1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Ramazan ve Oruç
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan ve Oruç

A+A-

                            

Bu gün Ramazan başlıyor.

Hoş geldi, Safalar getirdi...

Bu yıl sıcağa rastladı Ramazan, bu nedenle de oruçlulara kolay gelsin diyoruz. Hele de ateş önünde, kızgın güneş altında çalışanlara…

Biliriz ki, Ramazanların oruç ayı olmasının ötesinde anlamı ve önemi vardır. Bu aylarda insanların hoşgörü duyguları, sevgi ve saygı ilişkileri güçlenir, doruğa çıkar. Kavgalar durur, dargınlar barışır…

Ne var ki son yıllarda bölgemiz insanları birbiri ile hiç de barışık değiller. İnsanların duyguları körelmiş gibi.

Her yer kan revan içinde. İnsanlar, en çok da Müslümanlar birbirini öldürüyor, kesiyor, asıyor… Her gün binlerce can, çoluk çocuk katlediliyor…

İşte, böylesine toz duman içinde bir Ramazan’ı idrak edeceğiz…

Her şeye rağmen bu mübarek ayın tüm Müslüman alemine kutlu olmasını, tüm insanlığa dirlik, düzenlik, sağlık ve en önemlisi BARIŞ getirmesini diliyoruz…

……….

Eski Diyarbakır’da yaza rastlayan ramazanların zorluğu yanında hoşluğu da vardı inanın.

Oruç başladı mı, Diyarbakır’da sosyal yaşam başkalaşırdı çünkü. İnsanlar değişirdi, insanlar arasındaki sosyal ilişkiler değişirdi.

Bazen, özellikle alış-verişlerde sinirleri geren tartışmalar çıksa da genelde hoşgörülü olurdu herkes.

Bu saygı, sevgi ilişkileri özellikle kentte yaşayan gayrimüslimlerde doruğa çıkardı. Onların da davranışları hoşgörüye, özveriye dönüşürdü. Kimse kesinlikle açıkta, uluorta yerde sigara içmez, yemek yemezdi. Okuldaki, sokaktaki Hıristiyan arkadaşlarımız karşımızda bir şey yememeye özen gösterirlerdi.

Oruç tutmayan Müslümanlar da kesinlikle açıkta bir şey yemez, içmezdi. Yemek saatlerinde ya evlerine gider, ya da dükkanların kuytu bir köşesine çekilir ihtiyaçlarını giderirlerdi.

Çarşılardaki lokantaların, çayhanelerin çoğu ramazan boyunca gündüzleri kapanırdı. Kentteki yabancılar için açık olan az sayıda lokanta ve çayhanelerin camlarına dışarıdan içerisi görünmeyecek şekilde kalın siyah perdeler çekilirdi.

Kentteki Bahçeli Lokanta (Ökkeşin lokantası), Sino’nun Meyhanesi, Memik’in Meyhanesi, Örnek Lokantası, Ankara Lokantası, kebapçılar, aşhaneler ve diğerleri kapanırdı…

Bir ay boyunca hemen her evde özel yemekler hazırlanırdı. Bu yemeklerin bir bölümü iftara yakın saatlerde üstü örtülü tepsiler içinde mahalledeki yoksul ailelere gönderilirdi.

Ramazan ayında mevsim yaz ise sofrada mutlaka iftar için buzlu meyan şerbeti bulundurulurdu. Ve her akşam iftar öncesinde az miktarda çiğ köfte yoğrulur, ya da çarşıdan getirilirdi.

Çiğ köfte yoğuranlar komşulara da tadımlık gönderirdi…

Ramazan ayında otuz gün boyunca her akşam, iftar vaktini bildiren TOP atılırdı. İçkale’deki Virantepeye konulmuş olan TOP, belediye görevlileri tarafından ateşlenirdi. Sur içi kente hakım olan tepede atılan top kentin en uzak semtlerinde hatta yakın köylerde bile duyulurdu.

Ayni şekilde sahurun başlangıcı ve bitiminde de yine top atılırdı. 

Sonraki yıllarda kent sur dışına çıkıp genişleyince bu uygulamadan da vazgeçildi.

...........

Biz çocuklar için ramazanda oruç şenlikli geçerdi.

Mahallede ilk kez oruç tutan çocukları mahalle kadınları sırtlarına alıp gezdirmeyi sevap sayarlardı. 

Hatta çocuğu olmayan kadınların böylece çocuk sahibi olacaklarına bile inanılırdı.

Bu arada ilk defa oruç tutan çocuklara her kes çeşitli hediyeler getirir, para verirdi. En çok da iftarlık şekerli yiyecekler, tatlılar getirilirdi.

Günleri uzun olan sıcak yaz aylarında ramazanlar zorlu geçerdi elbette.

Hele de temmuza, ağustosa rastlamışsa, deyim yerinde ise oruçluların dili bir karış dışarı çıkardı susuzluktan.

Kentte bir çok yerde kilo ile  BUZ ve KAR satılırdı.

Eski Yoğurt Pazarı’nda, Ulu Cami kapısında, Balıkçılarbaşı köşelerinde meyan şerbeti satan ünlü şerbetçilerin önünde akşama yakın saatlerde uzun kuyruklar oluşurdu. Herkes şişesini, kovasını meyan şerbeti ile doldurur, mendiline sardığı birkaç kilo buz ya da karla iftara yetişmeye çabalardı.

Mahallenin büyükleri erkekler, iftardan sonra birbiriyle haberleşir, birlikte teravih namazı için camiye giderlerdi. Her akşam bir başka camiye gitmeyi sevap sayarlardı.

Teravih namazından sonra  çayhanelere gidilirdi.

Diyarbakır’da her semtte ünlü çayhaneler vardı.

Bunlar çoğunlukla Ulu Cami çevresinde olurdu. Ulucami yakınındaki Fethi Acet’in, Afganlı Hacı ve Ali Çavuş’un çayhaneleri, Balıkçılarbaşı yakınında, sonradan Bağdat Banyoevi olan bir bölümü Yemeniciler Çarşısının içine kadar uzanan Terakki Kıraathanesi, şimdiki Vakıflar Çarşısının yerinde bulunan Çulcular Çarşısı’ndaki Havuzlu Kahve, Melikahmet Hamamı'nın kuzeyinde cadde üzerindeki büyük Melikahmet Parkı, Mardinkapı'da Abbas'ın Parkı, Çarşı Karakolu sokağı köşesindeki Şafak Kıraathanesi, yine Gazi Caddesi üzerinde Çarşı Karakolu’na yakın sahneli Dicle Kıraathanesi, Dağkapı'daki sahneli Cumhuriyet Kıraathanesi, Yalova Kıraathanesi, Eski Borsa hanı bitişiğindeki havuzlu kahve, karşıdaki Kemal’in Nargile Kahvesi  en ünlüleriydi.

Bu çayhanelerde sahura kadar hoşça zaman geçirilirdi.

Bir başka yazımızda da bu hoşça geçen ramazan gecelerini anlatırız…

 

 

Bu yazı toplam 812 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.