1. YAZARLAR

  2. İSA TEKİN

  3. PELXAÇ NASIL PİZZA OLDU
İSA TEKİN

İSA TEKİN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

PELXAÇ NASIL PİZZA OLDU

A+A-

Tigris HaberÇok eski zamanlarda  göçebe olan insanoğlunun yerleşik hayata geçtiği en önemli bölgeleri  Ortadoğu ve Mezopotamya dır.Bu dünyaca bilinen bir gerçektir.Dört hak kitapta kutsal sayılan Nil,Fırat ve Dicle nehirleri bu coğrafyanın en önemli üç büyük ve kutsal nehirleridir.

 

Ve hayatın can damarları dır. Bu nehirlerin geçtiği alanlar çok verimli bölgelerdir,yaşam için tüm şartları uygundur. Bu nehirlerin verimli ve bereketli kıyılarında insanlar yerleşik hayata geçmiş,hayvanları evcileştirmiş,hayatta kalmak için temel ihtiyaçları olan hububat tahıl ürünlerini sebze ve meyveleri bu nehirlerin kıyısında ekip biçmişlerdir.Tabi ki bu tahılları besinleri gıdaları kendi imkanları ve o günün koşullarında deneyim ve tecrübeleri ile geliştirdikleri yöntemler ile bu güne kadar korumaya çalışmışlardır.İnsanoğlu tüm azmi ile çalışarak başarmaya çalıştı.

 

Mezopotamya bu insanların başarması için çok verimli bir coğrafyaydı.Tabiri caizse yaşamın anasıydı.Tüm savaşlar,istilalar,işgaller hep bu verimli yeşil cennet gibi topraklarda yaşandı.Çok kanlar aktı aylarca Fırat ve Dicle nehirlerinde su yerine kan aktı. Bu bereketli güzelim topraklarda zulüm hiç bitmedi,ne çok krallar  imparatorlar bu topraklardan geldi geçti.Ne çok krallıklar imparatorluklar kuruldu yıkıldı .

 

Ama tüm bu zulüm ve işgallere rağmen Fırat ve Dicle hep akmaya devam etti.Bazen hırçın bazen durgun ve hüzünlü akmaya devam ediyor, ve bu bereketli yaşam dağıtan nehirlerin kıyılarında insanlar yaşadı yaşamaya devam ediyor. İnsanlık buradan dünyaya yayıldı.

    

İnsanoğlu buğdaydan un üretmek, unu öğütmek, ekmek yapmayı öğrenmek için Fırat ve Dicle nehirlerinin kıyısında su değirmenlerini yaparak,bu değirmenlerde başta buğday ve arpayı öğüterek öğrendiler.Bu gün tarım araç gerekçeleri değişse bile ekim biçim bu nehirlerin suyu ile devam ediyor.Öncesi bizim Dicle ilçesinin köylerinde çocukluğumuzda bizimde şahit olduğumuz bu su değirmenlerinin mucizesine kısaca değinmek istiyorum.

  Köyümüz Koçikin komşu köyleri Xıraba ve Devül köylerinde de yukarıda bahsetmeye çalıştığım su değirmenleri vardı.   Her yıl hasat zamanında bu köylerde Buğday,Arpa,darı biçildikten sonra bu tahıllar Dicle suyunda yıkanır,kurutulur.Daha sonra bu su değirmenlerine götürülüp öğütülürdü.Tabii ki bu su değirmenlerinin kocaman taşlarına çok büyük emekler verilerek yapılmışlardı.Tahılı öğütmek günler alıyordu. Değirmene gitmek için önceden hazırlık yapmak gerekiyordu. Kaç yük gidecekse ona göre büyük baş hayvanlar ayarlanır, tahıllar keçi kıllarından yapılmış büyük çuvallara doldurulur. Değirmene gidecekler için yoluklar hazırlanırdı. Bu yolluklara o zaman köylerde yetişen ve üretilen ürünlerden oluşurdu, başlıcaları: soğan,sarımsak,çökelek,kavurma ,ceviz, kurutulmuş kaysı ve üzüm ağırlıklıydı.

 

Eğer sebze mevsimi geçmemiş ise domates ve biberde bunlara dahil edilirdi.Çünkü bazen haftalarca değirmende kalmak gerektiğinden yolluklar zamanın uzunluğuna göre hazırlanmak durumundaydı.Köylüler kendi köyleri ile su değirmenlerinin yakın veya uzak mesafesine göre yüklerini yakın mesafedeki değirmene götürmeye çalışırlardı. Bazen de yakın mesafedeki değirmende yoğunluk olunca zorunlu olarak uzak mesafedeki değirmene götürmek durumunda kalıyorlardı.

 

Değirmenci gelen köylülerin çuvallarını kendisi sıraya koyar,böylece kimse başkasının sırasının alınmasına izin vermezdi.Böyle olunca hak yerini bulur sıra meselesinden dolayı çıka bilecek tartışmaların önüne geçmiş olurdu.Ondan sonra orada kalacak köylülere yatma yeri ayarlar sırası gelenlerin tahıllarını öğütmeye devam ederdi.Orda kalanlara da eskiden beri gelenek haline gelmiş olan ödünç un verme işlemini yapardı.Her değirmencinin ağaçtan yapılmış belli ölçülerde çömlekleri vardı. Bu ölçülü çömleklerde orada bulunan köylülere un verirdi, sırası gelip tahılı öğütülen kişi ödünç aldığı unu değirmenci aynı şekilde geri alırdı. Köylüler aldıkları unu ile hamur yapar bu hamurun üzerine evden getirdikleri yolluklarında bulunan soğan,sarımsak,kavurma varsa domates ve biberi de üzerine yayarak, taşlardan yapılmış ocakların üzerinde pişirirlerdi.Piştikten sonra kendi aralarında eşit bir şekilde paylaşırlardı. İşte bu lezzetli yemeğin adına PELXAÇ diyorduk.

 

Bu yemek işlemi için her öğünde ayrı bir köylünün unundan yapılır.Böylece kimseye haksızlık yapılmamış olurdu. Tabi bu organizasyonun başında hep değirmenci olurdu. Pelxaç her mevsimde malzemesi bulunabilen bir yemektir. Yani bu gün İtalyanların sahip çıktığı dünyada isim yapan ünlü pizzaları aslında bizim tarihsel yemeğimiz Pelxaçtır.Yukarıda yazının başında anlattığım gibi bu coğrafya konum itibariyle hep istilalara,işgallere uğramış,tüm değer yargılarına sanatına kültürüne folklörü, müzikleri, yemekleri ve emekleri çalınarak kendi malları ve buluşlarıymış gibi dünyaya pazarlıyorlar. Anlayacağınız Pizza yani PELXAÇ bizim ata yemeğimizdir.

 

Tüm Dicleliler bunu çok iyi bilirler. İtalyanlar bunu revize ederek. Kavurma yerine sucuk,çökelek yerine peynir koyarak değiştirdiler,çünkü kavurma halende bizim yemek kültürümüzdür,çökeleğin yerinde peyniri koydular çünkü geçmişte peynirde yoktu, domates,biber gibi sebzelerin yerinde soslar yaparak değiştirdiler.

Kısacası Pizza PELXAÇ bizim Dicle’nin, Diyarbakır’ın geleneksel yemeğidir.

 

 

Bu yazı toplam 893 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.