1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. Örtenler de cezalandırılsın
Örtenler de cezalandırılsın

Örtenler de cezalandırılsın

Diyarbakır’da çocuk cinsel istismarı ile mücadele konusunda önemli ve perspektif sunan bir çalışmaya imza atan Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi İnan Keser’den çok konuşulacak açıklama ve öneriler geldi.

A+A-

Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. İnan KESER’in Çocuk Cinsel İstismarı çalışmasının yanında; Diyarbakır (Sosyolojik Bir İnceleme), Liberter Teori, Nusayri Alevilik (Tarih, İnanç, Kimlik), Göç ve Zor (Diyarbakır Örneğinde Göç ve Zorunlu Göç), Değişen Toplumsal Yapıda Karakter, Kent Cemaat Etnisite adlı çalışmaları da bulunuyor.

Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. İnan KESER ile son dönemde farkındalığı artan ve hükümet kanadında ise yeni bir yasal düzenlemeye konu olan çocuk cinsel istismarını konuştuk.

Çocuk cinsel istismarı üzerine yaptığınız çalışmada meseleyi şiddet üzerinden, güç - güçsüzlük bağlamında değerlendirdiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Oradaki temel mesele şu; istismar bir şiddet biçimi ama insanlar genelde bunu başka bir şekilde adlandırma yolunu seçiyorlar. Faile pedofil dediğimiz andan itibaren bunun bir şiddet biçimi olduğunun üstünü örtmüş oluyoruz. Eğer bu bir şiddet biçimi ise o zaman makul soru şu: Kim kime şiddet uygulayabilir? Kesin cevap şudur: Güçlü olan güçsüz olana şiddet uygulayabilir. O zaman burada çocuk cinsel istismarını mümkün kılan şeyi çok açık olarak görüyoruz: Çocuklar her açıdan güçsüz. Zihinsel kapasite açısından güçsüz, mesela anlık arzularına yenik düşebiliyor. Muhakeme yeteneği noktasında güçsüz. Fiziksel olarak güçsüz. Sosyal kapital açısından güçsüz, çünkü sözünün bir değeri yok ya da sözünü dinleyebilecek insanlar yok. Dolayısıyla failin gücüne karşılık çocuğun güçsüzlüğünü koyduğumuz zaman fail o şiddeti uygulayabilecek kapasiteye sahip kişidir. O güce sahip olduğu için o eylemi gerçekleştirir. Eğer siz çocuğun güçsüz kalmasını sağlamaya devam ederseniz birileri de o güçsüzlükten yararlanmaya çalışır. O zaman temel mesele sadece failleri cezalandırmak değil, çocukların güçsüzlüğünü ortadan kaldırmaktır. Bunu başarabildiğimiz noktada zaten kolay kolay kimse çocukları cinsel açıdan istismar etmeye cesaret edemeyecek. Çünkü artık karşılarında güçsüz, her şeyin yapılabileceği insanlar değil güçlü insanlar olacak. Ama hep ikinci kısma bakıyoruz; failleri cezalandıralım ve sorun bitsin. Sorunun esası çocukları güçlü kılmaktan geçiyor.

Çocuk Cinsel İstismarı üzerine Diyarbakır örneğini ele alan çalışmanızda özel güvenlik görevlilerine yer vermemiştiniz. Böyle bir çalışmada özel güvenlikçilerin deneyimlerine de başvurmak çalışmanıza katkı sağlamaz mıydı?

Sosyoloji gündelik meselelere gündelik cevaplar vermek kaygısıyla hareket etmez. Bilimin her zaman yaklaşımı şudur: görünenle hakikat hiçbir zaman aynı şey değildir. İnsanlar genelde görünene kapılırlar ama hakikati keşfetmezler. Biz sosyal bilimciler diğer bilimciler gibi hakikate ulaşma noktasındayız.  Neden Özel Güvenlikler Görevlileri ile görüşmediğimiz meselesine de buradan hareketle yanıt verebiliriz. O çalışmada ele alınan kişiler, yani çocuk cinsel istismarı ve bu istismarın örtülmesi eylemlerini gerçekleştiren kişiler rastlantısal olarak belirlenmedi. Orada gerçekle uyumlu bir mantık vardı.

