1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Peynirimiz korunmalı
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Peynirimiz korunmalı

A+A-

    

 

İnanıyorum ki yazının başlığını yadırgamışsınızdır.

-Ne demek, “Peynirimizin korunması?...”

Bunca korunmayı bekleyen değerimiz varken “Peynir de nereden çıktı” diyebilirsiniz?

Surlarımız her gün biraz daha yıkılıyorken, taşları gecekondulara taşınıyorken, bağlarımız, bahçelerimiz her gün tahrip oluyorken, bahçeli, geniş avlulu, taş yapılı havuzlu evlerimiz, konaklarımız her gün yığma beton apartmanlara dönüşüyorken, ünlü karpuzumuz, kış kavunumuz, sade yağımız, Karacadağ  pirincimiz kaybolmuşken,  ünlü mesire yerlerimiz bir bir beton yığını sitelere teslim oluyorken “Peynir de ne ola ki?”diyebilirsiniz.

Haklısınız.

Ne yapalım,  gerçekten elimizde kala kala bir tek “yüz akımız” peynirimiz kaldı.

Bari onu da kaybetmeyelim…

………

Biliyor musunuz, şimdilerde Diyarbakır’da tam da PEYNİR zamanı.

Eskiden bu aylarda, en çok da Mayıs’ın ortalarında yapılırdı peynirin her türlüsü. Çünkü aylar süren kış mevsiminin ardından ancak şimdilerde çayırlarda, dağlarda, bayırlarda yeşilin envai türlüsü ile beslenen hayvanların sütü yağlanır, tatlanır. Bu sütün peyniri de güzel olur…

Kışlık peynir yapmayı düşünenler mayıs ayını beklerdi.

Melikahmet çarşısı bu günlerde cıvıl cıvıl olurdu.  Bütün çarşı süt kokardı, peynir kokardı, envai çeşit peynir otu kokardı…

Köylerden gelmiş, elbık ( tahta kova) dolusu kaymaklı yoğurtlar, tablaların üzerinde suyu süzüle süzüle dizilmiş taze peynirler alıcı beklerdi.

Evlerde peynir yapımı günlerinde tatlı bir telaş sarardı tüm aileyi. Suyu süzüle süzüle sinilere dizili peynirler itina ile doğranır. Sonra tenekelere (günümüzde naylon bidonlara) bir kat peynir, bir kat tuz dizilir, ağzı bir güzel kapatıldıktan sonra soğuk hava depolarına gönderilir...

Sininin içinde kalmış olan taze peynir ufağı hemen, anında mahalle fırınına gönderilirdi.  Fırından gelmiş sıcacık buram buram kokan taze peynirli ekmeğin tadına doyulmazdı. Hele de üstüne biraz  toz şeker ektik mi, peynirli ekmek tatlısı olurdu…

Evlerde ayrıca, kışlık eritilmiş peynir de yapılırdı. Diyarbakır’da örgülü peynir yanında, içi sirimle doldurulmuş, yassı içli köfte gibi kapatılmış eritilmiş peynir de yapılırdı.  Bu tür peyniri başka yerde bulmazsınız… Sonra, “dağırti Peynir” yapılırdı. Taze peynir  ufaltılır, çarşıdan alınmış tazen peynir otu sirimle karıştırılır, tuzlanır, peynir küpüne bastıra bastıra doldurulur. Sonra küp bahçenin bir yerine ters olarak gömülürdü. Küpün gömülü olduğu bölge bütün yaz boyu bolca sulanırdı. Kasım ayı ortalarında bahçe açılır, küpün üst kısmı kırılır, içindeki peynir çıkarılırdı…

………

Elbette konumuz, “peynir nasıl yapılır?” değil…

Diyeceğim o ki; Hiçbir şeyde MARKA olmayı beceremedik. Ama, inanın PEYNİR’de marka olmuşuz da haberimiz yok.

İnanmıyorsanız, bulunduğunuz ilin en yakın marketine gidin, örgülü peynir varsa, üzerinde mutlaka “Diyarbakır Örgülü Peyniri” diye yazdığını göreceksiniz.

Gerçi, marketlerdeki peynirlerin çoğu başka yörelerin. Ama olsun. Zamanla bunu aşarız umarım.

Dahası var, Diyarbakır’a gelmiş her turist giderken mutlaka beraberinde peynir götürüyor artık. 

Diyarbakır’daki peynir pazarlarına uğrayın, her dükkanın önünde Türkiye’nin dört bir yanına gönderilmeyi bekleyen sıra sıra peynir dolu bidonlar görürsünüz…

Şimdi; başa dönersek, hani diyorum ki bari peynirimizin değerini bilelim. Diğer kaybettiklerimiz gibi bunu bari kaybetmeyelim…

İlgililer, yetkililer kimse, sözüm onlara:

-Tez elden, Diyarbakır Peynirini tescil ettirin bence.

Artık bunu Valilik mi yapar, Ticaret ve Sanayi Odası mı yapar, Peynirciler Derneği mi yapar.

Zaman geçirilmeden yapılmalı bence…

Bari peynirimizi kurtaralım.

 

Bu yazı toplam 605 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.