1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus DİKEN

  3. Newroz, Nergis ve Kenger
Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Newroz, Nergis ve Kenger

A+A-

Siz bakmayın 21 Mart gününde kutlanan Newroz Bayramlarının siyasete bu denli altyapı oluşturmasına. Aslında Newroz’un esbabı mucibesi, hikmeti kudreti, sebebi hikmeti iki bitkidir. Birisi Kenger ise, diğeri Nergis’tir.

Şubat sonu, Mart başı geldi mi Diyarbekir pazarına Karacadağ’ın kırmızı çamuru ile yoğrulmuş, satıcının bütün temizleme gayretine rağmen özellikle kökü ve dahi her yanı çamura belenmiş Kenger bitkisi tezgâha düştü mü Newroz geliyorum demiştir artık.

Bir de mis gibi Nergis kokusu. İşte şimdi suriçinin dörtyol kavşağındaki mevsimine göre tezgâh açan memleketlim sepetin içine Nergis demetlerini dizmiş bile. Yakınından geçtiğinizde sizi cezbediyor Nergislerin kokusu benden söylemesi.

Nergisi koklayıp masanın orta yerine yerleştirip, kengeri dikeninden ayıkladıktan sonra sofraya konuk ettiniz mi Newroz’u daha günü gelmeden yaşamaya başlamışsınız demektir.

Daha Diyarbekir’in Newroz Bayramına on beş gün kala dostlara haber babından bir çağrı yollamıştım sanal iletişim kanallarından. Elinizi, ayağınızı çabuk tutun Newroz Bereketi başladı bile. Otellerde son rezervasyonlar tamamlanmak üzere. Birkaç gün sonra aradı İstanbul’dan bir dostum, Baskın Hoca ile geliyoruz, bize üç oda halledebilirmisin? Birkaç otele sordum doluydular. Haber verdim, başınızın çaresine bakın, diye.

Şehirde kışın bütün kesatlığı üzerindeydi. Ocak, Şubat aylarında esnaftan kime sorsam “abi iş yok, durgun” diyorlardı. Ama ekliyorlardı, “hele bir bahar gelsin, kısmetse Newroz’la birlikte açılır işler”

Sahiden öyle miydi ne!

Son yıllarda bir “Newroz Turizmi” almış başını gidiyordu. Bu aslında sadece bir bayram kutlamasına katılım muhabbeti değildi elbet. Öyle olsaydı İstanbul ve dahi Avrupa Entelijansiyasının onca yıldır kutlanagelen Newrozlara öncesinden ilgi göstermesi gerekmez miydi?

Kürt halkı, siyasetiyle; Ortadoğu’ya, Türkiye’ye, Dünya’ya bir şeyler anlattı. Bu eski ve kadim coğrafyada bir şeyler oluyor. Bölgenin ve dünyanın tarihi yeniden yazılıyor dedi ve ekledi, haberiniz var mı?

Ve dahi bunu son birkaç yıldır Newroz’lardaki, özellikle Diyarbekir / Amed Newrozun’daki mesajlarla dünya âleme faş etti. İşte o coşkuyu yaşamak! Bir de “Oradaydım” demek için artık Diyarbakır Newrozları bir prestij bayram kutlamasında bulunma ve dahi icabet etme mekânı algısına dönüştü.

Belki, iyi de oldu. Kentin sokak ve kapalı mekân ciğercileri, Hasanpaşa, Sülüklü Han, Surp Giragos gibi kadim mekânları, eski-yeni otelleri, az da kalsa meyhaneleri, rakıcısı, çorbacısı ve dahi Çarşîya Şewitî’deki puşi-şal esnafı allanıp pullanıp süsleniyor Newroz öncesinde.

Kadınlar cinsiyet ayrımcılığı yapıyor diye kızmasın ama adeta “görücüye çıkmış, eski gelenekçi gelinlik kızlar” gibi bezeniyor kentin mekânları. Bütün bu hazırlık Newroz’da şehre gelecek konuklar için.

Buraya kadarı kentin “vatandaş” boyutundan yansıyanı! Bir de siyaset boyutundan yansıyanı var tabi. Son birkaç yıldır belediyeler Newroz Alanını sahiden hayli güzellediler. Kent milyonların birbirlerini ezmeden katılabildiği devasa bir tören, bayram ve kutlama alanına sahip oldu.

