• Diyarbakır12 °C
  • Batman8 °C
  • Mardin12 °C
  • Bingöl8 °C
  • Bitlis4 °C
  • Elazığ8 °C
  • Erzincan4 °C
  • Şanlıurfa15 °C
  • Erzurum0 °C
  • Ağrı1 °C
  • Gaziantep9 °C
  • Hakkari5 °C
  • Muş5 °C
  • Siirt8 °C
  • Van4 °C

Metin AYDIN / yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Metin AYDIN / yazar

ŞAİR İBRAHİM HALİL AKDAĞ İLE RÖPORTAJ

28 Eylül 2016 Çarşamba 07:01

Hazırlayan: Metin Aydın

Fotoğraflar: Hüseyin Kılınçaslan                                                   

 

ŞAİR AKDAĞ: “ŞİİRİMİ “YETERSİZ” BULUYORUM”

Şiir üzerine kafa yoran, kendi ifadesiyle, “ hüzünlü bir oğul” , Şair İbrahim Halil AKDAĞ ’ın şiir kitabı ( ikinci dünya - Ocak 2016) yasakmeyve yayınevi'nden çıktı. Bu ilk şiir kitabı için; “ belki de söylemek isteyip söyleyemediğim her şeydi” diyor, genç şair. 30 Mart 1984 tarihinde Mardin/Kızıltepe'de doğan Şair İbrahim Halil AKDAĞ ile şiir serüveni ve ilk kitabı üzerine konuştuk. İyi okumalar.

Şair İbrahim Halil Akdağ kimdir?

Bu soruya Edip Cansever’den bir alıntı yaparak başlamak istiyorum. Şöyle der Cansever: “ Şiir yazdığım söyleniyor ortalarda. Değil. Ben kutsal bir bahaneyim, belki de bir sığınağım kendime.” Bu sözü Edip söylemişse, şair sözcüğünü kullanmaktan kaçınarak bu soruyu İbrahim Halil AKDAĞ olarak yanıtlamalıyım. Peki İbrahim Halil AKDAĞ kimdir? Annesine bir bayram sabahı şiir okuduktan sonra, ona bir daha şiir okumamaya karar vermiş hüzünlü bir oğul. Resmi kayıtlarda memur. Baktığı her yerde gözleri hüzne dolanan biri. Karanlık bir kuyu, umutsuz, ama bir iğne ucu büyüklüğü kadar umut yer kaplasa da yüreğinde o umut kırıntısı için yaşayan bir birey sanırım. Bir cümle ile özetleyecek olursa kendini şimdilik şöyle der : “gözleri dağ doruklarında kalmış, hem herkes hem hiç kimse”

Edebiyatla ilişkin ne zaman ve nasıl başladı?

Edebiyatla ilişkimin doğumumla başladığına inanıyorum. Çocukluk yıllarından bu yana bir şeylere hep farklı baktım. Özellikle farklı bakmaya çalışmadım ama. Hüzünlüydüm. Cam kıran, çelme takan, sınıf arkadaşını öğretmenine ispiyonlayan, öğretmenim kalemim çalınmış demek için parmağını kaldıran bir çocuk değildim. İlkokul öğretmenim gözlüklü, uzun boylu, saçları tamamıyla beyazlamış, yanakları al, koltuk altında katlanmış gazetesiyle sınıfa giren duruşu dik, bakışları anlamlı biriydi. Onun gözlüklerine ilgi ile bakardım. O gözlüğü takan, ceketinin cebinde tütün tabakası taşıyan ve bazen ders işlerken bile cıgarasını teneffüs için saran o güzel adamın bize bakarken, bizimle konuşurken, gözlüklerinin arkasından bizi nasıl gördüğünü merak ederdim hep. İçimde doğuştan gelen büyük bir güç hissederdim. Ama geçen günler bana başka şeyler öğretecekti. İnsan insanın kurduydu. Benim edebiyat ile ilişkim sanırım öldüğüm zaman üzerime toprak atacak insanların, üzerime toprak atacak yaşa geldikleri güne kadar sürecek.

İlk şiir kitabın (" ikinci dünya" ) için neler söylemek istersin?

 ikinci dünya “ belki de söylemek isteyip söyleyemediğim her şeydi. Az şey mi söylemişim, çok şey mi buna kitabı okuyanlar karar versin istiyorum. “İkinci Dünya” için son sözü ise şüphesiz zaman söyleyecektir.

Kitabınla ilgili nasıl tepkiler alıyorsun?

Tepkiler elbet önemlidir. Benim ortaokul yıllarında şiirleri ile tanıştığım daha sonraları öykü kitabını da okuduğum sevdiğim bir dili olan ve duruş olarak da benim için kıymetli olan Vecdi (ERBAY) abinin kitap üzerine yazdığı bir yazı oldu. Mahcup oldum. O yazı benim için kıymetliydi mesela. Vecdi abinin (yoğun çalışma temposunda) masaya oturup benim kitabım üzerine düşünmesi beni kısacası mutlu etti. Yakın çevremin ilgisine gelirsek en yakınımda her fırsatta görüştüğüm insan sanırım daha şiirimi okumadı. Ama meşhur şarkıda geçen nakarat gibi diyeceksem “ kimseye etmem şikayet”.

