1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. LİNCE KARŞI YUSUFÇUĞUN DİRENİŞİ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

LİNCE KARŞI YUSUFÇUĞUN DİRENİŞİ

A+A-

                      

                          

 

Gün olmasın ki herhangi bir nedenle, örneğin okuduğum bir köşe yazısıyla, bir fotoğrafla ya da bir haberle hayallerimdeki memleketime gitmeyeyim. Bu belki de her memleket için geçerlidir de; ben görmedim… Evet, yıllardır gitmedim, gidemedim memlekete… Hoş, dostlar, yarenler bunu hiç hissettirmedi ya bana… Ben memlekete vasıl olamasam da bir şekilde memleket bana geldi. Bazen güzel bir anıyla bazen de beni yaralayan, yakan bir acıyla…

Hani bir şiir okudum ya da bir kitap okudum hayatım değişti der ya kimi; benim hayatım, düşüncem elbette gelişti ancak hiç değişmedi sanırım. Güzellikler beni tamamlarken, kötücül olanlar var olan yaralarımı tekrar tekrar kanattı… Ben bu acıyla hemhâl oldum elbette… Acılar büyüttü bizi, beni…

Benim memleketimde hiç rastlamadığım linç kültürü, ne yazık ki Anadolu’nun ve büyük metropollerin varoşlarında eksilmeyen bir yaşam geleneği olarak sürekli yer almaya başladı. Gün olmasın ki birileri tekbir sesleriyle Viyana kapılarına dayanır gibi bir yerlere ya da birilerine saldırmasın… Anadolu’nun örflerinde kalabalıklarla birkaç kişiye saldırma geleneği hiç olmamış demeyeceğim de azdır…

Kıbrıs savaşı yıllarında Diyarbakır’da Sofu Galip nam kişinin etrafına topladığı çapulcularla Hristiyan halka saldırma girişimleri yaptığını görsek de, pek yüz bulduğunu doğrusu söyleyemeyiz.

Yine bir fotoğraf, üstelik bu ara örneklerini çokça gördüğümüz bir fotoğraf beni yine kötü yaraladı; sizi de elbette…  Zırhlı bir polis aracına bağlı bir insan evladının tekrar tekrar cezalandırır gibi caddelerde, sokaklarda gözdağı vermek amacıyla dolaştırıldığının kanıtı olan iç acıtan bir fotoğraf… Bizler o fotoğrafa dahi bakamazken ya onlar nasıl yapabildi bunu… Duyuyor musunuz yusufçuklar ağlıyor… 90’lı yıllarda çokça örneklerini gördüğümüz zihnimize kayıtlı bu görüntüler bize yine yeniden yaşatılmaya ve bizi yine yeniden yaralamaya başladı.

Faşist ve diktatörlük unsurları taşıyan her devletin başvurduğu yöntemlerden sadece biriydi bu ve buna benzer görüntüler…

Köroğlu destan ve koşmalarında şöyle demez miydi: “Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu” Ya da Dadaloğlu gibi “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” mi diyelim… En iyisi Pir Sultan Abdal gibi “Yürü bre Hızır Paşa senin de çarkın kırılır” diye defalarca ünleyelim…

Şimdilerde Yusufu tutun kuşu kardeşini arıyormuşçasına insanlar yarenlerini, arkadaşlarını ya da babalarını arıyorlar. Hepsi üzüntülü, hepsi yaralı…

Devlet, linç yapar gibi Doğunun il ve ilçelerinde katliamlar yapıyor. Görüntüleri sosyal medyada yayıldığında  ‘ ah’ diyoruz.

Delikanlıydık. Bazen, birine kızar, hırslanır onunla kavga etmek isterdik. Hiç öyle beş on kişi birinin üzerine gitmezdi değil, gidemezdi de… Böyle yapanlar ayıplanır hatta toplum içine çıkamaz hale gelirdi. Böyle yapanlara karşı çıkılıp tek olanın yanında yer alınırdı.

Hey gidi günler kavga etmek istediğimizi düelloya davet eder gibi şöyle seslenirdik: “Haydi beden arkasına gidelim.” Zira ortada kavga etmekte ayıptı…

Şimdi saldırgan hükümetin yanında yer alanlar tüm ötekilere saldırarak bu yeni saldırganlığı tüm Anadolu’ya ve İstanbul’a yayıyorlar.

Sınıf çıkarları ezilenin yanında yer almayı gerektirdiğinden, sosyalistler, devrimciler, şairler ve tüm direnişçiler bu katliamlara dur diyebilmenin o vazgeçilmez tavrını taşımaktadır; taşımalıdır da...

Tüm ezilen canlar Yusufçuk olmuş kardeşlerini arıyor. Acıyla döneniyor sokaklarda…

Bu yazı toplam 725 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.