Nerdeyse bir ay öncesinden Demokratik Toplum Kongresinin koordinatörlüğünde Newroz Komitesi oluşturuluyor. Basın açıklaması ile duyuru, basın için akreditasyon, konuklar için protokol düzeni ve boyna, yakaya asılıp takılan afilli kartlar ve gençlerden oluşan binlerce görevli.

En önemlisi de artık giysi-libas meselesi…Eskiden evlerdeki bohçalarda bir gün gerekir diye anadan, neneden, babadan, dededen yadigarlar olarak saklanan erkekler için şalvarlar, puşiler, kırk düğme yelekler, kuşaklar. Kadınlar için rengarenk / rengahenk doğanın bilcümle renklerini bedeninde barındıran giysilerin artık pazarı oluştu. Newroz’da giyeceği bir “Kürt Milli Kıyafeti” var artık Newroz’a katılacak her kadının, kısmen de erkeğin. Kadınlar sanki daha çok Newroz’la ve bayramla içselleşmişler.

Beş on yıl öncesine kadar Diyarbakır Newrozlarına konuk olarak gelip katılanlar parmakla sayılacak kadar azdılar. Onların da çoğu heyetler olarak gelenlerdi. Şimdi artık bireysel katılımlar da hayli yoğun.

Dolayısıyla kentin siyasal ya da değil, sakinleri haklı olarak soruyor. İyi! Geliyorsunuz da! Baş göz üstüne! Ciğeri, peynirli kadayıfı, künefeyi yiyip üzerine mis gibi menengiç kahvesini içiyorsunuz. Akşam da Erdebil köşkünde ya da kentin diğer mekânlarında müzik dinleyip halay da çekiyorsunuz. Süryani, Ermeni Şarabının, rakının dibine de vuruyorsunuz. Âlâ!

Eeee peki devamı. Kentten ayrılıp gidince geriye ne kalıyor. Birkaç gün üzerine konuşup sonra bir dahaki seneye belleğe mi atıyorsunuz! Yoksa sahiden bir şeyler kalıyor mu geriye!

İşte dananın kuyruğunun koptuğu an. Geriye ne kalıyor. Coğrafya büyük acılar yaşadı. Acıların edebiyatını yapmak akıl kârı değil elbette. Ama kentin konuklarından, konukların kentte yaşadıklarından, tattıkları, taam ettikleri lezzetlerden ve sohbetlerinden ardakalanlar neler. Sanırım hikâyenin can damarı bu.

Müstemlekeyi ziyaret edip, bilmem kaç g’li telefonlarıyla gelemeyenlere “nanik” ya da “nisbet” yapma devri geçti. Bu hayli sakat “iz” bırakıyor şehirde, coğrafyada benden söylemesi.

Coğrafyanın yaşadıklarından, kaybettiklerinden, geleceğe miras olarak bırakacaklarından ne anladınız merak edilen budur.

Budur ol Hikâyat. Hani Turgut Uyar şiirinde diyordu ya!

“güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsan

  dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar    

  dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan

  kürdistan’da, muş-tatvan yolunda bir yer kanar”

Kadim Amida şehrinin binler yıllık sur taşlarından kan sızıyor(du). Sordular! Surlar “Kızılcık şerbeti içtim, ondandır” dedi.

Kürtler Karacadağ eteklerinde yabani olarak göğeren Kenger (Kereng) bitkisini dikenlerinden ayıklayıp sofranıza sundu.

Ey Newroz’a gelen ve de giden Kürtlerin dostları!

Kenger önce doğadan toplanırken, sonra ayıklanırken ve dahi sonra pişirilirken lezzeti afiyetle yiyenlerin diline damağına dikenleri batmasın diye özen gösterilir. Yine de dikenin küçücük bir parçası unutulmuşsa pişmiş kenger aşının içinde ağzınızda yuvarlarken, bilesiniz ki konukları, hele hele Newozlarımızın konuklarını kendine getirsin diyedir. Kengerin dikenlerinden ayıklanmışı Barış’a çağrıdır haberiniz olsun, hem de Newroz Bayramında…

 

 

 

Bu yazı toplam 569 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.