Kitabının dağıtım ve tanıtımı üzerinden sormak istiyorum: “ikinci dünya”nın okuyucuyla buluşmasında beklediğin hedefe ulaştı mı?

Tamamladım dediğim biçimiyle uzun bir süre (bir yılı aşkın) bakmaya artık korktuğum bir kitap olarak durdu “ikinci dünya”. Bitmişti biliyordum. Ama bir yayınevine gönderme düşüncem yoktu. Yazdıklarımın görünür olma korkusu var sanırım bende. Bu dışarıda çıplak dolaşma gibi bir duygu. Bir hedefim yoktu. Bir şekilde kendimi ikna edip yayınevine göndermeye karar verdim. Kitap çıktı. Çıplağım yani.

“Şair” ve “Şiir” kavramlarını nasıl ifade edersin?

Şair: Şiir yazan insan. Şiir: Şairin kalbi, kaybolma belki de varolma isteği. Bu dediğim basit gelebilir. Üzerinde düşündüğüm zaman verebildiğim en somut cevap bu.

Şiirinde öne çıkan konular nelerdir?

Ben şu konuda bir şiirim var ya da ben bu şiiri yazarken şöyle bir konuya olaya gönderme yapmak için yazdım diye bir şey söyleyemem. Öne çıkan konu ya da konular şiirleri okuyanın hissettiği ve gördüğüdür. Kısacası hangi konuların öne çıktığı benim cevaplayacağım bir soru değildir diye düşünüyorum.

Kendi şiirini nasıl değerlendiriyorsun?

Tek kelimeyle söylemem gerekirse “Yetersiz” buluyorum. Yıllar sonra bu soruya verdiğim cevap değişir mi? Sanırım cevabım değişmez.

Kürd şair kimliğin üzerinden, çok dilli olma halini anlatır mısın?

Cevaplaması en zor soru belki de. Anlatmaya çalışacak olursam: “ İki ırmak var içimde. Birinin suları kırmızı ile besleniyor, diğerinin suları ise mavisi her gün biraz daha çalınan. O ikisi yüreğimde birleşiyor. Birleştiği yerde bataklığa benzer bir şey oluşuyor. Ben ve sanki benimle beraber bütün dünya bu bataklıkta çırpınıyor. Bizi her geçen gün daha bir içine çekiyor. Ve yok oluyoruz...

G ünümüz edebiyat ortamı hakkında değerlendirmelerin nelerdir?

Yalnızlık insanın ilacıdır diye düşünüyorum. Yalnız kalabilen kendi iç sesini duyacak kadar yalnızlaşan bir insanın gözleri görebilir, kulakları duyabilir hale gelebilir. Edebiyat ortamı hakkında bu yüzden uzun bir değerlendirme yapmayacağım. Ama bir cümle kuracak olursam değerlendirmek adına: “Edebiyatta adalet sağlanmadıkça, adalet hiçbir alana da yayılamayacaktır” inancındayım.

Politik duyarlılıkları tavan yapmış bir coğrafyada; sanat ve siyaset ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

İbn Haldun: “Coğrafya Kaderdir” der. Doğduğumuz coğrafya, yaşadıklarımız sebebiyle Irak’ın, Suriye’nin hatta dünyanın haritasını önümüze koyarak büyüyoruz. Her arkadaşım bir siyaset bilimcisi gibi. Hatta konuşmaya yeni başlamış çocuklar bile siyasi bir dil ve kimlik ile doğuyor. Acıyı anlamaya çalışıyoruz. Dağların adlarını öğreniyoruz. Ve daha birçok şeyi. İnsanın içinde artık kendinin bile anlamadığı duyarlılık ve duyarsızlık sarmalı gibi karmaşık, örümcek ağına benzer seni yutan bir yapı oluşuyor. Bu durum gerçek sanat ürünlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor diye düşünüyorum. Siyaseti tuz gibi düşünüyorum. Kullanılması gereken yerde dozu çok önemli. Az olsa hiç tadı olmayacak yemeğin, biraz fazla olsa bu sefer yemek hiç yenilmeyecek. Ama tadı verecek olan şey de “tuz”. Ben çoğunluk tuzu ya çok abartılmış ya da hiç konulmamış gibi düşünüyorum. Benim okuduklarımdan, izlediklerimden, dinlediklerimden, gördüklerimden aldığım tat bu kısacası.

Son olarak ne söylemek istersin? Teşekkürler.

Bir fotoğraf, fotoğrafta güzel bir yer gördüğümde o gördüğüm yere gitmeyi hayal edemiyorum artık. Ama o fotoğrafın kendisi olmak isteğimin de önüne geçemiyorum. Röportaj için teşekkür ediyor iyi çalışmalar diliyorum.

 

*Kitabı İnternet üzerinden ( www.idefix.com , www.dr.com.tr (D&R ) ,www.kitapyurdu.com , hepsiburada.com ya da gideceğiniz bir kitapçıda bulabilirsiniz.

**İbrahim Halil AKDAĞ gmail: ihalilakdag@gmail.com

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim