermenistan noktasında ısracı oluyor. Türkiye adına görüşmelerde bulunan İnönü geri gelip Ankara'da temsilciler meclisinde açıklamalarda bulunuyor. Mevcut mecliste yer alan "Kürd delegeler" daha Türklerde bir tepki yokken ayağa fırlayıp böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceklerini belirtiyorlar, Lozan'daki görüşmelere telgraf çekerek, öyle bir talepleri olmadığı gibi Türklerle birlikte olduklarını deklere ediyorlar. Çaresiz kalan batılı delegeler, kısmi de olsa İnönü'nün dediğini yaparak görüşmeleri sonuçlandıryorlar ve Kürdistan fiili olarak dört parçaya bölünüyor.

Lozan da kaçtı...

Aradan yüz yıl geçti, şimdi batılı devletler Ortadoğu'yu yeniden dizayin ediyorlar. Bu dizayn sırasında tarih bir kez daha Kürdler ve Kürdistan'ın önününe çok büyük fırsat ve imkan çıkardı. Kürdler bu şansı, her parça kendi egemeninden yana mı kullanacak yoksa ilk kez kendileri için mi kullanacaklar, duruşları yeniden dizaynın sonuçlarını belirleyecek.

Şimdiye kadar Kürdlerin kaderini belirleyecek olumlu bir gelişme yok!

Güney Kürdistan fiili olarak 92'den beri kendi başına olmasına rağmen hala aynı yerde duruyor. Rojeva son üç yılda çok büyük başarılar elde etmesine rağmen diplomasi alanında bugüne kadar dünyada herhangi bir ülkeye dahi ulaşamadıysa, Kürd siyasal hareketin izlediği politikada bir yanlışlık var demektir.

Cenevre de kaçar mı?

Son günlerde gündeme gelen ve hala güncelliğini koruyan Cenevre de kaçar mı sorusunun cevabı, Kürdlerin alacağı renk belirleyecek. Sonuç ne olursa olsun Kürdler rengini Kürdistan için kullanırlarsa, başarılı olacaklardır, yok egemenlerinden yana kullanırlarsa o halde Cenevre'de kaçacak demektir.

Hangi taraftan bakarsan bak egemen devletlerın elleri tepeden tırnaga Kürd kanına batmış ve kirlidir. Nerden tutarsan tut, senin de ellerine o mahsum Kürdün kanı bulaşır. O nedenle egemen devletleri onarmaya kalkmak beyhude bir çabadır. Aynı zamanda Kürd halkına hakarettir.

Kürdler kendi egemenlerinin kirli devletleri ile entegre olmayı dayattıkça, dünyada destek bulmaları çok zordur.

Farideh Koohi-Kamali, Doğu Kürdistan'daki siyasal çalışmaları iceleyen kitabında Mahabad Kürd Cumhuriyetin yıkılışını değerlendirirken şöyle diyor:

"Öncelikle Kürt toplumunun ana özelliği olan kabile bölünmüşlüğü, merkezi hükümete karşı direnişin sonucunda Kürt Cumhuriyetinin kurulmasında rol oynadığı gibi bu cumhuriyetin yıkılmasına da sebebiyet vermiştir. Değişik kabileler, daha doğrusu bu kabilelerin liderleri arasındaki çatışma ve çekişmeler ulusal hareketin önünde önemli bir engel olmuştur. Bir veya birden çok kabilenin kendi çıkarları uğruna dış güçlerle iş birliği yapması Kürt tarihinde olağan bir haldir. İkinci iç sebep cumhuriyetin iyi örgütlenmiş ve politik deneyimine sahip güçlü yönetimden yoksun olması olgusudur. "

Korkarım ki Ortadoğu'nun bu yeni dizayin bittiğinde, Kürdlerin "parti çıkarları"ndan kaynaklı Mahabad Kürd Cumhuriyeti ile aynı akibeti yaşayacaklar...

Özgür ve gelecek güzel günler için, sadece kendinize, sizin olana sahip çıkabilme umuduyla, Merhaba.

 

Bu yazı toplam 1332 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.