Bunu biraz açar mısınız?

Kurban nasıl kurban olur? Sonra ise nasıl bu kurbanlığını örter. Ailesi nasıl kurbanlaşır ya da istismarcı olur ama bunu nasıl örter? Devlet görevlileri nasıl örter? Gibi sorularından hareketle vardığımız nokta çok açıktı: çocuk cinsel istismarını pedofili olarak değerlendirmek meseleyi anlamama noktasındaki ilk adımdır. Çünkü böylece biz, çocuk cinsel istismar vakalarının yaşanması ve üzerinin örtülmesi noktasındaki katkımızı örtbas etmenin en pratik yolunu bulduk: Bunlar sapık! Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanı Hitler öldürdü demek gibi. Başka hiç kimse yaptıkları ya da yapmadıklarıyla bu sürece katkıda bulunmamış demenin başka bir yolu bu.  İnsanları rahatlatıcı bir şey; sapıktı yaptı demek. Ama bizim çalışmamız bu insanların sapık olduğu için değil bunu yapmak imkânına sahip oldukları için bunu yaptıklarını ortaya koydu.

Yaklaşımınız, sorunun sonuçlarına değil kaynağına işaret ediyor ve bu zeminin ortadan kaldırılması noktasında bir perspektif sunuyor…

Eğer siz erkeği tartışılmaz bir şekilde hakim bir konuma oturtursanız, eğer siz aileyi muazzam bir mahremiyet duvarı ile örerseniz, o ailenin içinde kendi krallığında erkek neler yapabilir? Denetleyen yok, soran yok, araştıran da yok! Kulağa bir şey geldiğinde bile aile içi meselelerdir bulaşmaya gerek yok. Sonuçta şunu söyleyebilir miyiz; aile mahremdir, hiç kimse konuşamaz, müdahale edemez. Babasıdır, döver de sever de vs. Bu tür bir anlayışı sapık dediklerimiz mi oluşturdu; tabii ki hayır. Ya da erkeği hakim bir pozisyona sapık dediklerimiz mi getirdi? Bu sosyalliğin kendisi bunu başardı.

Çocuk cinsel istismar vakalarının çoğu zaman gizlendiği çalışmanızda da yer alan bir başlık. Çocuk cinsel istismar vakaları neden ortaya çıkmaz?

Evet, çalışmamızda yanıtını bulmaya çalıştığımız ikinci soru buydu. Kolay kolay kimse bu meselelerin ortaya çıkmasını istemez, neden çünkü bunun ortaya çıkması bizim de bu meselelerde duyarsız olduğumuz ya da bir biçimde zemin hazırladığımız sonucuna varmamıza neden olabilir. O yüzden de faile sapık der ve çıkarız işin içinden. Ben bu çalışmayı on yıl önce yaptığımda da yığınla tehdit ve uyarı aldım. Bunun nedeni de çok açıktı; insanlar belirli kimliklere sahiptir ve kimliklerinde olumsuz bir şey olduğunu görmek, dile getirmek istemezler.

Cinsel istismara maruz kalan çocukların istismar sonrası adli süreçlerde de maalesef örselenmeleri devem ediyor, istismar sonrası olması gereken rehabilitasyon süreçleri ne durumda, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çocuk cinsel istismarına maruz kalan çocuklar neden yalnızlaştırılıyorlar, örseleniyorlar, rehabilite edilemiyorlar? Sorularını sürekli olarak sormak gerekir. Baktığımızda yine aynı problemle karşılaşıyoruz. Kimse bu meseleyi aklıselim bir biçimde ele almıyor. Basit bir örnek vereyim. Çalışmamda da değinmiştim, burada görev alan polisin herhangi bir biçimde o meseleye ilişkin ciddi bir eğitimden geçme ihtimali yok. On tane polis bir şubeye konulmuş ve 18 yaşın altındaki bütün suçlara ve mağduriyetlere bakmaları istenmiş. Bu, Türk Ceza Kanunu’ndaki tüm suçlara ki erişkinler için bunlar ayrı ayrı polis birimleri ve mahkemelerce takip edilir. Kısacası bunların hepsi 10 tane polisin omzuna yıkılmış çözün denmiş. Tabii ki çözemezler. Öğretmenlere bakalım, onlar da onca iş yükü altında bununla ilgilenemez. Bir de bunun üzerine, bunlar belalı meseleler, bunlardan uzak duralım anlayışı geldiğini düşünün. Biliniyor ki sayısız vakada, sayısız kurban bir defa değil birden fazla defa istismara maruz kaldı. Ama istismarın emareleri görülmesine rağmen bunlar ortaya çıkartılamadı ve dolayısıyla engellenemedi. Çünkü öğretmen göremedi ya da görmemezlikten geldi, okul müdürü göremedi ya da görmemezlikten geldi, anne göremedi ya da görmemezlikten geldi ve sonuçta çocuklar bir değil, birden fazla defa istismara maruz kaldı. Neticede vakaların genellikle çok çok az kısmı ortaya çıkar zaten, ortaya çıkanların büyük bir kısmı adliyeye intikal etmeden üstü kapatılır, adliyeye intikal edenlerin de çok büyük bir kısmı vazgeçme, yılma ile sonuçlanır ve failler ceza görmediği gibi çocuklar da örselenmeye devam eder.

İstismara uğrayan çocukların devam eden bir yaşamları var ve çocukların bu süreçten örselenmeleri arttığı ölçüde de bu yaşananların onların psikolojilerindeki travmatik etkileri de daha da ağırlaşacaktır…

Bütün mesele zaten tam da burada düğümlenmiyor mu? Ben çalışmamda bunu ayrıntısı ile ele aldım. Basit bir örnek; çocuk, cinsellik ve istismara ilişkin kavrayış toplumumuzda hemen hemen herkeste aynı biçimde. Örneğin bir suçlu mahkemeye çıktığında mağduru kast ederek ‘o bana yanaştı’ diyebiliyor ya da bir öğretmen çocuktan bunu duyduğunda ‘kuyruk sallamış’ diyebiliyor. Dolayısıyla bizim bakış açılarımız, zihniyet dünyalarımız aslında birbirine çok benzer. Asıl bunu değiştirmek lazım ve zor olan da bu zaten. Şimdi şunu kabul ediyoruz, sosyallikte derin bir biçimde kök salmış eğilimleri ortadan kaldırmak için dışarıdan bir güç kullanmak zorunlu. O yüzden ben çalışmamda şunu önerdim, bunu yapacak güce bir tek devlet erki sahiptir ve bağımsız bir teşkilatın yine onun tarafında oluşturulması gereklidir. Çocuk ihmal ve istismarının önlenmesi, mağdurların rehabilite edilmesi ve suçluların cezalandırılması noktasında bağımsız bir teşkilat olmalı bu. Zaten mevcut haliyle hiçbir devlet teşkilatı soruna çözüm getiremiyor. Ama daha zor olan şey sosyalliğe kök salmış zihniyet biçimlerinin değiştirilmesi. Örneğin, çocuk nedir sorusunu sokaktan yüz kişiye sorsak birbirine benzer cevaplar verirler, anne babaların ya da yetişkinlerin çocuk üzerinde hükümdar olduğunu iddia ederler. Cinsellik için hakeza öyle. Örneğin, ben bir rapora rastladım ve orada şöyle ifadeler vardı; ‘çocuğa herhangi bir organ giriş çıkışı olmadığı için ruhsal travma yaşaması mümkün değildir’. Dolayısıyla çocuğa ilişkin, cinselliğe ilişkin ve istismara ilişkin zihniyetimiz değişmediği sürece – tabii ki kanun değişiklikleri bunların azalmasına neden olabilir veya tam tersi gizlenmesine de neden olabilir- gerçek anlamda bu sorunun üstesinden gelemeyiz.

