1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. Seçimler sonrası Türkiye -1-
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Seçimler sonrası Türkiye -1-

A+A-

30 Mart seçimleri Türkiye ve Kürdistan’da bir çok alanda değişikler beraberinde getirecek gibi görünüyor. Bu değişiklikleri bir çok konu başlığı altında toplamak mümkün ama bu yazıda kendimce öncelikli bulduklarıma iki başlık altında değineceğim.

Birincisi Türkiye; iktidara ve muhalefete olası yansımaları, ikincisi Kürdistan; Kürd siyasal haraketine olası yansımasları...

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın AKP ciddi anlamda büyük bir başarı elde etti. Kabul etmek gerekir ki seçim boyunca Erdoğan çok iyi bir “gerilim” siyaseti ile işi “ustaca” göğüsledi. Öyleki seçime girdiği bütün yerlerde ya birinci parti veya ikinci parti oldu, Dersim ve Kars hariç.

Erdoğan her dönem ve her seçim öncesi var olan herhangi bir çelişkiyi, “usta” bir “gerilim” siyaseti ile yönetiyor ve bir tür “mağdurİyetlik” yaratarak, her alanda kendisine oy çıkarmasını başarıyor. Öyle ki “yolsuzluk” operasyonu ve bunca kasetlere rağmen seçimlerde “başarılı” çıktı. Kimse olanlara inanmadı sanki. 

Yine çok önemli ve görünen açık bir şey varki bunca “çatışmaya” rağmen cemaatin oylarının önemli bir kısmı AKP’de kalmaya devam etti, çok kısmi tepki oyları şeklinde başka partilere yansıdığını düşünüyorum.  

Erdoğan ile Gülen arasındaki “sanal” savaş daha da tırmanacak gibi işaretler olsa da şimdilik bariz bir şey var ki bu savaşın kayıp edeni Gülen’dir. Bizim Diyarbakır’lıların deyimi ile karizması bir kez çizildi ve Gülen artık eski pozisyonuna bir daha gelemez. Bu “sanal” savaşta Gülen’den yana açık tavır alan ve seçimlerde Erdoğan’a oy vermeyen kısmi kesimle Erdoğan arasındaki “savaş”da tırmanacak.

Bu “gerilime” dayalı politika Cumhurbaşkanı seçimlerine kadar devam edecek. Esas soru burada gündeme geliyor. Eğer Gülen ve cemaati ile bir çeşit uzlaşma sağlanırsa, Erdoğan “gerilim” siyasetini Kürd siyasal haraketine yöneltecek, yok bir konsesüs sağlanmazsa bu “sanal ve siber” savaş daha da tırmanarak devam edecek.

Bu iki kesim dışında kalanlar her ne kadar “savaşın” kalıntılarını gündeme taşımaya çalışsalar da “muhalefet” olmayı beceremediklerinden ve muhalefetlik yapacak bir lider olmadığında, kendilerini söylemeni ötesine taşıramıyorlar.

İster Kemalistler olsun isterse “sol” adına muhalefetlik yapanlar, iktidarın bıraktığı “kalıntılar” üzerinde siyaset yapmaya çalıştıkları için başarı sağlamaları mümkün değildir. Bağımsız, kendilerine ait, yeni bir söylem, çıkış yol bulamadıkları/denemedikleri için başarısızdırlar hep. Halka dayalı, halkın istemlerini bilen bir politikaları yoktur, söylemde ibaret olan politikaları bir anlam ifade etmiyor. Her geçen gün daralıyorlar, her seçimde biraz daha kayıpla çıkıyorlar.

Erdoğan, bir önceki seçimlerde “gerilim” siyaseti gereği “dokunduğu” klasik Kemalist derin devletle kısmi bir anlaşma sağladı, seçimler öncesi bir çeşit ateş kes ilan etti. