1. YAZARLAR

  2. Gabar ÇİYAN

  3. Mülteci Krizi: Türkiye AB görüşmeleri ve Kürt Sorunu(2)
Gabar ÇİYAN

Gabar ÇİYAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Mülteci Krizi: Türkiye AB görüşmeleri ve Kürt Sorunu(2)

A+A-

Türkiye’de durum: Türkiye’ye gelen Suriye uyruklu mültecilerin sayısı, yıl sonunda 2 milyonu geçeceği belirtiliyor. Gelen göçmenlerin % 60’tan fazlası kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Sığınan göçmenlerin % 15’i, başta Kürt şehirlerinde, Semsur (Adıyaman), Amed (Diyarbekir), Şırnex (Şırnak), Êlih (Batman), Gurgum (Maraş), Riha (Urfa), Mêrdin (Mardin), Entap (Antep) ve diğer şehirlerde, Mersin, Adana, Hatay’da kurulu çadır ve konteyner kentlerde yaşamaktadır. Geri kalan % 85’lik bölüm şehirlerde yaşamaktadır. İstanbul’da 300 binden fazla Suriye uyruklu var. Rıha’da 150 bin, Entap’ta 280 bin, Gurgum’de 75 bin kişi yaşamaktadır.

Sadece Avrupa kökenli olanlara mültecilik hakkı verildiği Türkiye’de, 2014‘te yapılan değişiklike, ‘yabancılar ve uluslararası koruma kanunu’ çıkartılarak, göçmenlere verilen ‘geçici koruma’ tanımı, güçlendirilmiştir. Sağlanılan ‘uluslararası koruma ve başvuru sahibi kimlik belgesi’ sayesinde, Suriye göçmenlerine, eğitim, sağlık ve sosyal yardım için kapılar açılmıştır. ‘Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı-AFAD’a kaydını yapanlar -ki bu sayının 1 milyonun altında olduğu söyleniyor, sözkonusu haklardan yararlanabiliyor. Yabancılar polisi, valilikler ve jandarma, kayıtların yapılması konusunda yardımcı olmaktadır.

Eğitim konusunda ‘Milli Eğitim Bakanlığı’, sağlıkları konusunda ‘Sağlık Bakanlığı’, çocukların  korunmasında ‘Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ yardımcı olmaktadır. Şu ana kadar BM ve diğer ülkelerden sağlanan maddi yardım yeterli olmadığı belirtilmekte. Kürt şehirlerindeki kampların bazılarında ‘rojava’lı Kürt kökenli göçmenler yaşamaktadır. Bir kısmı kampta kalırken, geri kalanı şehirlerde çalışarak geçimini sağlamaktadır. Bunlar genelde yöre halkıyla akraba ve etniki bağları olduğu için, maddi ve manevi destek almaktadırlar.

Suriye kökenli bir kısım göçmenler, özellikle İstanbul, Entap ve Mersin’de iş hayatına katılımış ve
değişik şirketler kurarak ülke ekonomisine katkılar sunmaktadırlar. Özellikle Mersin limanından yapılan ticaret ile büyük gelirlerin elde edildiği vurgulanmaktadır.

Göçmenlere yönelik şikayetler artmıştır. Özellikle, kadın hakları konusundadır. Boşanmaların fazlalaştığı ve dini nikahlı çok evliliğin yaşandığı vurgulanmaktadır. Şehirlerde fuhuş vakaları çoğalmaktadır. Göçmenlerin yığıldığı şehirlerde kiralık ev bulma sorunu yanında, artan kiralardan dolayı problemler yaşanmakta. Çocuk yaştaki kişilerin ağır şartlarda çalıştırılması, diğer kişilerin ucuz işgücünden faydalanıldığı sıkça vurgulanmaktadır. Entap, Hatay, İstanbul ve Gurgum’de, etniki, kültürel ve inançsal ayrılıkların, göçmenleri ve yerli halkı karşı karşıya getirebileceği endişelerinden bahsedilmektedir. Arap kökenli mülteciler arasında aşırı şiddet yanlısı, IŞID gibi örgüt üyelerinin bulunması korkusu mevcut. Rejim yanlısı olupta insanlık suçuna bulaşmış kişilerin bulunması diğer bir endişe nedeni. Sosyal uyumsuzluklar vardır ve dilencilik yaygındır.

