1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. PAYTONCU HÜSEYİN AMCAM
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

PAYTONCU HÜSEYİN AMCAM

A+A-

 

                  

             Hayatımda iz bırakan insanlardan biridir Hüseyin amcam. Avluları bitişik evlerde otururduk. Hüseyin amcam, paytoncuydu. Amcamlarım toprakla sıvalı, üstü çinkolu, önünde asması bulunan evlerinin yan tarafı  paytona koşulan atların barındığı ahırdı. Ahırın içi sıcacıktı; gübre-saman karışımı bir kokunun varlığı çok uzaktan hissedilirdi. 

             Amcamın İki at koşulan süslü bir paytonu vardı. Payton yeni miydi? Çok iyi anımsamıyorum. Sanırım eskimişti.  Hüseyin amcam, neredeyse ölünceye kadar paytonunu sürmeye devam etti.

             Ahır kokusu, çocukluğumun geçtiği mahallede hep olurdu. Mahallemizde, amcamdan başka birkaç tane at arabacısı vardı. Bizden birkaç sokak uzakta oturan dedem de paytoncuydu. Mahallemizdeki evlerin çoğunda inek beslenirdi; o nedenle evlerin çoğunda hayvanların konulduğu ahırlar bulunurdu.

           Paytonculuk için çok uygun bir yer olan kasabamız;  Siptilli'nin bulunduğu, nehrin kıyısına inen beş -altı yüz metrelik bir bölüm sayılmazsa, dümdüzdü... O nedenden dolayı, motorlu araçların en basitlerinden olan üç tekerlekli triportör ya da bizim orda bilinen adıyla motoguzziler, 1970' li yıllardan itibaren kasabamızda yaygın kullanılan bir ulaşım aracıydı.

 

           Kasaba diyorum ama doğduğum ve ortaokulu bitirene kadar yaşadığım yer, büyük kentin gölgesinde kalıp gelişemeyen, nüfus sayımına göre, o zamanlar ülkenin kırkıncı büyük şehriydi.

 

                            &&&

                

                Ülkenin en verimli tarım toprakları üzerinde kurulu kasabamızda; ne bizim ne de amcamların ekilecek bir karış toprağı yoktu. Eskiden varmış, mahallemizin neredeyse yarısı bizimmiş. Hacı dedemin, hani sakalını hiç kestirmeyen  dedemin, gizlice çekilmiş tek fotoğrafı, eskiden pamuk ekili olan bu tarlalarda gezinirken çekilmişti.  O toprakları, dedemin ölümünden sonra, rahmetli babamın parselleyerek sattığını öğrenmiştim.

 

&&&

 

                Siz ne diyorsunuz, sizin oralarda ne deniyor bilmiyorum ama bizim kasabada payton derdik. Sonra büyüyünce başkalarından, farklı şehirlerde yaşayanlardan, kitaplardan öğrendim, faytonmuş... Ama sadece bizim kasaba ile de sınırlı değilmiş payton denmesi.  Büyükada'yı anlatan bir yazıda okudum; Büyükada'da bir ada gezintisi sırasında, fayton sürücüsü; araca payton, kendisine de paytoncu diyormuş.

 

                   Hüseyin amcam, paytonuna koştuğu atlarla kendisi ilgilenirdi. Atları  tımar ederdi. Çok seyrettim.  Atların kaşağı ile tımar edilmesi hoşuma giderdi. Ömer Seyfettin'in 'Kaşağı' öyküsünün acıklı sonunu sürekli anımsar, bunu anımsamak içimi acıtırdı ama seyretmekten de vazgeçmezdim. Benim hoşuma gitmesinin bir önemi yoktu ama asıl atların  çok hoşuna gittiği ortadaydı.

     Atların altının temizlenmesi, sulanması, yemlerini vermek görevi, amcamla birlikte kızlarındaydı. Amcamın becerikli aynı zamanda çalışkan kızları, onun bir dediğini iki etmez anında yerine getirirlerdi; suyu ahırın kapısında hazır ederler, yem çuvalını taşıyıp getirirler, ahırın temizlenmesini de ustalıkla tamamlarlardı.

 

                    Amcamın paytonuna ilişkin hayal meyal anımsadığım en eski anı, babaannem  ile birlikte istasyona gidişimizdir. Amcam, annesini paytonuyla istasyona götürürken, babaannemin yanında götürdüğü torundum. Babaannemin görüntüsünü hayal meyal hatırlıyorum. Yaşlılıktan küçülmüş, oldukça zayıf, kara çarşaflara sarınmış olarak paytona bindiği görünümü uzak bir hayal olarak belleğimde yer etmiştir.  Mersin'deki akrabalarına son gidişinde, yanında beni de götürmüştü.

 

                    Aynı yıl içinde dedemle babaannem arka arkaya ölmüşlerdi. Babaannem üç evlilik yapmış; ilk evliliğinden Hüseyin amcam, ikinci evliliğinden Hasan amcam, üçüncü evliliğinden de babam olmuştu. Anlatılanlara göre babamın bir kardeşi daha varmış;  küçük yaşlarda, böğürtlenden zehirlenip öldüğünü söylerlerdi.

