1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. LEV TOLSTOY
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

LEV TOLSTOY

A+A-

Lev Tolstoy (1828--20 Kasım 1910), yalnız Rus edebiyatının değil, Dünya edebiyatının ve insanlığın en büyük yazarlarındandır. 

19.Yüzyılın ikinci yarısından 1910 yılında ölümüne dek Tolstoy, devrim öncesi Rusya'sını, toprak ağaları ve köylülerin kırsal Rusya'sını o kadar yüksek bir sanatsal güçle ve başarıyla anlatmıştır ki; Lenin, Tolstoy'u 'Rus Devriminin Aynası' olarak tanımlamıştır.

Anna Karanina, Savaş ve Barış gibi muhteşem başyapıtların yazarı olan Lev Nikolayeviç Tolstoy, gerçekçi edebiyatın ustasıdır. Tolstoy'un yalnız romanda değil öyküde de başyapıt niteliği kazanmış eserlerini okuduğunuzda; Onun öykülerinin kusursuzluk niteliğini hak etmiş olduğunu göreceksiniz. Efendi ve Uşağı, Tipi ve Polikuşka edebiyatın öykü türünün en seçkin gerçekçi öyküleridir.

 

İvan İlyiç'in Ölümü, Diriliş, Çocukluğum, Gençlik, İlk Gençlik, Sivastopol, Kazaklar gibi önemli eserleri olan Tolstoy'un, mistik hikayeleri ile de Rus halkını derinden etkilediğini söylemek gerekiyor.

 

V.İ.LENİN'E GÖRE TOLSTOY

Rus Devriminin Önderi Lenin, Tolstoy'u 'Rus Devriminin Aynası' olarak nitelerken gerçekçidir. Lenin, Tolstoy'un devrim öncesi dönemin birçok büyük sorununu çok görkemli eserlerle ortaya koyduğunu yazar. Lenin'e göre; Tolstoy'un eserleri, " köle sahiplerinin ayakları altında ezilen bir ülkenin kendini devrime hazırlayışı, Tolstoy'un aydınlatışı sayesinde, TÜM İNSANLIĞIN SANATSAL GELİŞMESİNDE İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BİR ADIM OLMUŞTUR"

Lenin, Tolstoy'un eserlerinin gücü, edebiyatının büyüklüğünü ortaya koyarken görüşleri ve öğretilerindeki tutarsızlıkları da gösterir.

Lenin'e göre Tolstoy, 'Rus yaşamından benzersiz görüntüler çizmekle kalmayıp, dünya edebiyatına da birinci sınıf katkıda bulunmuş, büyük bir sanatçı dehadır. Ama aynı zamanda, insanları mistik düşlere sürükleyen, İsa'ya tutkun bir toprak ağası...'

 

Bir yanda Rus toplumundaki düzmeciliğe ve ikiyüzlülüğe karşı güçlü, dosdoğru ve içten karşı koyan bir Tolstoy; öte yanda, " ben günahkar, kötü insanın biriyim, ahlaken mükemmel olmaya çalışıyorum diye sızıldanan, adına Rus aydını denen sümsük sünepe."

 

Lenin, Tolstoy'un kapitalist sömürünün acımasızca eleştirisi, hükümet rezaletlerinin, gülünç haldeki mahkeme ve devlet yönetiminin sergilenmesi ( özellikle Diriliş ve İvan İlyiç'in Ölümü romanları ), zenginlerin servet artışı ile uygarlığın gelişmesi ama emekçi kitlelerin yoksulluk ve sefaletinin artması arasındaki derin çelişkiyi en iyi biçimde gözler önüne serdiğini yazar.

Bir yanda en aklı başında gerçekçilik, öte yanda dinin vaaz edilişi der Lenin ve bu çelişkiler nedeniyle Tolstoy'un, Rus Devrimini anlayabilmesine imkan olmadığını açıklar.

 

Lenin, 'Tolstoy ve Proleteryanın Mücadelesi ' başlıklı makalesinde, Tolstoy'un; egemen sınıflara korkunç bir güç ve içtenlikle suçlamalarda bulunduğunu, çağdaş toplumun, sistemin ayakta durmasını sağlayan kilise, mahkemeler, militarizm, " yasal nikah" , burjuva bilimi gibi bütün kurumların içindeki sahteliği apaçık sergileyerek görmemizi sağladığını yazar.

 

Lenin, Tolstoy'un kitlelerin duygularını, doğrudan yansıttığını, yansıtırken onların o saf yürekliliğini, siyasal yaşama yabancı olmalarını, mistikliği, dünyadan uzak kalma isteklerini, kötülüğe karşı koymayışlarını, kapitalizme ve onun para gücüne karşı güçsüzce çırpınışlarını sergilediğini söyler.

Lenin, Tolstoy'un edebi eserlerini okumakla, Rus işçi sınıfı, kendi düşmanlarını daha yakından tanımayı öğrenecektir dedikten sonra ancak, der: "... bütün Rus halkı, Tolstoy'un öğretisini inceleyerek, kendi kurtuluş davalarını sonuna kadar götürmelerine engel olan o kendi güçsüzlüklerinin nerde yattığını anlamak zorundadır. İleriye gitmek için bunu anlamaları gerekir. Onu anladıkları ve kavradıkları zaman, kurtuluşun işçi sınıfının elinde olduğunu göreceklerdir..."

'

STEFAN ZWEIG TOLSTOY'U ANLATIYOR

 

Tolstoy'un Başkurdistan'da geçen bir halk efsanesini anlattığı, 'Bir İnsanın Yaşaması İçin Ne Kadar Toprak Gerekli?' öyküsünü okuduğunuzda, Tolstoy'un anlatısının zamanı ve ülkeleri aştığını duyumsarsınız. Tolstoy'un, Polikuşka öyküsünü okuduğunuzda da aynı duyguyu yaşarsınız. Bedel ödeyerek askerlik görevini yapmış sayılmak olgusunun, ülkemiz için her dönem ne denli güncel ve önemli bir olay olduğu anımsanırsa, Tolstoy'un bu öyküsünün 21. yüzyılda ülkemizde yaşanan bir gerçekliği anlatmak için yazılmış olduğu düşünülecektir.

 

 

 Stefan Zweig, Tolstoy'un sanatının sonsuz, başı ve yaşı olmayan doğa gibi, yaşadığımız çağın ortasında ve tüm çağların ötesinde bir anlatı olduğunu söyler. Stefan Zweig, Tolstoy'un 'İvan İlyiç'in Ölümü' ve Polikuşka'da anlattıklarının belli bir çağla sınırlanamayacağını, 19. yüzyılda yazılan bu metinlerin, 20. yüzyıla da, 30. yüzyıla da ait olabileceğini yazdıktan sonra devam eder: "...Aksine hiçbir değişime bağlı olmayan çağların ilkel ruhu, yeryüzünün nefesi, ebediyet karşısındaki insanın ezeli duyarlılığı, ezeli korkusu, ezeli yalnızlığı anlatılır."

 

 

Stefan Zweig, Almanca aslından Türkçe'ye Gülperi Sert tarafından çevrilen ' Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar' kitabında; Tolstoy'u anlatırken, Maksim Gorki'nin Tolstoy'un gözlerine ilişkin söylemiş olduğu bir cümleyi paylaşır: "...Gözlerinde yüzlerce gözü barındırır Tolstoy". Ancak Tolstoy'un gözleri ve bakışlarına ilişkin Stefan Zweig'ın söylediği sözler daha çarpıcıdır.

 

"...Tolstoy'un gözleri, kaçan bir farenin üstüne çok yükseklerden çullanan doğan misali bir ok gibi her ayrıntının üzerine atlarlar ve aynı zamanda evrenin ucunu bucağını resmederler. Düşüncenin doruklarında kıvılcım misali yanabildikleri gibi, ruhun en karanlık bölgelerinde sanki yeryüzündeymiş gibi her şeyi algılayarak gezinirler.

Tolstoy'un gözkapakları açıldığı anda bu gözler; acımasızca uyanık, ödün vermez bir şekilde hayalden uzaktırlar. Bütün hataları deler, bütün yalanların maskesini düşürürler, her inancı paramparça ederler: Bu gerçekçi gözler karşısında her şey çırılçıplaktır. Böyle gözleri olan kişi hakikati görür, dünyanın ve bilginin tümü onundur. Fakat insan böylesi ezeli gerçekçi, böylesi ezeli uyanık gözlerle mutlu olamaz."

 

 

HACI MURAT

 

Tolstoy'un son romanı ölümünden sonra yayınlanan "Hacı Murat" tır. Tolstoy, 'Hacı Murat' romanında, kendisinin de Rus ordusunda yer aldığı Kafkasya'da yaşanan savaşı anlatır. Bu savaş sırasında Avar komutanı Hacı Murat'ın, Çeçen lider Şeyh Şamil ile anlaşmazlığa düşüp Rusların tarafına geçmesi, sonra ihanet ettikleri tarafından öldürülmesi anlatılır.

 

Romanda olaylar 1850 yıllarında geçer. Tolstoy, romanına kahraman yaptığı Hacı Murat'ı bütün özellikleriyle hikaye eder; cesaret sembolüdür Hacı Murat. Şeyh Şamil'e duyduğu nefretten dolayı halkına ihanet ederek Rusların yanında yer alır. Hem zalimdir hem de saf bir dürüstlüğü vardır.

 

Hacı Murat, gerçekte Ruslara karşıdır. Rusların Kafkas halklarına uyguladığı zulme karşı mücadele eden bir kahramandır ama hayat onu Rusların yanında yer almak zorunda bırakır. Şamil tarafından esir alınan ailesini kurtarmak için kazanamayacağını çok iyi bildiği bir mücadeleye atılmaktan çekinmez.

 

Tolstoy, Kafkaslarda tanık olduğu, savaşın bilgileriyle yetinmez. Hikayenin gerçekliğini güçlendirmek için sayısız okuma yapar, Kafkaslarda cephede bulunan eski askerlerle görüşmeler yapar. Hacı Murat'ın ve yardımcısının bindikleri atların rengini öğrenmeye çalışır ve hayal gücüyle yarattığı hikayeyi gerçekçi kılar. Romanı belli bölümlerini tekrar tekrar yazarak sekiz yılda tamamlar.

Tolstoy, asalet, gurur ve dehşetle dolu bir hikayeyi anlattığı romanında, giriş bölümünde; araba tekerleği tarafından ezilmesine karşın ayağa kalkan bir devedikeni ile direnerek ölen Hacı Murat'ın ölümünün kendisinde aynı duyguları yaşattığını anlatır.

 

Tarlalardan geçerek eve döndüğü bir gün, kır çiçeklerinden bir demet yapmak istediğini anlatan Tolstoy, bir hendekte, olağanüstü güzel, mor renkte bir devedikeni gördüğünde, bu devedikenini kopararak çiçek demetinin ortasına koymak istediğini söyler. Çiçeği koparmak istediğinde, dikenlerinin parmağına battığını, çiçeğin saplarının sağlamlığından dolayı, kopardığı zaman çiçeğin çiçek olmaktan çıktığını anlatır ve çiçeğin kopmamak için verdiği mücadeleye hayranlığını dile getirir: " Ne kadar büyük bir gücü, ne kadar büyük bir yaşama isteği vardı!..Canını kurtarmak için nasıl da çabalıyordu!.. Hayatını ne kadar pahalıya mal etti!"

 

Tarlada yoluna devam eden Tolstoy, yolun sağında, biraz önce koparıp heba ettiği "Tatar çiçeği" gibi bir devedikeni gördüğünü söyler.

Bu devedikeni öbeğinin üzerinden bir araba tekerleği geçtiğini belirttikten sonra, "toprağın çamuruna saplanmış, bir zamanlar koyu kırmızı olan rengi şimdi kara toprağın rengine bürünmüştü ama gene de dimdik duruyordu..." der.

 

"...Çiğnenen bitki öbeği yeniden doğrulmuştu; belki biraz yan duruyordu, ama ne olursa olsun duruyordu ya!..Sanki vücudundan bir parça koparmış, elini kırmış, gözünü oymuşlardı da, o gene çevresindeki bütün canlı kardeşlerini yok eden insana teslim olmamıştı !..Ona karşı hâlâ dimdik ayakta duruyordu..."

 

Tolstoy bu sahneden çok etkilendiğini ve bunun 'müthiş bir direnme' olduğunu düşündüğünü söyler. "...İnsan buradaki her şeyi kendisine boyun eğdirmiş, hepsini yenmiş!..Milyonlarca bitkiyi yok etmiş; yine de, işte bu devedikeni ona teslim olmamış..."

 

Bu yazı toplam 687 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.