1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Müftü Melle Halil efendi camilerde yatanlara kızardı Camiler tembel
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Müftü Melle Halil efendi camilerde yatanlara kızardı Camiler tembel

A+A-

Diyarbakır’da aydın ve saygın bir din bilgini olarak tanına Müftü Halil ÖZAYDIN, kentin saygın isimlerinden Muhammet Ubeydullah Efendinin oğludur. 1904 yılında Memedin Mahallesinde dünyaya gelen Halil Efendi,  ilk öğrenimini Şule-i Terakki ilkokulunda tamamladıktan sonra Diyarbakır Askeri Rüştiyesi’ne girdi ve buradan da mezun olduktan sonra tanınmış bilginlerden dersler aldı.

Din bilgisini arttırmak amacıyla Hazro ve Silvan medreselerinde okudu. .Bilgi ve görgüsünü arttıran Halil Efendi, 1922 yılında Diyarbakır’da Şafiiler İmamı olarak göreve başladı. Daha sonra  1937 yılında merkez vaizliğine, 1939 yılında da  müftülük fetva müsevvitliğine (Fetva taslaklarını hazırlayıp temize çeken yazman) atandı.

1946 yılında da Diyarbakır Müftüsü oldu.  Bu görevini 1950’li yıllara kadar sürdürdü.

Müftü olarak görev yaptığı uzun yıllar boyunca “Melle Halil Efendi” adıyla Diyarbakır’da tanınır oldu ve halk tarafından saygı gördü.

Caddeden geçtiği zaman herkes yerinde durur, tüm esnaf işyerinden çıkar saygı ile selam verirdi.

Gençler, çocuklar koşar ellerini öpmek için yarışırdı.

İnsanlar sorunlarını kendisine danışır, o da hiç usanmadan tüm sorulara cevap verildi. Cuma günlerinde ve 30 gün ramazan boyunca ikindi namazından sonra çok etkili vaazlar verirdi.

Müftü Halil Efendi’nin tüm vaazları, insanların birbirini sevmesi, ahlak, dürüstlük, saygı ve sevgi ilişkileri, çalışmak, okumak, hurafelerden sakınmak üzerineydi.  Dinin cahil, bilgisiz, softalar tarafından kullanılmasına şiddetle karşı çıkar, bu tip kimseleri karşılaştıkça azarlar, halkın da bunlara itibar etmesine tepki gösterirdi.

Ulu Cami’e girerken dilencileri kovar, en çok da camide uyuyanlara sinirlenirdi.

- Burası tembelhane değil, ibadethanedir” diye bağırır hepsini bastonu ile kovalardı.

Ona göre, cami önlerinde, namazdan çıkmış müminlerin önünü kesip “Allah’ın adını zikrederek” dilenmek din ve inanç sömürüsüydü.

Özellikle Cuma günleri cami önlerinin dilenci akınına uğramasına müthiş sinirlenir, kendisini dinleyen cemaati, sokakta, cami önlerinde dilenenler yerine mahallelerindeki yoksul ailelere, dilenmeye utanan dul ve yetimlere, sakatlara yardım etmeye teşvik ederdi.

Vaazlarında hep Kur’an-i Kerim’den ve hadislerden, ünlü din bilginlerinden örnekler verirdi.

Özellikle, ramazan aylarında 30 gün boyunca, her ikindi namazı sonrasında, eğer mevsim yaz ise  Ulu Cami avlusunda özel olarak yaptırılmış vaaz kürsüsüne çıkar saatlerce, avluyu dolduran binlerce Müslüman’a gür sesiyle vaaz verirdi.

O yıllarda ses yayın cihazları camilere henüz girmemişti.  Müezzinler  de minarelere çıkıp şerefenin dört bir yanını dolaşıp sala ve ezan okurlardı. Ezandan yarım saat kadar önce ise sesleri gür münadiler (gezici duyurucular) çarşıyı, pazarı gezerek esnafı ve tüccarı namaza hazırlıklı olmaya çağırırlardı.

Mikrofonsuz kürsüye çıkan Melle Halil Efendi, caminin koca avlusunu gür sesiyle çınlatırdı. Her gün, kadınlı erkekli binlerce kişi cami avlusunu doldurur, bu vaazları huşu içinde dinlerdi.

Müftü Halil Efendi, saygın  bir din adamı olmanın yanında, kentteki sosyal ve kültürel etkinliklere de katılır, görev de alırdı ve sosyal aktiviteleri desteklerdi. Örneğin, Diyarbakır’a bir üniversite kazandırmak için 1950’lerde başlatılan hareketin içinde başından sonuna kadar yer almış, bu amaçla kurulmuş ilk komitede görev almış biriydi...

Aynı mahallede, Fatihpaşa'da, otururduk.  Evleri Bıyıklı Mehmet Paşa Sokağında, Kurşunlu Camiye yakındı. Çocukluk ve okul arkadaşım Yahya'nın babasıydı.

O yıllarda ikimiz de Kurşunlu Cami bitişiğindeki çıkmaz sokakta bulunan Süleyman Nazif İlkokulu’na gidiyorduk. Biz çocuklar da  mahallemizin büyüğü Melle Halil Efendi’ye büyük saygı gösterirdik. Çocukları de uslu akıllıydılar. Hepsi de okuyup eğitimli saygın insanlar oldular.

Ailece aydın insanlardı. Çocukları arasında, rahmetli arkadaşım Yahya, babası gibi Ulu Cami'de imamlık yaparken, Nafiz Özaydın öğretmen oldu. Cemaleddin Özaydın 1960’lı yıllarda Diyarbakır’da kurulan ilk özel  tiyatronun oluşumunda yer ve görev alanlardandı. Sonradan İstanbul’a yerleşerek çevresini irşad etmeye kendini adadı.

Mehmet Özaydın  askeri tıp okudu, profesör doktor oldu. Albay rütbesinde iken askerlikten ayrıldı ve Dicle Üniversitesi rektörlüğüne seçildi.

Prof. Dr. Mehmet Özaydın Rektörlük görevinde, doğup büyüdüğü, ekmeğini yediği, suyunu içtiği, havasını soluduğu Diyarbakır'a özellikle de bölgeye yıllarca yararlı hizmetler verdi.

Müftü Melle Halil Efendi, 1960 yılında Malatya Müftülüğüne atandı. Aynı yıl vefat etti...

 

Bu yazı toplam 3923 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.