 

                     Hüseyin amcam, Mersin'den dönüşte,  bizi istasyonda karşılamış, annesinin elinden taşıdığı torbayı alarak bizi paytonla eve götürmüştü. Tren yolculuğunu değil de paytonu anımsıyorum; 3,5 -4 yaşlarında olduğum dikkate alınınca trene biner binmez uyumuş olmalıyım. Tren yolculuğunu hep sevmişimdir; trenin ritmik hareketleri, lokomotiflerin çıkardığı sesler büyüleyici gelirdi bana...

 

                              &&&

 

                   Zayıftı Hüseyin amcam... Zayıflığından olsa gerek, bana uzun gibi gelirdi. Kasket giyerdi, onu hiç kasketsiz gördüğümü anımsamıyorum. İnce bıyıkları sigara içmekten sararmıştı. Gelincik sigarası içerdi; gelincik sigarası bulamazsa bahar sigarası... Çok defa sigara almaya göndermiştir beni, üzerinde gelincik çiçeği resmi olan bir sigara paketi vardı.  Buğday tarlarının içinde, tarla kenarlarındaki çayırlarda bolca olan bu çiçeği benim gibi çevremdeki pek çok kimsenin de lale olarak isimlendirdiğini biliyorum.

 

                Paketi güzel sigaralardan biri de bahar sigarasıydı; zaten çocukluğumda bizim mahallede en çok bafrayla, birinci sigarasının içildiğini görürdüm. Daha zenginleri samsun, maltepe sigaraları içerdi, sonraları Amerikan sigaraları ortalığı kapladığında, çalıştığım kulüpte, sigara almak için gönderildiğim pavyondan  en çok kent, palmall, marlboro sigaraları alırdım. O yıllarda; "Banker Bilo" filminde olduğu gibi, ortalıkta kaçak Amerikan sigaraları rahatça satılırdı.

 

               Amcamın beşi kız sekiz çocuğu vardı, ölümüne yakın zamanda doğan son kızı hariç hiçbir çocuğunu ilkokuldan sonra okutmadı amcam. Gerçekte, ikisi benden büyük, birisi benle yaşıt üç kızını, hiç okula göndermemişti. Büyük oğluyla  ortancası, ilkokulu bitirdikten sonra oto tamircisinde çalışmaya başlayıp, şehrin en iyi oto tamircilerinden oldular.

 

           Amcam beni severdi; kendi çocuklarını ilkokuldan sonra okutmamıştı  ama benim iyi öğrenci olmamdan mutlu olduğunu ve sevindiğini hissederdim. Ortaokuldan sonra parasız yatılı olarak öğretmen okuluna gitmeme de çok sevinmişti.

             Babamın erken ölümünden sonra bize ne kadar destek olabilirdi ki... Kendisinin yedi, sekiz çocuğu vardı; paytonculuk,  gelir getiren bir iş değildi artık. Kazandığı yetersiz parayla evinin geçimini zor sağlıyordu. Maddi desteği olamıyordu ama evlerimizin bitişik olması nedeniyle, koruyucu desteğini üzerimizde hep hissettirmiştir.

       

              Babam, Osman Bölükbaşı'nın Millet Partisi'nin yöneticilerindenmiş; Anıtkabir'de, parti heyeti olarak saygı duruşunda çekilmiş, iki eski yıpranmış fotoğrafta, parti başkanına yakın duran isimlerden biri olarak görünüyor. Babamın iş ortağı, Demokrat Parti'den 1955-1960 yılları arasında,  belediye başkanlığı yapmış biriydi.

               Babamın tercihi sağ partilerden olmasına karşın, hem Hasan amcam, hem de Hüseyin amcam Halk Partiliydi. İnönü'cüydü, Hüseyin amcam.  Küçük oğlunun adını, Kasım Gülek'e hayranlığından Kasım koymuştu.  Amcam eşkıyaları severdi;  Kürtçe konuşur muydu? Bilir miydi? Bilmiyorum ama memleketi Siirt yöresindeki eşkıyalık hikayeleri çok ilgisini çekerdi.

           Hüseyin amcam öldüğünde kaç yaşındaydı? Bilmiyorum. Bana hep yaşlı gibi gelmiştir; şimdi düşününce,  ancak altmış yaşında  öldüğünü bilmek hüzün verici.

 

                                &&&

            Paytonculuk, motoguzzi (triportör)'lerin ve taksilerin yaygınlaşması üzerine, giderek yok olmaya yüz tuttu.   At arabalarının yolları pisletmesi, otomobilin, minibüsün yaygınlaşması, 1970'li yılların sonunda paytonları giderek nostaljik bir araca dönüştürdü. Sonra şehrimizde hiç payton kalmadı...

 

Bu yazı toplam 609 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.