1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. MUCİZENİN ADI FEHAMET
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

MUCİZENİN ADI FEHAMET

A+A-

Triko atölyesinin kadın erkek işçileri çay molasına her zamanki saatte çıktılar. Demli bir çay yorgunluklarına deva olur muydu bilinmez… Sıcak çayı yudumlarken sohbetti iyi gelen belki de… Anadolu’nun çeşitli illerinden genç kadınlar, erkekler, yeni yetme kızlar iş yoğunluğundan başlarını bile kaşıyamadan hercümerç içinde gün boyu çabalıyorlardı. Ne zaman gün başlardı ne zaman biterdi onu dahi anlayamadan, karanlıkta girer ve yine karanlık gece vakti iki oda bir sofa varoştaki evlerine dönerlerdi.

Fehamet, üstündeki pembe renkli işliğinin önünü silkeleyip, terini silerek çayını yudumlarken düşünüyordu. Şu ismini hiç beğenmiyordu bir kere. Anasına da bu yüzden hep çıkışıyordu çıkışmasına ya; anası boynunu büküp

- Kızım nenen adidır işte. Hem baban duysa buni; kitabıma seni öldürür valla…

Fehamet, boynunu büküp kendi iç hesaplaşmasına başlardı, her defasında. Babasına çok kızsa da, çok da korkardı ondan. Hem onu okuldan alıp işe koymuştu ya en çok da buna kızardı. Ben böyle talihin, böyle şansın, böyle kaderin, der küfrederdi sessizce…

Öteden Solmaz seslendi:

- Kız, Feho, ne düşünisen hindi kimi? Bak diyem ki, yarın biz bize Beyoğlu’na gidah. Kız, gözümüz, gönlümüz açılır belki!

Fehamet, Beyoğlu’nu duyunca gözleri parladı ya sonradan nasıl gideriz ki, diye de düşündü.

- Nasıl? Eve ne diyecağız, peki?

Solmaz güldü. Göz kırparak devam etti;

- Kız bu hafta Ayşe’nin düğünü var ya. Giderıh birazım görünür sonra da...

- Hakket yav.

Babası, abesi zaten işte olurlardı. Tezleyin gider gelirlerdi. İstanbul’a geldi geleli bu varoştan başka bir yer görmemişti ki; “birazım da biz yaşıyah” diye söylendi kendi kendine…

Bütün bir gece gözüne uyku girmeden yarını düşündü. Ya yakalanırlarsa! Valla kemiklerini kırarlardı. Şu yaşıma geldim daha bir erkek elimi tutmadı. Biri alıcı gözüyle bakmadı. Memlekette bir çocuk vardı. Anımsayınca gözleri parladı. Onu sevmişti. Az uzaktan bakıp iç geçirmemişlerdi birlikte... Ufacık kutu kadar kasaba da görürler diye hiç bir araya gelememişlerdi. Oysa çocuk benimki diyerek sahiplenip az kavga etmemişti onun için. Şimdi hepsi uzakta kalmıştı işte. Kaç yıl olmuştu buraya geleli. Başını yukarıya kaldırıp “ Allah’ım, gör işte halimi ahvalimi. Valla bibimin dedığı kimi evde kalacağım bah! Gülo bibi “Köşe yastığı olduz siz artık” deyip ne vakit görse onlarla dalgasını geçerdi. Yine derin bir iç geçirdi…

Ah! O da her genç kız gibi sevmek, sevdalanmak istiyordu. İstiyordu istemesine ya. Nereden bulacaktı ki; hem gözünü, hem gönlünü okşayacak karakterli birini… Etrafındakileri düşündü. Ulan bir de adam

gibi biri çalışsaydı ya yamacında… Düşündükçe hüzne düşüp, sessizce ağlamaya başladı. Yorgan altındaki omuzları gecenin karanlığında titriyordu.

Dedikleri gibi yaptılar. Önce Ayşe’nin düğününe gittiler. Bir iki oynadılar. Ayşe’ni yüzü al aldı. Hani derlerdi ya yeni gelin gibi niye kızardın? İşte tam öyle… Yavaşça birer birer dışarıya sıvıştılar. Kendisi, Solmaz bir de Saime… Saime’yi sırf dedikoduculuğundan dolayı aldılar.Yoksa ne yapar eder abesigile yetiştirirdi. Solmaz da öyle söylememişmiydi.”Kız mecburuh ha” Metroya binip aktarma ile Taksim’de indiler. Koyunlar gibi birbirine yanaşıp korunmaya çalışarak İstiklâl caddesinin kalabalığına karıştılar.

