1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. MERYEMİN GÖZYAŞLARI
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

MERYEMİN GÖZYAŞLARI

A+A-

 

“Hayır” diyor annem. “Biz üzümü şimdi yiyemeyiz.” Neden diyorum anneme. Açıklıyor, o bana masal anlatan, beni büyüleyen munis sesiyle… “Biz üzüm kutsanmadan yiyemeyiz. Asdvazazin zamanı kilisede üzüm okunduktan sonra onu afiyetle yiyebiliriz. Hem bak az kaldı zaten üzümün en güzel zamanı da o vakittir. Öyle ballanır, öyle tatlı olur ki tadından yiyemezsin.”

Artık üzüme gün sayıyorum. Yok, her dakika değil, oyundan arda kalan zamanda sadece… Ya da birileri şapırdatarak yediğinde… Bekliyorum ama yemeden. Annemin sözleri de kulaklarımda üstelik… Daha tatlı olur o zaman demesi beni dizginliyor. Yemedim.

Annemin elini sıkı sıkı tutmuşum. Yüzüm asık, gözlerim yaşlı. Kimseyle konuşmuyorum. Kiliseye girenler annemle selamlaşıp yanağımı sıkıyor. Dudaklarımı sıkıca kapatıp, inadına kimseyle konuşmuyorum. Kaşımın üzerinde şimdi de izi belli olan küçük bir yarık var. Oysa ne çok beklemişim üzümü, sevinmem gerek değil mi?

“Kim yaptı ula” diyor Mıgır Dayı. Somurtarak “Hisus yaptı” diyorum.”Ula hiç Hisus Yapar? Diyor Mıgır Dayı Diyarbakır şehir şivesiyle. “Yaptı işte yaptı” diyorum bağırarak. Annem lafa girdi; girmezse olmaz sanki… “Çocuklarla yaramazlık yapıp kudurmuştu. Ta ki kafasını Horanda ki Hisus’un çerçevesine çarpana dek…” Herkes gülüyor benim dışımda. “O yaptı işte” diyorum kızgınlıkla.

Ayin başladı. Herkes huşu içinde yakarıyor. Gelecekleri adına, geçmişin acılarının tekrar yaşanmaması adına ve bereketli günler adına… Kimi gözü yaşlı kaybettiklerini anımsadıkça yaş döküyor. Anneme bakıyorum: o da ağlıyor. E, ben de ağlıyorum. Bir şey de kaybetmedim diyorum üstelik. Olsun somurtmaya devam. Oysa az sonra üzüm yiyeceğim şapırdatarak…

Bazen masada üzüm fazlaca kalır, buruşmaya başlardı. O parlak sarı rengi gitmeye başlar, o mucizevi meyve solardı. O vaki dedem alır eline bir salkım üzümü ballandıra ballandıra biz çocuklara göstere göstere yemeye başlardı. “Hepsini yiyeceğim ki size kalmasın” derdi. Hemencecik zokayı yer bir salkıma uzanırdık; biterdi onca üzüm. Sahi dedem ne çok severdi üzümü… Genel olarak bütün tatlı meyveleri ve tatlıları severdi. Biz Sivas’tayken dedem parmağına takılı koca bir mendille çıkagelirdi. İçinden neler çıkmazdı ki: kuru üzüm, ceviz, bastık, sarı leblebi, melengiç şekerleri ve daha neler neler… Onca şey nasıl sığardı bir mendile… Gerçi dedemin ceketinin cepleri de büyüktü; tam dedeme göreydi. Elinde çanta taşımayı hiç mi hiç sevmezdi.

Hristiyanlığın kabulüyle birlikte birçok pagan inanış nasıl da Hristiyanlık içine usulünce yerleştirilmiş… Meryemananın göğe alınış hikâyesi de tanrıça Ani’nin kutlama gününe denk getirilerek Hristiyanlığa geçiş sağlanmış. Üzüm hasadı, Tanrıça Ani ve Meryemana aynı ayinde buluşmuştu. Beş Ermeni bayramından biri Asdvazazin’di

Annem elindeki mumun birini bana diğerini de kardeşime vererek yakmamız için kucağına aldı. Kürtlerin “keşe” diye seslendiği Der Giragos elindeki İncil ve haçla üzümü kutsarken, şimdilerde Ermenilerin elinde olmayan üzüm bağlarını da uzaktan da olsa kutsuyordu.

Ayin bitti. İnananlar, ellerinde üzüm torbaları neşeli sohbetlerle yavaşça dağılıyor. Annem elimi tutarak Der Babaya doğru yürüdü. Der Giragos her zamanki o R’leri söyleyemeyen neşesiyle karşıladı

bizi. ”Ne oldu Anjel niye somurtmuş yine deli oğlan” Hemen çıkıştım; “senin de kafan kırılsaydı sende ağlardın.” Bıyık altından gülerek “ söyle bakayım kim kırdı senin kafanı.” “Hisus kırdı işte.” Annem durumu anlatınca Diyarbakır’ın Keşe’si başladı göbeğini sallaya sallaya gülmeye. Sonra da bana “gel benimle onu annesine şikâyet edelim” diyerek Meryemananın büyük resminin önüne götürdü.

Üzgün bir ana bana doğru ağlamaklı bakınca, irkildim. Der Baba bana “Bak o da nasıl üzgün gördün mü?” Görmüştüm; neredeyse gözyaşları elime damlayacaktı. Hem annemin dediğine göre o bu gün göğe de alınmıştı oğlunun yanına… Birden ağlamaya başladım. Annem göğsüne başımı göğsüne bastırıp Der Baba’da başımı okşadığında çoktan unutmuştum acımı… “Nasıl daha şikâyetçi misin?” diye sordu Der Baba. Gülerek “Yok” dedim. Sonra da seke seke arkadaşlarımın arasına karıştım…

Keşe: Papaz

Der: Saygıdeğer kutsal kişi anlamında papazlara verilen unvan

 

Bu yazı toplam 668 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.