AB’nin yaklaşımı ve sonuç: Türkiye, gelen göçmenlere ‘geçici korunma’ izni vermektedir. Mülteci statusünü tanımamaktadır. Misafir gözüyle bakılmaktadır, göçmenlerin 3. ülkeye gitmesi ya da ülkelerine geri dönmeleri beklenilmektedir. Bu da, göçmenlerin yeni yurt edinmeleri, güvencede olmaları, iş ve sosyal yaşantıya katılımlarının önünü kapatmaktadır. Dolayısıyla, ekonomik yatırımları da dahil, bunların topluma entegre yolu, endişe ve riskler taşımaktadır.

AB ülkelerine mülteci akını, Türkiye ve Balkanlar üzerinden devam etmektedir. Sadece geçtiğimiz hafta İsveç’e gelen göçmen sayısı 10 bin dolayındadır. Almanya ve İsveç göçmen alan ülkelerin başında gelmektedir. AB ülkelerinde göçmen karşıtı partiler güçlenmektedir. Yabancılara karşı saldırılar sürmektedir. Yabancı karşıtı partiler, göçmenlere sağlanan hakların getirdiği ekonomik sıkıntılardan dolayı, ülkelerinin sert politika izlemesini istemektedir. Bazıları ülkeyi, göçmenlere kapalı duruma getirmeyi savunmaktadır.

AB için acil bir reçete gereklidir. AB, şu an göçmen sorununu çözmenin en kolay yolunu, Suriye’ye komşu bölge ülkelere maddi destek vererek, orada kalmasını sağlama ve dışarıya çıkmasını kontrol altına alma, yolunu seçmiştir. AB’nin bu yöndeki çabası sürmekte ve Türkiye ile görüşmeleri devam etmektedir. Türkiye’den, Avrupa sınırlarını daha iyi kontrolünü ve ülkesinde, mülteci haklarının iyileştirmesini istemektedirler. Türkiye de, verilecek maddi yardım ile yetinmemektedir, AB’ye üyelik sürecine hız verilmesi ve vatandaşlarına vize kolaylıklarını getimesini istemektedir. Ayrıca, insan hakları ve Kürt sorunun fazla gündeme getirmeme ve gözardı istemleri de basına yansımış durumda.

Türkiye ve PKK arasında sürdürülen ‘Çözüm Süreci’ askıya alınmıştır. Kürtlerin legal alanda kendini ifade etmesi, Kürt dili ile okullarda devlet desteğinde eğitim verilmesi, devlet engeliyle karşılaşmaktadır. Kürt sorununu barışçıl yollarla çözüm eğilimi fazla gözükmemektedir. ABD ve AB’nin, Türkiye ve PKK’yi barışa teşvik edici çalışmaları fazla verimli olmamaktadır. Bu  olumsuz eğilim, devlet ve PKK arasında süren savaşın büyümesine neden olacaktır. Devlet güçlerinin, Türkiye Kurdistanında, şehirlerde sokağa çıkma yasağını günlerce devam ettirmesi, suçsuz sivilerin yaşamını yitirmesi, insanların gıda sıkıntısı çekmesi, hasta kişilerin tedavisinin engelenmesi ve öldürülenlerın gömülmesine dahi izin verilmemesi, çatışmada asker, polis ve gerilladan ölümlerin olması bölgedeki gerginliği daha da artıracaktır. İnsan haklarının rafa kaldırıldığı Türkiye Kurdistanından başlayan göçler daha da büyüyececek ve bu yeni bir göç dalgasını yaratıp, Avrupa’ya yöneltecektir.

Başta ABD olmak üzere, AB, Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü için, Türkiye ve PKK’yi ikna etmelidir. Etniki ve inançsal çatışmaların yoğunlaştığı Ortadoğu’da, Türklerin ve Kürtlerin birarada barış içinde yaşaması, bölgede barış ve demokrasi için örnek bir model oluşturacaktır. Bu anlamda, Türkiye ve yeterince destek almış bir Kurdistan Federe Bölgesi, göçmenler için güvenli yer olacaktır. ABD, AB ve diğer gelişmiş ülkeler, BM öncülüğünde tehlike altındaki Suriye vatandaşları için toplanmalı. Bunlara kapılarını açmalı ve Avrupa’ya göçlerin durması için, bölge devletlerdeki mültecileri, gelişmiş ülkeler arasında adilce dağıtımı yapılmalıdır. Bölgedeki devletlerin yükü hafifletilmelidir. Suriyenin arap kesiminde, BM denetiminde güvenli bölgeler oluşturulmalı, halka yardım eli uzatılmalıdır. 

Bu yazı toplam 668 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.