1. YAZARLAR

  2. Genceddin Öner

  3. "NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR!"
Genceddin Öner

Genceddin Öner

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

"NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR!"

A+A-

 

Böyle buyurmuş, kendisini "din alimi" diye satan zat. Üstelik bu nefret söylemlerini, çok farklı inanç ve inançsızlığa sahip 75 milyon insanın vergileriyle meydana gelmiş devletin televizyonunda bu sözleri sarf ediyor. Adının önünde birçok akademik ünvan da taşıyan bu şahsın kullanmış olduğu ifadeler, hakaret sınırlarını aşan bir nefret söylemidir.  Aynı zamanda evrensel hukukta, cezai müeyyide gerektiren bir suçtur. Dünya üzerinde yaklaşık 7 milyar insan yaşıyor, bunun 1,5 milyarının Müslüman olduğu sanılmaktadır. Müslüman diye nitelendirilen bu kitlenin yarıya yakını da namaz kılmıyor. BM ye üye bir devletin resmi televizyonunda, dünyadaki insanların %90 na hakaret eden, aşağılayan kişilerin yargılanamadığı nadir ülkelerden biridir Türkiye. Peki bu şahıs böyle bir cesareti nereden alıyor? O ve onun gibiler, bu cesareti ülke ve bölgenin mevcut konjonktöründen ve iktidar erkinin din anlayışından alıyorlar.

 

Öğretilerini sevdiğim bir filozof, insanlık tarihi boyunca iktidar erklerinin ve muktedirlerin, yönettikleri toplumun çoğunluğunun bağlı oldukları din anlayışını kendi iktidarlarına nasıl payanda yaptıklarını şöyle izah etmiş: "Din, muktedirlerin ve iktidar sahiplerinin elinde bir oyuncak; Hiç bir şeyleri olmayan yoksullar için de, öbür dünyada  onlara vadedilmiş bir cennet iksiridir." Ne kadar objektif bir tespit değil mi?  Bu oyun, milyonlarca yıldan beri insanoğlunun gözleri önünde sürekli oynanan ama hiç bir zaman ders çıkarılamayan bir oyun. Bu oyun, yoksulların ve sıradan insanların değişmez kaderleri haline gelmiş bir oyun. Örnekleri çok. Mesela iktidarın güdümündeki bir televizyonda "dini sohbet" adı altında aylık astronomik rakamlarla maaş alan "din alimi" bir zatın, İslamın 1400 yıl önceki kuruluş yıllarında o dinin peygamberinin çektiği yokluk ve yoksulluğu nemli ve ağlamaklı gözlerle anlatıp o klasik oyunu oynamaya devam ederek insanları hala uyutabiliyor. Uyutulmaya da her an hazır bu insanlara; "Peygamber efendimiz yoksulları çok severdi. 'dünya üzerinde bu eziyeti çekenler,  mutlak surette cennet ile ödüllendirilecekler.' diye buyururdu." Uyutma morfinini uygun bir anda onların duygu ve inanç dünyasına çok güzel bir şekilde şırınga edebiliyor. Kendisi ve ailesi ise, süper lüks villalarda ve kendilerine ait 5 yıldızlı otellerde hayatlarının sefasını sürdürüyorlar. 

 

İstanbul Cihangir'de bir plakçıyı (Sahibi Koreli, muhtemelen de Budist) basan bir gurup İslam cengaveri; "Burada neden yiyip, içip alkol alıyorsunuz ulan!?" diye küfür ve hakaretler eşliğinde orada bulunan herkesi bir yandan aşağılarken, akabinde de hemen fiziksel saldırıda bulunuyorlar. Belli ki kafalarına sürekli bir şekilde işlenmiş hurafe ve hoş görüsüz bağnazlığa bir anda kendilerini kaptırıp; "Allah'ın tebliğ elçisi Cebrail ile bir sonraki aşamada canları alan Azrail olma" hissiyatına kendilerini bayağı yetkili kılmışlar. Eee, hani İslam hoşgörü dini idi. Hani dinde zorlama yoktu. Hani Allahın vermiş olduğu canı ancak Allah alabilirdi?  Denilebilir ki, bunlar münferit olaylardır, her toplumda ve her dinde görülebiliyor. Peki insanın kanını donduran ve yaygınlık kazanmış binlerce eylem ve katliamlar "münferit" olabilir mi? 

 

Şöyle bir soru daha sorulmalı: Neden kendilerine "Müslüman" diyen ülkelerde ve toplumlarda bu türden şiddet ve kan donduran olaylar çok daha fazla yeşerip boy atıyor acaba? Bu dine samimi bir şekilde inanmış vicdanlı ve ahlaklı insanların bu soruların cevaplarını mutlaka kendilerine sormalıdırlar. Peki, son yıllarda artış gösteren bu türden lumpenvari saldırganlık, hoyratlık ve cürreti bu kişiler nereden  alıyor?  Son 4 yıldan beri planlı bir şekilde sosyal yaşamı yeniden dizayn etmeye çalışan muktedirleşmiş iktidarın;  "Dindar nesil yetiştireceğiz" metaforuyla adım adım bunlar tırmandırıldı. Dindar bir nesil yetiştirmek, o toplumu onurlu, ahlaklı ve vicdanlı yapmaz. Tam tersine kendi gibi inanmayan, kendi gibi düşünmeyen kesimlere karşı düşmanlık ve nefreti kışkırtır. Ama erdemli bir nesil yetiştirmek için emek ve çaba harcarsanız zaman içinde insancıl ve hoşgörülü bir toplumun sahibi olabilirsiniz. Bu devletin anayasa ve yasalarında ilan edilmiş resmi sisteminin adı;  "Demokratik, laik ve hukuk devleti"  diye geçiyor. Anayasal olarak adı böylesine konulmuş bir devletin üst düzey yöneticileri, bir dine veya bir mezhebe inanabilme ve ona tabi olma hakkına elbette sahiptirler.  Fakat vatandaşları arasında bir dinin yada bir mezhebin içtihat ve ritüellerinin açık taraftarı olamazlar. Ayrıca kendi toplumunun fertlerini de "Makbul dine ait",  "Makbul olmayan dinlere ait" veya "Dinsiz" diye tasnif edemez ve ayırıma tabi tutamazlar.  

 

Bu yazı toplam 7443 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.