1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. OĞULLARIMA MEKTUP
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

OĞULLARIMA MEKTUP

A+A-

                                    

Mektup yazmayı severdim. Hatta çok severdim demek daha doğru olacak galiba… Annem de çok mektup yazardı. Üstelik kendisine gelen mektupları da son nefesini verene dek sakladığını biliyorum. Ona gelen mektupları kaç kez bir anı ya da öykü gibi okudum bilemezsiniz. Galiba çok gerçekçi ve yüreğe dokunan satırlar olmasıydı beni cezbeden… Annem, arkadaşlarına, komşularına hatta bütün akrabalarına hasbıhal edercesine mektuplar kaleme alırdı. Ki onun öğretmenlerine yazdığı mektuplara gelen cevapları da biliyorum. Bazen bir romandan ya da şiirden alınan alıntılarla süslenirdi o mektuplar… Ne kadar doğal, yalın ve içtendi… Tüm geride bıraktıkları, annemin onlara yazdığı mektupları itinayla saklardı. “Abla, mutlaka bize yaz” derlerdi. Annemse yüksünmez aksine zevkle yazardı.

Şimdilerde kimsenin mektup yazdığı yok. Hoş, okudukları da pek söylenemez ya; neyse…  Öyle iki kişi hatta daha fazla kişinin katıldığı sohbet mealinde yazardı. Mahalleden, şehirden haberler olurdu mutlaka… Bazen şiirle süslerdi satırlarını; okuyana hora bile geçerdi.

Ben de çok sevdim her fırsatta mektup yazmayı. Şimdiyse yazmak istediğim halde uzun bir mektubu kimsenin okumadığından bahisle yazmıyorum. Keşke yazabileceğim birileri olsaydı.  Annem yatılı okulda okurken ona yazdığım mektupları, kartları bile saklamıştı.” Senin yokluğunu koynuma sakladığım mektuplarla unutmaya çalışırdım”, derdi.

Ortaokulda okurken bir laboratuvarda çalışıyordum. Orada bizimle birlikte çalışan bir Hanım ablamız vardı. Okuma yazması yoktu, ama üç dili konuşurdu usulünce… Zeki ve çalışkandı, lâkin. Çalışan onca çocuğu, genci, yaşlıyı idare ederdi. İşleri aksatmadan çabucak hallederdi. Onun için mektup yazmamı isterdi çoğu zaman… “Sen mektupları, benim anlatmamdan daha güzel yazıyorsun” derdi. Bütün tanıdıklarının isimlerini tek tek yazardım. Birini yazmasam ‘hatırı kalır’ diye de ilave ettirirdi. Sırtı kambur, boyu kısacıktı. Çirkin sayılacak denli esmer bir yüzü vardı. Hiç farkına varmadım, yüreğindeki güzellikten… Yüzü öylesine güleç ve cana yakındı ki… Biz kendi eksikliklerimize yanardık.

Benim yazdığım mektupları severdi sevmesine ya, Hanım Abla. Mektupları hep şöyle başlasın isterdi. ”Nasılsın? iyi misin? İyi olmanı Cenabı haktan dilerim. Eğer sende beni soracak olursan hamdolsun iyiyim. Orada havalar nasıl? Burada havalar ılık süt kıvamında” gibi… Gülerdim. O da güler sonra da herkese selam ederdi. Sarı öküze bile…

Tanrı da peygamberleri aracılığıyla mektup yazmaz mı insanlığa… Eski ve yeni Ahit’in çoğu mektuplardan oluşmaz mı? Tanrı İsa’nın aracılığıyla bu evrenleri yaratmadı mı? Yaratmak diye çevrilen sözcük yapmak ya da kurmak anlamındaki "poieo" sözcüğüdür ki; İngilizce ‘de şiir anlamını taşıyan "poem" sözcüğü bundan gelmedir. Anlamlı ve uyumlu bir yapıtı belirtir (Efesoslular 2:10'

Edebiyatın şair ve yazarları da çokça mektup yazmış ve bu mektupların epey kısmı bir edebiyat ürünü olarak basılmıştır. Birkaç yazarın mektuplarını bende zevkle okudum diyebilirim. Nazım’ın, Sabahattin Ali’nin, Ahmet Arif’in hatta Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığı mektuplar ne özeldir.

Şimdi bir mektup yazmalıyım oğullarıma; sonradan sevgiyle okuyacakları… Şöyle başlamalıyım belki de mektubuma son nasihat mealinde…

Oğullarım; Dostların sofrasındayız ve özgürlüğümüzün bilincindeyiz. Mucizevi kurtuluşların son temsilcilerindeniz belki de... Yanımda başka omuzların omzuma yaptığı dokunuşu hissedebiliyorum, ama… Her yazılan şiirde, her yazılan makalede ve özgürlük için alınan her nefeste bende varım diyebiliyorum.

Biz insanız üstelik özgürce düşünebiliyoruz halen... Az yiyebilir, azla yetinebilir hatta az kazanabiliriz. Kazandığımız alın terimizdir sadece bunu biliriz... Ne hırsızlık, ne sömürü bizim düşünen zengin beynimizi yok edemez. Düşündüğümüz sürece; kuşlar öttüğü, ırmaklar aktığı, güneş ısıttığı  sürece; güzel bir filmi izleyip, güzel bir müziğin bizde bıraktığı yalın güzellikle hemhal olduğumuz sürece insan olmaya da devam edeceğiz...

Hep üreteceğiz,  yeniden yeni baştan başlayacağız. Bunu bizden öncekilerde başardı ben de başardım; elbette sizler de başaracaksınız. Toprak her Anadolulunun zenginliği olduğu gibi bizim de zenginliğimiz. Önce ağaçlarımızı dikeceğiz, sonra da evimizi… Onu kutsayacak mutlaka din adamlarımız… Yeniden zenginleşeceğiz ve çoğalacağız… Bir gün elimizden bunu zorla alanlar çıkabilirmiş; ne gam! Yeniden başlayacak yeteneğimiz ve gücümüz hep olacak.  Bizler haramilerin de, kendi gücümüzün de farkındayız.

Bizi insan eden zenginliğimiz dostlarımız, okuduğumuz kitaplar, ezberlediğimiz şiirler değil midir? Kimilerinin taptığı para ve güçse bir gün ezilecek kâğıttan dev sadece nazarımda...

Ben insanım. Zayıflıklarımın, eksikliklerimin hatta zaaflarımın farkındayım. Elimde yazabileceğim bir kâğıt düşünebileceğim bir beyin olduğu sürece hayata yeniden başlayabilirim. Üstelik öldükten sonra da bu yazdıklarım sonsuza dek kalabilir. Size bırakabileceğim kitaplardan ve iyi bir isimden başka bir şey olmayacak… Lâkin bana yettiği gibi size de yeteceğini biliyorum sahip olduklarımın... Sevgiyle, onurla yaşayın oğullarım. Kucaklanmak istediğinizde kollarınızı açın yeter; çokça kol, çokça omuz sizi saracaktır; eminim.

Bu yazı toplam 707 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.