Fehamet, akan kalabalığı Dicle’nin coşkun akışına benzetti. Baharda nasıl da coşardı. Her bir taraf yeşillenir, Nevruz’u kutlardılar. Ah bahar! Şimdi memlekette olsalardı Nevruz çiçekleri toplardılar dağlarda… Mutlaka Nergizleme yapardılar. Çıharıya gidip, eğlenirdiler. Babası koca bir ateş yaktığında, hepsi de dileklerini tutup üstünden atlardılar. He bunlar ne diyi piknik!” Güldü. Şu memlekete de, sözcüklerine de alışamamıştı. Hele hızına hiç yetişemiyordu bu şehrin…

Hayret ve şaşkınlıkla gelip geçen insanlara, onların giyim kuşamlarına; mağaza vitrinlerindeki mankenlere bakınıp durdular. Sanki rüya âlemindeydiler. Solmaz Fehamet’i, o da Saime’yi dürtüp duruyordu. Neden sonra yorgunluktan bitap halde bir yere oturdular. Birer yarım ekmek döner söyleyip ayranı katık ettiler.

Fehamet, kalabalığa bakıp özü özüne içinde söyleniyordu.. Devasa kalabalıkta dahi bir erkek onu süzmemiş; o da bir erkeğe alıcı gözle bakmamıştı. Evde kalacağı kesindi. Ya da işi mucizelere kalmıştı. En son televizyonda izlediği Amerikan filminde kızla, oğlan koca şehirde paten pistinde birbirini bulduğunda, nasıl da gözyaşlarını kendi sevinciymiş gibi akıtmıştı. Anası “Kız selpağı bitirdin bitirdin yeter!” Heveslendi. Şimdi Şeyhmus gelmeli şöyle önümden bana bakmalı. Ben de ona şaşkınlıkla… Adımı söylemeli fısıldar gibi… Koşup sarılsa… Beni sıkıca sarıp sarmalasa… Ağlaması geldi; mendiliyle gözlerini sakladı. Keşke o sosyetenin taktığı kara gözlüklerden olsaydı. Bunun içinde hayıflandı.

Şeyhmus’un terli erkeksi kokusunu duyumsadı birden… Heyecanlandı. Gözlerini kapayıp onu ve kendisini birlikte düşündü. Yüzü yeni gelin gibi kızardı. İki kız dönüp ona baktı şaşkınlıkla… O ise sadece güldü. Sonra kokuyu tekrar duyumsayınca yanına döndü.

- Fehamet

Fehamet, rüya görüyorum herhalde diye düşündü. Onun çirkin ismini kim böyle latif söylerdi ki? Gözlerini sımsıkı kapamıştı. Koku, sevdiğinin kokusu nasıl da yakından geliyordu. Biri adını da fısıldamıştı. Aradan kaç yıl geçmişti. Belki de evlenmişti. Yok, yok bu rüya olmalı. Gündüz vakti kalabalığın ortasında hem de… Kızlar, pür dikkat şaşkınlıkla ona bakıyordu.

- Fehamet

Yavaşça sese doğru döndü. Gözlerini açmaya korkuyordu. Açınca Şeyhmus ’un hasretle gülen karagözleriyle karşılaştı. Delikanlı geldi karşısında durdu; ellerini ilk kez sıkıca tutup onu kendine doğru çekti, sarıldı. Mutluluktan, şaşkınlıktan hiçbir şey söyleyemeden o da ona… Yukarıda bahar güneşi onları kutsuyordu, sanki… Şimdiye dek Fehamet’i biriyle görmeyen kızlar şaşkınlıktan konuşamaz haldeydiler. Sorar gibi baktılar Fehamet’in ışıldayan gözlerine:

- Mucizedir kızlar mucize. Valla, Sultan Nevruz’un mucizesidir…

 

Bu yazı toplam 7180 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.