Çalışmanızda da değindiğiniz gibi cinsel istismara maruz kalan çocukların çoğunluğu çok küçük yaştakiler, yani daha güçsüz olanlar… Tam olarak nasıl bir istatistik vardı bu konuda?

Bu konuda elimizde istatistikler var ama bunları açıklamıyoruz, şundan dolayı;  genellikle bunlar özel izinlerle ulaşılan istatistikler ve istatistikî sonuçları da kendimiz oluşturuyoruz. Ne yazık ki Türkiye’de bu konuda merkezi bir istatistik tutulmuyor. Yani, hiçbir yerde siz Türkiye’de ortalama ne kadar çocuk istismara uğramış ya da uğrayabilir şeklinde bir istatistik bulmazsınız. Bu bile başlı başına bir üstünü örtmedir. Örneğin ABD’de bu yıllık olarak yayınlanır ve çok ciddi bir rapor olarak yayınlanır. Çünkü ABD’de bu konuyla ilgili federal düzeyde bir teşkilat var ve bunlar meseleyi çok basit bir şekilde çözmüşler. Örneğin A köyünde bir istismar vakası gerçekleşirse ve ben oradaki bir memuru görevlendirirsem bunun üstü örtülebilinir diye düşünülmüş, bu sebeple merkezi düzeyde bir teşkilat oluşturulmuş ve yasal olarak da bu teşkilat çok üst düzeyde bir yere konulmuş. Aslında TCK’da da var, herhangi bir suç ya da suç şüphesi durumunda kişilerin bunu en yakın adli merciye bildirmek zorunda olduğu, bildirmezse aynı suçtan yargılanacağı kuralı. Ancak, örneğin okul müdürünün ya da öğretmenin ya da bir başkasının istismardan haberi olduğu öğrenilmesine rağmen savcılar onlar hakkında işlem yapmazlar. Oysa biz istismara göz yumanları, görmezden gelenleri cezalandırsak ondan sonra herhalde adli mercilere bu vakaları iletmeye başlarlar.

Peki, bu iklim neden oluştu?

Birincisi hiç kimse kendi toplumuna bu tür sorunları yakıştırmaz. İkincisi hiç kimse böyle meselelere müdahil olmak istemez. Üçüncüsü de bu konulardaki bilgimiz, zihniyet dünyamızdan kaynaklı olarak çok zayıftır. Şunu da takdir etmek gerekir ki basının ısrarlı bir biçimde çocuk cinsel istismarını görünür kılmaları, bunu haberleştirmeleri ve yargılama sürecindeki çok yanlış tutumları ortaya koymaları bir farkındalık yarattı. Ama dediğim gibi burada kalmaması lazım bizim asıl meselemiz çocuğu güçlendirmek olmalı. Mesela benim çalışmamda çok açık ortaya koydum. Annelerin özellikle baba istismarcıysa kesinlikle istismardan haberi var. O zaman anneler niye susuyor, çünkü güçsüzler. Örneğin şöyle düşünebiliyorlar “ailede çalışan tek kişi baba, ben babayı şikâyet edersem tutuklanacak. Tutuklansa biz açlık ve sefalet çekeceğiz”. Dolayısıyla bizim daha eşitlikçi ilişkiler kurmamız lazım. Bunu başarabilmek için de meseleye sadece biz bunları hadım edelim mesele bitsin kadınları, erkekleri tartışmadığımız sürece bu mesele çözülmez.

Çocuk istismarı vakalarının sıklıkla görüldüğü yerlere baktığımızda daha çok kapalı, denetime açık olmayan alanlar…

Tam tersine aşırı derece denetlenen alanlardır buralar. Örneğin 50 tane çocuk, başında da 5 tane yetişkin olan, arayanın, soranın olmadığı yerler. Bu beş yetişkin istediğini yapabiliyor. Beş kişiye böyle bir kudret vermişsiniz. O 5 tane yetişkin çocuğa şiddet uygular mı? İşte kimisi dövüyor; fiziksel şiddet, kimisi küfür ediyor; duygusal şiddet… Kimisi cinsel istismar uyguluyor; cinsel şiddet… O çocuklar zaten şiddetin her türlüsüne maruz kalabilirler. Kısacası aynı mesele… Nasıl aileyi babanın derebeyliğine, erkeğin derebeyliğine çeviriyorsak, verdiğim tüm örneklerin tamamında birilerinin derebeyliğidir zaten orası.

Toplumda birçoklarına kendi alanlarında küçücük iktidar alanları veriliyor ve onlar da bu alanlarda istediklerini yapıyorlar mı?

Sosyal ilişkiler anlamında küçük görünebilir ama kudret anlamında büyük alanlardır bunlar. Ben şöyle bir vaka görmüştüm, tipik bir vakadır. Biz öğrendiğimizde çocuğuna 12-13 yıldır istismarda bulunuyordu baba ve anne hala kocasını savunuyordu. “Neticede kocam, kötü de olsa iyi de olsa benim kocamdır” zihniyeti vardı. O nedenle de bu meseleleri halletmek o kadar kolay değildir. Radikal bir dönüşüm gerekir çözüm için. Örneğin haberler, cinsel istismarda özellikle mahkemelerin yanlış tavırlarını ön plana çıkartırlar, çocuğun güçsüzlüğünü değil, çocuğun güçlendirilmesi gerektiğini değil. Bu hataydı ama muazzam bir hata değildi. Çünkü biz yine de bu haberler sayesinde farkındalık kazandık. Ama artık bundan sonra ikinci kademeye geçilmesi gerekir. İnsanlar şunu kabul etti artık, evet çocuk cinsel istismarı varmış, yaygınmış ve bu meselelerin üzerine adliyeler doğru biçimde gitmiyormuş. Bu konuda herkes hemfikir artık. O zaman artık ikinci aşmaya geçmemiz gerekiyor.

Nedir ikinci aşama?

Varoluş zeminini ortadan kaldırmak. Yani doğrudan, zihniyetler dünyasındaki kalıplar ile mücadele etmek gerekiyor.  Çocuk nedir, cinsellik nedir, şiddet nedir? Bunun doğrusunu insanlara öğretmek gerekiyor. Tabii bu telkinle olabilir, güçle olabilir ama aynı zamanda, ciddi cezalandırılmayı da gerektirir. Ancak tecavüzcüleri cezalandırmak, bir şey değil ki basit bir örnek, sen hiç bu güne kadar istismar vakası ortaya çıktığında bir savcının, durun bakalım bu istismarı acaba kimler biliyormuş diye bir araştırma yaptığını duydun mu? Normalde yapması gerekmez mi?

Yani, çünkü bunun gizlenmesi de suç!

Bir savcının istismarı acaba kimler biliyormuş diye bir araştırma yaptığı duyuldu mu? Normalde yapılması gerekir. Ancak ne yazık ki bakış açısı dosya kapansın bakışı. Tersi yapılsa, vakalar teker teker araştırılsa, mağdurun ailesi, sosyal çevresi analiz edilse ve istismardan haberdar olanlar tespit edilip dava açılsa yani sadece failler değil, istismarın üstünü örtenler de cezalandırılsa, insanlar istismarın üstünü örtmezler/örtemezler artık. Ama bunu da yerelin ulaşamayacağı teşkilatların yapması lazım. Çünkü aileler birbiriyle görüşüyor, ya kendi aralarında anlaşmaya varıyorlar hiç mesele mahkemeye gitmiyor ya da mahkemeye aks ettiği zaman da aileler anlaşıyorlar kendi aralarında ve mahkeme sonuçsuz kalıyor. Ya da mahkemelerde çocuk o kadar hırpalanıyor ki belli bir süre sonra çocuk kendisi inkâra başlıyor, olmadı diye.

Çünkü kurban biran önce o atmosferden kurtulmak istiyor…

Tabii ki, en basiti kapalı duruşmada bile çocuğa hadi anlat derler travmayı tekrardan yaşatırlar, kapalı duruşma dedikleri yerde bile bayağı bir insan vardır. Biz şöyle zannederiz sanki bir uzman çocukla konuşuyor, terapivari bir biçimde kendisinden bilgi almaya çalışıyor. Öyle bir şey yoktur. Bir yetişkin bile böyle bir sürece girerse doğal olarak paramparça çıkar. Doğal olarak bir çocuk da paramparça çıkıyor bu süreçten.

Çalışmanızda da dile getirmiştiniz, konuşmanızda da değindiniz, devletin merkezi bir teşkilat kurarak çocuk cinsel istismarı ile mücadele etmesi gerektiğini. Bunu biraz daha açar mısınız?

Çeşitli amaçları olan ve bu amaçlara göre tanzim edilmiş alt teşkilatlara sahip merkezi, bağımsız bir teşkilat. Örneğin, birincisi; çocuğun güçsüzlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik faaliyetler yürütecek bir birim olacak. İki; çocuk cinsel istismarına ve ihmaline yönelik araştırmalar yapacak, düzenli veri toplayacak bir birim olacak. Üç, adli bir birim olacak. Yani, yargılamaları sabah tapu davasına bakacak kişiye öğleden sonra bir çocuk istismar davası verilmemesi lazım. Sadece o konuda uzmanlaşmış, niteliklerini ispatlamış hakim ve savcıların görev aldığı adli bir birim olmalı. Buna bağlı bir polis gücü olması lazım ve bunların ciddi bir biçimde kendi iç denetimlerini de sağlaması lazım. Yani, zeminin ortadan kaldırılması, önleyici faaliyetlerin yürütülmesi, suçluların cezalandırılması ve her şeyden önemlisi çocukların rehabilitasyonunun sağlanması.

Mesela burada insanlar şuna da dikkat çekmezler. Ben iki yıl çocuğunu sevemeyen polis gördüm. Hani, insanlar şunu düşünmüyorlar; bu konuda ciddi bir biçimde çalışmak isteyen hakim, savcı; işini yapmak isteyen öğretmen, sosyolog, polis bunlar da ağır travma yaşıyorlar. Kimse bunların sorunlarına da bakmıyor. Nasıl sorunlar yaşıyorlar; tehdit ediliyorlar, dışlanıyorlar, gördükleri nedeniyle ciddi bunalımlara giriyorlar. Bunları rehabilite edecek ise hiçbir şey yok! Böyle bir teşkilat kurulursa eğer çalışanlarının rehabilite edilmesine yönelik, onların travmalarının ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların da yapılması lazım. Bizde öyle bir şey yok. Yani, bir tane adamı alıyorsunuz polis şubeye veriyorsunuz ve yılda birçok tecavüz vakası görüyor, bunların sonucunda da ağır travmalar yaşıyor. Başka ülkelerde bu tarz konularda çalışan insanlar özel terapilere alınırlar. Burada ise böyle bir terapi polisin sicilinde kötü not olarak yazılır kaygısı var. Aslında insanlar çok kötü oldukları için bu meselelerin üstünü örtüyorlar diye düşünmeyelim. İnsanlar ciddi anlamda yılıyorlar, örseleniyorlar da. Belirli bir noktada korkuyorlar ve bunları çalışmıyorlar da. Ben bile dışarıdan biri olarak failin adını vermeyen, kurbanın adını vermeyen bir çalışma yaptım ve bu iyi de bir çalışmaydı ama ben bile çokça tehdit aldım.  Dolayısıyla böyle bir teşkilat kurulursa o teşkilatta çalışacakların ciddi bir biçimde seçilmesi, ciddi bir biçimde eğitilmesi, birimlerinin doğru bir biçimde oluşturulması gerekir. Ama çalışanların düzenli olarak gözetilmesi, korunması da gerekir. Yoksa bu kadar derdi hiçbir bünye kaldırmaz.

