1. YAZARLAR

  2. Birsen İnal

  3. RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ (1)
Birsen İnal

Birsen İnal

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ (1)

A+A-

Aldım iftarlığî elime

Gêttim küçe başına

Demeseydi xoca Allahuekber

Daha çox mani sölîyecaxtım size

Şimdilerde eski Ramazanları arıyoruz bir çoğumuz.  Sesinizi duyar gibi oluyorum 'Ax ax nerde o eski Ramazanlar?'

 

Eski Ramazanlar gerçekten daha mı güzeldi? Yoksa her kaybettiğimiz şey gibi o da mı bize güzel geliyor? Ben de çocukluğumda yaşlıların benzer şeyleri söylediklerini dinler ve onların çocukluklarındaki Ramazanların güzelliğinin nasıl olduğunu hayal etmeye çalışırdım. Çocukluğumuzun her şeyi güzeldi...

İnsan hayatının büyük çoğunluğu, çocukluğunda saklıdır, derler. Çocukluk; sanal olmayan, dört duvarla sınırlanmayan, hayatın, sokağın içinden geçen çocukluğumuz. Mahallenin bazalt taşlı sokaklarında geçen, komşu çocukları ile bir arada büyüdüğümüz, hayatı keşfederek öğrendiğimiz; komşunun dut ağacına tırmanırken yakalanıp kovalandığımız, oyun oynarken düşüp dizlerimizi yaraladığımızda ağlaya ağlaya anamıza koştuğumuz günlerin çocukluğu… Kanayan diz yarasının en büyük acı olduğunu düşündüğümüz günler... Çocukluk işte! Diz yarası acısıyla ağlaya ağlaya koşar iken adını bağırdığımız 'ana'mız; sevgiyi dağıtan, şefkat dağıtan, evlat ayırmayan, sarıp sarmalak, bağrına basmak üzere kollarını her daim açık tutan anamız...

-Oyyy oy oğul, boynun qopmîya gene ağlîsan? Ne oldî sahan? Kime qarıştın?

-Ana ana Qur'enime kimseye qarışmamîşam! Tut ağacından düştim, dizimden qan axî!

-Vî ben de dedim hele ne olmîş? Bî şe olmaz, böyük olursan unudursan. Ben deyîyem o düştüğın yerde daşî da qırmişsan. Gel gel ben öpsem geçer...

 

Konuyu dağıttık galiba... Ama eski derken analarımızı yad etmeden olmaz ki... Bir öpücüğünde bin hikmet yatan analarımız....

Kendimi hatırladığım zaman Ramazan artık sonbahara, gençlik yıllarımda da yaza geliyordu. Malum, her çocuk gibi beni de önce yarım oruçla kandırdılar. Yani sahura kalkmak, sonra ya öğünleri tam yiyip aralarda yememek veya öğleye kadar tutmak gibi. Bu, doğrusu işin eğlenceli tarafıydı. Oyuna da engel olmuyordu. Fakat yine çocuk yaşlarda, kendi isteğimle tuttuğum ilk tam orucumu iyi hatırlıyorum. Öğle vaktini biraz geçtikten sonra neneme sık sık, iftara ne kadar kaldığını, iftar yaklaşınca da bayrama kaç gün kaldığını sorduğumu da unutmadım. İftar vakti nenem beni sırtına alarak gezdirdi. Çünkü orucumu ona vereceğimi söylemiştim... Çocukluğumun Ramazanları çok eğlenceli geçerdi...

Ramazan ayı gelemden hazırlıklar yapılırdı. hazırlığın başında temizlik gelirdi. Yataklar, perdeler yıkanır, tavan direklerinin tozu alınır, camlar silinir, erkekler saç tıraşı olur, kadınlar yüzünü aldırır, hamama gidilir ve Ramazan tertemiz karşılanırdı. Ramazan akşamı kabristan ziyaretleri de yapılırdı. Alış-veriş demeyeceğim zira kilerlerimiz altı aylık hatta bir yıllık erzakla zaten dolu olurdu. Ramazan akşamı mutlaka etli, nohutlu keşkek pişirilirdi. İnanışa göre Ramazan ayı boyunca taneler karnımızda zikir ederlermiş...

Kur'ân bilenler o akşam ilk cüzlerini okur hatim başlarlardı. Kabristana gidemeyenler evde Yasin okur ölmüşlerin ruhuna bağışlarlardı. İlk teravih namazı o akşam cemaatle camilerde kılınırdı. Her baba erkek çocuklarını yanına alarak camiye giderdi. Çocuklar bilmese de büyükleri taklit ederlerdi.

Yatsı namazında oruç için niyetler edilirdi. Özellikle Ulu Camii kahvesinde cenk anlatılırdı, cengi dinleyen babalarımız evde bize anlatırlardı. Heyecanla babalarımızın eve gelmesini beklerdik. Eğer mevsim kış ise mangal başında nenelerimiz ya da mahallenin hikaye anlatıcıları masallar anlatırdı. Gece çok ilerlemeden hane halkı uyurdu ki sahura zamanında kalkabilsinler.

Sahurda genellikle kahvaltı türü şeyler yenirdi. Xalbur xurmasî (kalburbastı) olmazsa olmazlarındandı sahur sofralarının. Sini sini açılan su börekleri de sahurda tercih edilen yiyeceklerdendi. Sabah namazı kılındıktan sonra uyurduk. Bazen biz çocukları sahura kaldırmak istemezlerdi. Biz yorgan altında kıvranırdık ki farkımıza varsınlar. Ya da çiş bahanesiyle kalkardık. Artık sofraya oturmamız kaçınılmazdı.

 

Bu yazı toplam 6808 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum