1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. NAZIM HİKMET VE KÜRT SORUNU ÜZERİNE...
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

NAZIM HİKMET VE KÜRT SORUNU ÜZERİNE...

A+A-

 

“Sayın halkları bütün ırkların
Endonezyalısı, Almanı, Eskimosu
Sudanlısı, Çinlisi, Türkü, Ermenisi
Yahudisi, Arabı, Lehlisi, Rusu
Meksikalısı, Norveçlisi, Kırgızı
Abhazyalısı, Hintlisi, Kürdü, Fransızı
Farsı, Liberyalısı, İngilizi
Amerikalısı
ak, kara, kırmızı
tükenir mi saymakla
ve adını duymadıklarım
hepinizi, hepinizi
yerlere kadar eğilerek selamlarım
saygıyla, şefkatle, bahtiyar severim sizi
Ne birbirinden üstün
ne birbirinizden aşağı
gönlümün tahtında yan yana oturursunuz”

 

Nazım Hikmet, tüm dünya halklarını, tüm insanlığı ayrımsız seven, saygı gösteren bir devrimci-komünist şairdir.
Yazdıklarında Kürtleri, Kürt halkını yeterince anlatmadığı, Kürt halkını görmezden geldiği yönünde yaygın bir kanaat vardır.
O, şiirinde Dünya halklarını sıralayıp ayrımsız hepsinin önünde yerlere kadar eğilerek selamladığını, birbirlerine karşı hiçbir üstünlüğü kabul etmediğini söylerken içtendir.

 

Nazım Hikmet'in Kürtleri yeterince anlatmadığı gerçektir. Ancak yine de yapılan eleştirilerin bir kısmının eksik okumadan kaynaklandığını söylemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Nazım Hikmet, hem şiirinde hem de yazdığı hikayede Kürt gerçeğine dikkat çekmiş, 1961 yılında Kamuran Bedirhan'a yazdığı mektupla da Kürt halkının mücadelesini desteklediğini ortaya koymuştur.

 

Nazım Hikmet, 'Memleketimden İnsan Manzaraları' eserinde; Haydarpaşa'dan kalkan 15.45 Katarı'nın yolcularının hikayesini anlatırken ' Bayan Emine'yi şöyle konuşturur:

"...
---Biz Aydınlıyız bayan hemşire.
Köylüyüz.
Gedikli jandarma başçavuşudur
kızımın babası.
Zaten benim de teyze oğlum olur.
Hüsnü Çavuş.
Mallarımız ele gitmesin diye evleniverdik.
Onun gözü başkasındaymış
anası zorladı.
Hüsnü Çavuşla on beş yıl, bayan hemşire,
kalmadı gezmediğim yer.
Karadeniz'de içinde Lazların,
Şarkta Kürtlerin arasında.
Kürtlere kuyruklu derler 
yalan.
Kuyrukları yok.
Yalnız çok âsi, çok fakir insanlar.
Zenginleri de var
ama az,
beyleri...
On beş yıl dünyayı dolaştık sayılır
gördük her şeyleri.
Sineması, tiyatorası,
baloya bile gittim,
böyle başörtümle,
Diyarbakır'da."

 

 

 Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları'nda ismini belirtmeden yeniden söz eder Diyarbakır'dan

 

  "...

       Ve şarkta

        akrepleri, toprak koğuşları, karpuzlarıyla ünlü hapisanede

        Halil'in üstüne uşaklarını saldırdı Kürt beyleri

        ve beline inen odunla devrilmeden önce

                                      aynı rahatlıkla yardı üçünün kafasını..."

 

 

Nazım Hikmet, başta şiir, öncelikle şiir olmak üzere edebiyatın neredeyse bütün dallarında eser vermiş bir yazarımızdır.

Nazım Hikmet, ' Hasan Torlak' başlıklı hikayesinde; 1925 Kürt İsyanını bastırmakla görevli birlikte jandarma askeri olarak görev yapan Sabri Çavuş'u anlatırken de; Kürt gerçeğine anlamlı bir selam gönderir. Sabri Çavuşun çavuşluğa Kürdistan'da terfi ettiğini, gedikliye de orda geçtiğini yazar.
Sabri Çavuş ilk Kürt isyanı bastırıldıktan sonra o taraflarda bir karakola gönderilmiş. " Karakol komutanımız teğmen Mustafa'ydı. Kürt. Belki de bu yüzden, hani meslekten atmasınlar diye, Kürtlere herkesten fazla zulüm ederdi" Sabri Çavuş, teğmen Mustafa'nın emriyle Kürt köyünü basıp ev araması yaparken suçsuz yere, durup dururken, silahların yerini göstermedi diye envai çeşit işkence yapılan ve yere yüzükoyun uzanmış Kürt köylüsünün kafasına kurşun sıktığını anlatır.

 

Sabri Çavuş'un ağzından Kürtler ve Kürdistan üzerine anlatılanları sıralar, Nazım Hikmet:
"...Mağaralarda, basbayağı mağaralarda yaşıyorlardı, Kürt köylüleri...Yaban keçisi gibi kayadan kayaya atlarlar, Boyları iki metre, aç, çıplak...Şeyhlerine , beylerine de tapınırlar, ayaklarını öperler. Hükümet bu şeyhlerin bir kısmını astı. Ama çoğuna dokunmadı. Asrileşin be herifler, dedi. İstanbul'da, Ankar'da, İzmir'de apartman aldılar, medeniyete alıştılar. Arada bir Kürdistan'a dönüp ayaklarını öptürtüp, ayinler yaptırıp, sürülerinin , topraklarının geliratını toplayıp, İstanbul'a, İzmir'e Ankara'ya , medeniyata dönerler..."

 

Nazım Hikmet'in Kürtler ve Kürdistan hakkındaki bu değerlendirmesinde; Kürtler hakkındaki devletin resmi raporlarını ve devleti yöneten, Kürt isyanlarını bastırmakla görevli komutan ve müfettişlerin anılarında anlattıklarının etkisini gözlemliyoruz. Yine bu değerlendirmede, TKP 'nin Kürt sorununa yaklaşımının da izlerini güçlü biçimde hissediyoruz.

 

Nazım Hikmet; 1961 yılında, uzun yaşamını Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesine adayan, dönemindeki politik mücadelelerin içinde yer alarak, Kürt halkının kültürüne, edebiyatına büyük hizmetlerde bulunan, Kürt tarihinde önemli bir rol oynayan son Cizre beyi Bedirhan'ın torunu Kamuran Bedirhan'a yazdığı mektupta Kürt sorunu üzerine düşüncelerini ortaya koyar.

 

Türk ve Kürt halklarının kardeşliği vurgusunun öne çıktığı bu mektuptan bazı bölümler aktaralım:

“Kökleri yüzyılların derinliklerine dalan, tarihiyle, kültürüyle, Kürt milletinin önemli bir çoğunluğu Anadolu’nun bir parçasında yaşar. Anadolu’nun öbür parçalarında yaşayan Türk milletini, Kürt milleti kardeşi sayar. Her iki millet, bütün imparatorluklar gibi, halkların zindanı olan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Türk ve Kürt derebeylerinin, Osmanlı İmparatorluk idaresinin ağır zincirlerine vurulmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ise her iki millet emperyalizme karşı tek bir cephe kurup çarpışmışlardır. Anadolu milli kurtuluş hareketi yalnız Türkler için değil, Kürtler için de tarihlerinin en şerefli sayfalarından biridir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Türk idarecileri ve egemen çevreleri, Kürt hareketine tamamıyla vaat ettikleri millet ve insan haklarını tanımadı. Hatta işi Kürt milletinin millet olarak varlığını bile inkâra kadar götürdü. Bu dönem, Türk idarecilerinin ve egemen sınıflarının emperyalizmle uzlaşmaya başlaması dönemidir. Bu inkârla, bu uzlaşmamanın aynı dönemde baş göstermesi sadece bir rastlaşma değildir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta ve Yakın Doğu’da emperyalizmin kalelerinden biri haline getiren Türk politikacıları, Kürt milletinin milli varlığını inkârda ısrar ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde öteki azınlıklarına tanıdığı hakları bile Kürt milletine tanımıyor..."

 

Nazım Hikmet, ' Torlak Kemal' hikayesinde, Kürt halkının ulusal haklara kavuşmak için verdiği mücadele nedeniyle, Kürdistan'ın diğer ülkelerdeki parçasına gidilmek zorunda kalındığının bilgisiyle Sabri Çavuş'un anlatısını devam ettirir. Sabri Çavuş bir Kürt kızıyla zorla evlendiğini, kızın ölümünden kendisini sorumlu tutan, Suriye'deki Kürt cemiyetinde çalışan ağabeyinin, Elaziz yolunda kendisine kurşun sıktığını, zor kurtulduğunu, tayin isteyerek kaçtığını anlatır.

 

Nazım Hikmet, 'Bir Akşam Gezintisi' başlıklı şiirinde, Kürt şeyhleri ve beylerinin yönlendirdiği Kürtlerin, yüzyıllardır bir arada kardeşçe yaşadığı Ermeniler'i katletmesinden söz eder:

"...
Bakkal Karabet'in ışıkları yanmış
Affetmedi bu Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini
Fakat seviyor seni çünkü sen de Affetmedin
Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına..."

 

Kamuran Bedirhan'a yazılan mektuptan bir cümleyle bitirelim:.

"Gerçek Türk yurtseverleri, Kürt kardeşlerinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde milli haklarına kavuşmak için yaptığı kavgayı can ve gönülden nasıl destekliyorsa, gerçek Kürt yurtseverleri de Türk halkının demokrasi ve milli bağımsızlık için yaptığı kavgayı öylece destekliyor..."

 

Bu yazı toplam 1281 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.