Peki, çocuk istismarına karşı mücadele konusunda STK’lara düşen nedir, onların rolü ne olmalıdır?

Şu aşamada farkındalığı arttırmaktır. Çocuk cinsel istismarı ile mücadele hattını kurmak önemlidir ama bu hattı kurarken doğru adımları atmak da önemlidir. Sapık dedik bitti, bütün suçu ona yükledik dememek istismarı ne mümkün kılmış demek lazım. Sapık deyip bunların üstünü örtmenin manası yok. Tabii ki bu konudaki tartışmaların bir farkındalık yaratması önemli ama sürekli olarak sapık bir fail ve bunun sapıklıkları da erkeksi duygularından kaynaklanıyor ve bunu hadım edelim ve bütün bu problemi çözelim noktasına çekmemek lazım.

Evet, kimyasal hadım tartışmaları da gündemde…

Çok garip bir yaklaşım zaten. Toptan hadım, ölüm cezası, bu gibi cezaların modern hukuktan dışlanmasının nedeni çok basittir: Geri döndürülemezlik ilkesi. Bir kişiyi tamamen hadım edebilirsiniz ya da öldürebilirsiniz ama beş yıl sonra kişinin masum olduğu ortaya çıktığında ne yapacaksınız? Geri döndüremezsiniz ki! O yüzden cezalar hapis cezasına çevrilmiştir.

Özetleyeyim; Fail var, hepsini fail yaptı, çünkü bu fail sapıktı, sapıklığı da erkeksi duygularından kaynaklanıyor dediğimiz andan itibaren biz bu sorunun üstünü örteriz. O zaman ne yapılmalı; faile değil vakaya odaklanılmalı. Vakanın içinde yer aldığı geniş sosyal sisteme bakılmalı ve oradan harekete geçilmeli.

Bir başka husus… Şiddet şiddettir, ha fiziksel şiddet ha cinsel şiddet. Ahlakçı bakış açımızla cinsel şiddeti mahkûm edip fiziksel şiddeti haklılaştırmamız açık bir tutarsızlıktır. Bir kişi fiziksel şiddet uyguluyorsa ve biz bunu engellemiyorsak o kişi şiddetin başka türünü de uygulayabilir. Biz o kişiye şunu hissettirmeliyiz; hayır sen çocuğa şiddet uygulayamazsın. Ama biz şunu yaparsak, babadır şiddet uygulayabilir dediğimiz andan itibaren şiddeti meşrulaştırırız. Çevremize bir bakalım, sokağımızda, caddemizde, mahallemizde, kısacası bulunduğumuz tüm sosyal alanlarda sözel cinsel şiddet almış başını gidiyor. Bir başka deyişle yaygın cinsel şiddet uygulanıyor ve bu sıradanlaşmış, tepki de görmüyor. Oysaki şöyle bakacağız bu bir şiddet mi, şiddet; cinsel şiddet mi, cinsel şiddet. Biz cinsel şiddetin bu biçimini engellemediğimiz zaman bir başka biçimini engelleme şansınız yoktur zaten.

Bu sorun o kadar büyük ve kökleşmiş bir sorun ki hadımla ya da sadece faili cezalandırmakla çözülebilecek bir sorun değil. Evet, tabii ki fail cezalandırılsın, sonuna kadar ama bununla çözülebilecek bir şey değil.

Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. İnan KESER, "Çocuk Cinsel istismarı" adlı kitabında çocuk istismarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

injan-keser.jpg

Bu haber toplam 2835 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.