1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. PİRSÛS ( SURUÇ )...
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

PİRSÛS ( SURUÇ )...

A+A-

 

Önceleri hiç birinizi duymamıştım, hiç birinizi tanımıyordum da. Bu kadar güzel güldüğünüzü, bu kadar güzel baktığınızı da bilmiyordum. Sonra, insan bu kadar mı güzel olur, bu kadar mı sıcak durur, onu da bilmiyordum. Sizlerden sonra, yaşamı tanıdım, güzelliği anladım ve de insanın nasıl güzelleşebileceğini öğrendim... sizden sonra uzunca düşündüm, bir an siz olmak, sizin kadar güzel bakmak için neler vermezdim ki...

Relevizyonlar önce alt yazı olarak geçti haberi, ardından haber sipikerleri “bombalı saldırı eylemi” dedikçe yürğimde, kobanê’nin yeniden işaası için koymayı düşündüğünüz “birer tuğla” ağırlığında bir sancı inşaatan düşer gibi, derinlere, içime keskin bir acı olup düştü. Yüreğim ağzıma kadar yükseldi, her geçen saniye ile birlikte acının ağırlığı arttı. Zamana hanginizin gülüşü, bakışı düşücek diye tedirgin bir bekleyiş başladı bende! Çaresizce, televizyon erkranlarına kitlendım.

Kısacık ömrümüze sığdırdığımız bunca akla hayala gelmeyen, acılar, ölümler ve olaylardan edindindimiz hayat tecrubesi bize bir şey öğretmişti; yer Kürdistan olunca kurban ile katil aşağı yukarı belidir, doğal, olağan olması gereken, yaşanması zorunlu bir kadermiş gibi, sadece o gün kim yaşama “üstü kalsın” diyerek veda edeceği beli değil. Ölümün bile ürktüğü bu diyarda her kes ihtimal dahilindedir.

Yaşam bu diyarda doğal seyrinde yürümüyor. Her gün karşılaştığımız “olağan” sayılan olayların ardından, hep şu soru gelip hayatın orta yerinde duruyor; “ey tanrılar” diye bağırıyorsun, içerde bütün duygularınla birlikte çığlık çığlığa, “hiç mı diğre insanlar gibi, doğup, büyüyüp ölmeyecek çocuklar bu diyarda” diye. Çünkü, yaşamak için herhangi bir tercihe sahip değil hiç kimse. Nasıl ki doğmak senin bir tercihin değilse yaşamak da öyle, tamamen tesadüflerden ibarettir. Şanslıysan akranlarına göre, onlardan biraz daha fazla yaşarsın, belki bir gün, belki bir ay, belki bir yıl... daha fazla değil. Ama daha çok yaşamak istiyorsan eğer, güzel gülüşlere, insani bakışlara sahip olmayacaksın... katillerine benzeyeceksin...

Derken bir bir gülüşleriniz, bakışlarınız geldi karşımda durdu, tanıştım. Sonra usulca, gencecik bedenlerinizden açılan yaralarınızı acıtmamak için ürkekçe uzandım. Gülüşlerinizden, bakışlarınızdan birer tutam alıp, hiç kimsenin uzanamayacağı, dokunamayacağı yüreğim en ucra köşesinde saklamak istedim ama ıslak bir çığlığa dönüşen zaman, yüreğimdeki sancıyı ağırlaştırdı. Öfkem hiç bir kına sığmıyordu. Her an biriniz oldum, biriniz yerine baktım, biriniz adına gülümsemeye çalıştım, adınız ve resimleriniz ajanslara düştükçe, bir dilenci gibi, her dilde, her dinde bütün tanrılara yalvardım, hiç birinizin yaşamına dokunmamaları için çırpındım durdum. Anlatmaya çalıştım, daha çok gençtiniz, haksızlıktı ama nafile. Lanet olsun, bakışlarınızı, gülüşlerinizi çalmaya gelen, yeryüzünün gördüğü, göreceği en vahiş, o pis yaratıkların kin kusan anları gelip aramıza girdi. Pirsûs tepeden tırnağa size büründü, gülüşleriniz ve bakışlarınızın gökkulağı gibi bütün yaşama hakim oldu. Siz Pirsûs amera kültür parkında kırmızı karanfiller olup güneşe gülümserken, ben gri tonların baskın olduğu, dört duvar arasında çaresizliğimize lanet okuyordum...   

Bu katil sürüsü hangi tanrının bir hatası, yanlışı sonucu yaratıldı bilmiyorum ama hiç bir tanrı bu zalimliği ve vahşeti, kendisi adına yapılmasını, bunların varlığını ve kulluğunu kabul etmez.  

Katil sürüsü zalimilk zencirine yeni bir halka eklemenin “zevkini” yaşamaya çalışırken bilmiyorlardı ki; siz güzel yaşam savaşçılarının bakışlarını, gülüşlerini ödünç alan Kobanê çocukları, yeni yaşama onları nakış nakış işliyorlardı, gök yüzünü yeni baştan gülüşleriniz ve bakışlarınızın rengi ile boyuyorlardı ve her bir Kobanê çocuğu, umutlarınızı, hayalleriniz, güzel yaşam düşünüzü kendi hayatlarında yaşam felsefesi yapacağını bilmiyorlardı. Çünkü en çok Kobanê çoçukları biliyor ki, sizin bakışınız, gülüşünüz ve yaşam düşünüz yok olursa hayat kötülük tanrısının gazabında kurtulamaz ve katiller ile çocuklar hep bir arada yaşamak zorunda kalacaklardı.

Ajanslar adlarınızı bir bir saydıkça gülüşlerinizin ve bakışlarınızın nakış edildiği resimler eşliğinde, yüreğimde aşağılara doğru düşen tuğla dayanılmaz bir sancıya dönüşüyordu. Sonra bir bir geçtiniz kapattığım gözlerimin önünde: Uğur Özkan, Kasım Deprem, Hatice Ezgi Saadet, Cemil Yıldız, Çağdaş Aydın, Nazlı Akyürek, Ferdane Ece Dinç, Mücahit Erol, Murat Yurtgül, Emrullah Akhamur, İsmet Şeker, Okan Pirinç, Nartan Kılıç, Ferdane Kılıç, Serhat Devrim, Met Ali Barutçu, Erdal Bozkurt, Süleyman Aksu, Koray Çapoğlu, Cebrail Günebakan, Veysel Özdemir, Nazegül Boyraz, Alper Sapan, Alican Vural, Osman Çiçek, Dilek Bozkurt, Büşra Mete, Yunus Emre Şen, Ayda Ezgi Şalcı, Polen Ünlü, Duygu Tuna, Nurcan Kaçmaz...

En son Alican geldi karşımda durdu. Daha çok gençti. Dudaklarında, yaşamda arta kalan bütün zamanın toplamının buluştuğu o sıcacık, çocuksu tebessümü ile; “Ulan 450 liraya parka mı olur arkadaş, hangi devrimci alır lan onu, aldıktan sonra burjuvada farkı kalmaz ki hem. İşte devrimi ruh budur, hayalini kurduğun parkaya paran yetmeyince hatıra olsun diye mağazada foto çekmek...” diyordu. Tam “dur Alican, gel bir defaya mahsus demrimci duruşumuzu bir çizelim, parkayı alıp giyelim” diyecektim ki Ezgi, Ece,Nazlı,uğur, okan, süleyman... ile el ele tutuşup “uğrunda ölecek” kadar çok sevdikleri insanca bir yaşam, eşitçe bir dunya için hayata veda ettiler...

 

 

Bu yazı toplam 7716 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.