1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. SABAHATTİN ALİ YAZDIKLARIYLA YAŞIYOR
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SABAHATTİN ALİ YAZDIKLARIYLA YAŞIYOR

A+A-

 

 

    Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 & 2 Nisan 1948), ‘ Ne zor şeymiş’ başlıklı yazısında içine düşürüldüğü durumu yazar: “…Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı…"

  Ülkeyi terk ederek, nefes alabileceği, özgürce yazabileceği bir ülkeye gitmek ister.. Yasal yollardan yurtdışına gidebilmek için pasaport almak ister, verilmez.. O da gizlice ülkeyi terk etmeye karar verir, Ancak İstihbarat Örgütü tarafından izlendiği için  süreç Onun Kırklareli’nde aylar sonra vahşice öldürülmüş olarak bulunması ile sonuçlanır.

  Eski Başbakanlardan Adnan Menderes,”Sabahattin Ali’nin Devlet tarafından öldürülmüş olduğunu ve Hükümet’in,  bir yol bulup “Milli hislerle galeyana gelen birinin” Ali Ertekin’in işlediği cinayet kılıfının bulunduğunu “ söylemiştir.

 

&&&

 

"geçmedi yare sözümüz

yollarda kaldı gözümüz

yere sürüldü yüzümüz

böyleymiş karayazımız."

 

&&&

 

Sabahattin Ali edebiyatın pek çok türünde eser vermiştir ancak öncelikle öykücüdür.  Ölümünden önce  yayınlanan son öykü kitabı Sırça Köşk'te ve birbiri ardına kapatılan dergi yazılarında;  ülkede sürüp giden adaletsiz, eşitlikten uzak sömürü düzenine, Tek Parti iktidarının zulmüne, Sendikalar Kanunu çıkarıp, sendika kuran işçi önderlerinin tutuklanmasına, "çok partili siyasi hayata geçtik" diye övünüp, sol parti kuranların tutuklanmasına, Sansaryan Han işkencelerine, sansüre, yasaklara karşı sesini yükseltir. Özellikle Sırça Köşk masalında siyasi iktidara yönelen eleştirel tutum öne çıkar. Ancak Sırça Köşk kitabı Bakanlar Kurulu tarafından hemen toplatılır.

 

Sırça Köşk öyküsünü özetle anlatmak isterim:

 

" Bir zamanlar halkı çok çalışkan  olan bir şehir varmış. Halk elinden gelen işi yapar,  kazanan kazanamayana yardım eder, dostluk içinde bölüşür, kavgasız dövüşsüz, kardeşçe, efendisiz uşaksız yaşarmış. Bir gün bu şehre hayatlarında bir gün bile çalışmamış, asalak üç arkadaş gelmiş. Şehrin de o gün, pazarı varmış: "  güzel şehir ama sırça köşkleri yok " diyerek pazarda dolaşıp konuşurken, halk, bunların yolunu kesip " sırça köşkün" ne olduğunu sorup, "pek lüzumlu!" bir şey olduğunu öğrenince; " bizim başka şehirlerden niye eksiğimiz olsun. Biz de bir sırça köşk yapalım" demiş.

 

  Sırça köşk yapılmış. Üretip çalışan halkın bir kısmı sırça köşkün yapımında çalışıp üretmekten vazgeçmiş. Bir kısmı Sırça Köşke yerleşen üç kafadara hizmet etmeye başlamış. Sırça köşkte yaşayanlar her geçen gün artmış. Sırça köşkün masrafları da her gün çoğalmış. Sırça köşk yetmeyince yeni katlar, yeni odalar eklenmiş. Neredeyse herkes, kapağı sırça köşke atıp çalışmadan, ekmek halktan, çalışmak halktan, yemesi sırça köşkte yaşayanlardan olmaya çabalar olmuş.

 

 Halk yoksullaşmış, elinde avucunda bir şey kalmamış. Kat kat üstüne çıkan, sayısız odalı Sırça Köşk'te yaşayanlar halktan her gün yeni bir şey istemeye devam etmişler. Bir gün gelen emirle, herkes elindeki son koyunu getirip Sırça Köşke teslim etmiş,  Sırça Köşkün lideri, Sırça Köşk'ün balkonuna çıkmış onlara demiş ki;

 " Ey millet, bir çok şey verdiniz, çok sıkıntılara katlandınız ama dostun düşmanın hayran olduğu bir Sırça Köşk sahibi oldunuz. Onun azameti karşısında verdiklerinizin ne önemi var. Biz sizin şanınız şerefiniz için uğraşıyoruz. Bakın getirdiklerinizin hepsini yemedik. Şimdi size getirdiğiniz koyunların kellesini dağıtacağız" demiş. Hizmetkarlar, halka getirdikleri koyunların kellesini dağıtmış...

 

 Kelleyi alanlar dağılmak üzereyken birisi  hayretle bağırmış: " İyi ama bunun beynini almışlar!" Köşkün lideri bağırmış:  "Öyle...Fakat siz beyni ne yapacaksınız. Pişirmesini bilmezsiniz, ziyan edersiniz!"

 Başka biri bağırmış: " Bu başların dili yok!"  Elebaşı haykırmış "Canım dilin size gereği yok!"

 Biri daha bağırmış: " Bu başların gözünü de çıkarmışlar!" Elebaşı ona da cevap yetiştirmiş: "Siz o gözün nasıl kullanılacağını bilmezsiniz!"

 

Halk, beyinsiz, dilsiz, gözsüz kelleleriyle dağılmak üzereyken canından bezmiş biri elindeki kelleyi, o güne kadar yıkılmaz, her şeyden sağlam, kırılmaz bildikleri Sırça Köşk'e fırlatmış.  " Böyle başın da bana lüzumu yok !" demiş. Kelle, Köşk'e deyip "Şangır"  diye bir ses çıkarıp yıkılmaz, kırılmaz denen Köşke zarar verince, herkes elindeki kelleyi Köşk'e fırlatmış, Sırça Köşk çökmüş, asalaklar altında kalmış.

 

 Halk köşkün enkazını çabuk temizlemiş; dünyada Sırça Köşk'süz yaşanacağını anlayıp, işini kendi aralarından seçtiği adamlara gördürmüş ama Sırça Köşk'ü de unutmamış.

 

  İhtiyarlar çocuklara şöyle nasihat ediyormuş:  " Sakın tepenize bir Sırça Köşk " kurmayınız. Ama bir gün tepenize böyle bir Sırça Köşk kurulursa onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."

 

&&&

 

"Yarimi ellere verin;

Sevdamı yellere verin;

Elleri bana gönderin:

Benim meskenim dağlardır."

Bu yazı toplam 469 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.