1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. KURTALAN EKSPRESİ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KURTALAN EKSPRESİ

A+A-

 
 

Diyarbakır’a gidiyoruz. Okullar kapandı. Artık rüzgâr memlekete doğru esiyor. O, esiyor da biz durur muyuz; biz de onunla birlikte esiyoruz. Annemin meşhur yolculuk atıştırmalıkları köfte-patates naylondan bir kap içinde acıkmamızı bekliyor olacak… Az sonra trenin ritmine kapılarak uyuyacağım, bunu biliyorum. Aslında memnunum da; zira memlekete dek o uzun saatler geçmek bilmeyecek yoksa… Caz ritmiyle gidiyor tren sanki ya da bana öyle geliyor. Cazı nereden mi biliyorum. Türkiye radyolarında daha çok türkü ve şarkılar çalınıyor olsa da zaman zaman caz da çalınıyor ve ben o ritmi seviyorum. Söz ezberlemek gerekmiyor ve ben o ritme ayağımla, ellerimle ve ağzımdan çıkan türlü seslerle eşlik ediyorum.

 

Yoğun buhar ve trenin tiz düdüğü arasında şeftrenin işaretiyle yavaşça kalkıyoruz. Bizi yolculayan yok. Zaten ihtiyacımız yok; Çünkü özlediklerimize gidiyoruz. Taka da tıka da, taka da tıka da tırrakk sonra da tson tsom, tson tsom fıs trenin ritmiyle birlikte bendeki ağız trompeti de başlıyor. Ovalardan, kırlardan, minik derelerden,köprülerden, uzaktan görünen kırlardan geçiyoruz. Ağaçlar, hayvanlar, köylerine doğru giden yaylılar hatta kağnılar hızlıca geçip bir resmi tamamlıyorlar zihnimde…

 

Ulaş göründü bile… Ah Ulaş sahi en son ne zaman gitmiştik? Kocaman çiftliği ve besili inekleri gördüğümde nasıl da şaşırmıştım. Soğuk ama güneşli bir sonbahar gününde günübirlik gitmiştik. O günü hatıralarımıza saklayan bir de fotoğraf var albümde… Babam, annem, ben kardeşim, Dayı kızı Arpine ve edebiyat öğretmeni komşumuz Aynur abla var. Annemin ve Arpine’nin başında kenarında bir çift kiraz olan hasır şapka var. Mutlulukla, gülümseyerek poz vermişiz objektife…  Gün boyu hayvanlara yem vermiş kavaklar altında piknik yaparak güzel bir gün geçirmiştik. Ulaş denince şimdi usuma Yaşar Kemal düşüverdi… Nasıldı o sonradan hepimizin ağzında marş olacak şiir…

Hele Ulaş’a Ulaş’a 

Ulaş benzerdi güneşe 

Ulaş kardaş can veriyor 

Yüreğim düştü ateşe

Yetmişli yıllarda Rahmi Saltuk söylediğinde içimiz cız ederdi. Tüylerimiz diken olur, hınçlanır bağıra bağıra söylerdik…

 

Evet, önce ulaş, sonra Kangal… Kangal’a Karekin Amcayı görmeye gitmiştik. Karekim Amca Dedemin has arkadaşı yüzü kırış kırış geniş gönüllü bir adamdı. Payton yapardı. Çok sonra hastalandığında dedem alıp Diyarbakır’a getirmişti. Sonradan hep orada yaşadı. Çor çorak bir yerdi. Toprak damlı evleri, tozlu geniş sokakları ve büyük yaylı at arabalarıyla anımsadığım bir yer. Birkaç saat geçirmiştik o sakin ilçede… Bir ara kardeşimin çişi gelmiş annem de evden uzak tarlanın ucuna yaptırıvermişti. Tam o sırada bir kadın bağırmıştı: ”Hanım hanım, hayatımızın içine ne ettiriyon” Annem de safa saf “Biz senin hayatına niye edelim ki” “E, ettiriyon ya çocuğu” Annem mahcup olmuş kusura bakma deyivermişti aceleyle kardeşimin pantolonunu çekerken… Hayatın avlu anlamına geldiğini o vakit anlamıştım.

 

Yol uzun ya, babamla birlikte vagonların birinden diğerine geçerek sonuna dek giderdik. Üçüncü mevki vagonların koltukları tahtaydı. Her taraf yatak denkleri, tahta bavullar ve torbalarca zahirelerle dolu olur ve kompartıman ayrımı olmadığından ekşimiş ter kokardı. Onları öyle görünce üzülür bunların ki neden bizim gibi değil derdim. Babamsa hem üzüldüğümü anlar, ‘fakirliğin gözü kör olsun’ deyip ardından da diğer bilet tükenince mecburen burada seyahat ediyorlar diye  ilave ederdi.

 

Babam Çetinkaya’ya geldik demişti ya hepimiz tedirgin olmuştuk. Burası ile ilgili çeşitli sahtekârlık öyküleri anlatırlardı. Babam “Çetinkaya’nın yankesicileri çok meşhurdur”  derdi. İnmeden önce cüzdanını anneme teslim eder sonra inerdi. Babamın inip gitmesini hiç istemezdim Gerçi hiçbir istasyonda inmesini istemezdim ama babam her defasında iner ve tam tren hareket ederken gelirdi yanımıza… Elim böğrümde, gözlerim istasyonu tarardı. O, ise ellerinde taze su dolu küçük bir testi veya meyve ile gelirdi yanımıza…

 

Zaman, rüzgâr hızıyla geçmezdi Kurtalan Ekspresinde… Annem canımızın sıkıldığını fark eder hemen hikâyelere başlardı. Bu hikâyeler genellikle gerçek olurdu ancak biz masal gibi dinler hatta o hikâyelerin kahramanları olurduk. Masal masalı kovalarken uykumuz gelir, kuşetlinin birine yatardık. Babam rahat edebilelim diye tüm kompartımana bilet alır bu da çoğunlukla kuşetli olurdu.

