1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. “Kutni” kumaşımızı da kaybediyoruz.
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kutni” kumaşımızı da kaybediyoruz.

A+A-

 

Her yıl bir güzel değerimizi kaybediyoruz.

Kimin umurunda?..

Yıllardır böyle.

Çünkü, klasik deyimiyle “Diyarbakır’ımızın sahibi yok…

Klasik deyim, diyoruz. Çünkü, bu deyimi yıllar ve yıllardır kullanıyoruz da kimsenin umurunda olmuyor.

Çünkü, yıllar ve yıllarca Diyarbakır’ımız da diğer ŞARK vilayetleri gibi, SÜRGÜN yeridir.

Batı illerindeki yaramaz bürokratlar, suç işleyenler buralara sürülürler. Buralarda yaşayan insanları cezalandırmak istenircesine…

Böyle olunca da buralara gelenler ya keselerini doldurmanın gayretine düşerler, ya da suya sabuna dokunmadan gününü  doldurmanın rehavetine kapılırlar.

Bunlar eskidendi demek zor.

Çünkü, günümüzde de ayni anlayış egemen.

Çünkü; hala buralar bazı hizmetler için “Şark Hizmeti” bölgesi.

Gününü geçir, zamlı maaşla, yan gelirle cebini doldur git.

Hele bir de “işini bilir”sen…

Diyarbakır geriye gitmiş, Diyarbakır’ın değerleri gitmiş, bitmiş, kaybolmuş kimin umurunda…

………..

Bu kez sessiz sedasız bir değerimizi daha kaybediyoruz.

Nasıl ki; geçen yıllar içerisinde müziğimizin pek çok güzel eserini, başta “Çayda Çıra” ve “Delilo” olmak üzere pek çok halk oyunumuzu kaybettiysek.

Nasıl ki; “Burmalı Kadayıf”ımıza komşu ilimiz Bingöl sahip çıkıyorsa.

Nasıl ki; karpuzumuzu, kavunumuzu başka illere kaptırdıysak.

Nasıl ki; “Örgülü Peynir”imize Adıyaman, Antakya ve başka kentler sahip çıkıyorsa.

Bu kez de komşu ilimiz Gaziantep, bir zamanlar Diyarbakır sanayinin gözde ürünlerinden “Kutni” kumaşımıza kapmak üzere…

Bundan kimsenin haberi var mı?

Yok.

Şimdi, sorsak yetkililerimize, KUTNİ KUMAŞ’ın ne olduğunu da bilmezler belki.

Heyhat…

Kutni Kumaş, asırlar öncesinde Diyarbakır’da dokunan, ihraç da edilen bir yerli kumaşımızdı.

Evet. Asırlar öncesinde Diyarbakır’ımızın gerçekten zengin ve canlı bir sanayi ve ticaret hayatı vardı. 1630’lu, 1650’li yıllarda ve daha sonrasında Diyarbakır’a gelen Müslüman ve Avrupalı gezginlerin tümü kentte ipekçilik, dokumacılık, dericilik, yemenicilik, keçecilik, bakırcılık, dökümcülük, demircilik ve kuyumculuk gibi zenaatler yanında, tahta oymacılığının, camcılığın özellikle de çinicilik ve seramikçiliğin büyük bir gelişme içinde olduğunu anlatırlar.

Kentin çeşitli yerlerinde kurulu tezgahlarda dokunan, kök boyalarla renklendirilmiş ipek puşular, Diyarbakır mantini, kirpas (Çadır bezi) ve kök boyalı renkli ipliklerle dokunmuş kutniler Anadolu’nun dört bir yanına, bu arada Ortadoğu ve Avrupa  ülkelerine gönderiliyordu.

1815 yılında Diyarbakır’a (Amid’e) gelen İngiliz gezgin J. S. Buuckıngam kentin çarşılarını şöyle anlatır;

 “Pazarlar, düzgün bir plan üzerine değildir. Fakat üzerleri iyi örtülmüştür. Dükkanlar ağaç raflarla döşeli olup mallar bütün özellikleri ile buralarda sergilenir. İmalatçıların başlıca ham maddesi ipek ve pamuktur. Şehirdeki esnaf, şal, el beceri aletleri, her renkten pipolar, altın ve gümüş tabakalar yaparlar. Şehirde 1500 tezgah şal üretimi, 500 tezgah pamuk basıcısı, 300 deri imalatçısı, 100 demirci ve 50 ağızlık ve pipo yapımcısı vardır. Amid’de ilaç dışında bütün ihtiyaçlar kendi kaynaklarından temin edilmektedir.”

İşte bu kadar eski tarihe sahip Diyarbakır işi Kutni kumaşa bu günlerde Gaziantep sahip çıkıyor…

Haberi geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi’nin bölge ekinde okuduk.

Haberde Gaziantep Sanayi Odası’nın “Baklava”nın tescilinden sonra pek çok ürün yanında Kutni Kumaş’ın da tescili için Türk Patent Enstitüsü’ne başvurduğu bildiriliyordu.

Ne desek, bilmem ki?

Bakalım daha nelerimizi kaybedeceğiz?..

Vah ki vah…

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1418 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.