Sonra Hekimhan ve ardından Yolçatı’na her geldiğimizde gülerdik.  Gülerdik çünkü ellerindeki küçük sepetlerde içi silme kayısı olan çocuklar trenin önde bağrışırlardı. Kayısıların o altın sarısı rengi bizleri cezbederdi. Almak isterdik ama ya altları çürükse… Annem güya en masum görünümlü olanı seçer babama onu işaret ederdi. Tam tren kalkarken hepsi birden aniden kaybolurlardı. Bizse annemin suyla yıkamasından sonra iştahla yemeye başlardık. Çoğun içinden neşeyle bakan bir kurt olurdu. Dedem, ‘tiksinmeyin yavrum’ derdi. ‘O bile meyvenin iyisinden haberdar ki kendine ev yapmış’ Sonra asıl güleceğimiz an gelirdi… Tüm sepetin yarısından sonrası çürük kaysılara ayrılmış olurdu ve biz her defasında bunu bile bile alırdık. Kahkahalarla gülerdik hiç kızmazdık. Hatta bunu bekliyor olurduk sanki çürük çıkmasa üzülürdük gibi geliyor hâlâ…

 

Sabahın ilk ışıkları gözümüze vurduğunda uyanır pencereye atılırdık. O sırada Gölcük’ den geçtiğimizi bilirdik. Sanki suyun uyandıran, serinleten gücünü hissederdik. Tren adeta gölü yalar gibi giderdi; elimizi suya sokasımız gelirdi. Bir defasında lokomotif arıza yapınca göl kenarında kalmıştık. Annem biz iki kardeşi aceleyle suya sokuvermişti. Nasıl da sevinmiş, sudan çıkmak istememiştik.

Az sonra Gezin sonra bize üst üste evleriyle masal şehri Mardin’i anımsatan Madenden geçeceğimizi bilirdik. Birinin avlusu diğerinin damı olan Maden evleri;  Diyarbakır’dan dönüş yolunda karanlıkta ateşböcekleri gibi yanıp sönerdi Maden’in ışıkları…

 

Az sonra Diyarbakır’ın bildik kazalarından Makam Dağı sırtlarındaki Ergani’den geçerdik. Ah Ergani ziyarete geldiğimiz, annemlerin de bir dönem oturdukları kasaba… Nasıl da severdik Meryem Ana ziyaretine gidip gece orada sabahlamayı… Gece ayazında yıldızlara bakıp uyumayı beklemek ne güzeldi. Bazen bir yıldız kayardı ‘Annem hemen bir dilek tutun’ derdi. Tutardık, gerçekleşmesini dileyerek. Bak, Bibilere de giderdik. Onun o hazin hikâyesini kaç kez dinledim. Gülabi Amcayı ve onun yiğitliğini…

 

Artık gün iyice ısınıp kızdığında önce Geyik ’den sonra da Leylek'den geçerdik.

Sonra arazide o siyah bazalt taşların pıtrak gibi çoğalmasıyla Diyarbakır’a geldiğimizi hemen anlardık.Bir ara bir yıl kadar babamın işi dolayısıyla Batman'da oturmuştuk.Selim Azizoğlu'nun eczanesinde kalfa olarak çalışmıştı o yıllar... Diyarbakırdan sonra Beyaz badanalı, kırmızı kiremit damlı Bismil'den geçerdik.Orada durduğumuz zaman ağaçların gölgesi altında puslu görünen pencere kenarındaki sardunyalara, karanfillere, papatyalara sevinçle bakıp Dicle’nin karşı kıyısında bulunan Kürt köylerinin çoraklığına, ağaçsızlığına hayret ederdik...

 

Lokomotifin inler gibi ses çıkarması ve uzun tiz düdük sesiyle perona girerdik. Dayım ya da dedem her defasında bizi yanında Gümüş adlı köpekleriyle beklerdi. Bizi ilk Gümüş görürdü. Neşeyle havlayıp kuyruğunu sallardı. Sonra Dedemler Bağlar’dan Diyarbakır içinde Fatih Paşa Mahallesine taşındılar. Paytona binip eve doğru yola koyulurduk. Ben her defasında binicinin yanına biner kırbacı elime alırdım. Dayımı tanıyan faytoncu sevecenlikle gülerdi bana… Kırbacı hiç vurmaz sadece şöyle havada şaklatırdı. Nasıl sevinirdim böyle yapmasına… O güzel bakan gözleri bazen yaşaran atları nasıl da severdim.

 

Daha Balıkçılarbaşı’na vardığımızda hemen iner Kilisenin sokağından geçip karakolun önünden  Buğday Dinginin olduğu sokağa Ali Pir’in geniş avlulu evine koşardım. O geniş kapı beni gülümsemeyle karşılardı. Avludan sevdiklerimin sesleri gelirdi…

Bu yazı toplam 671 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.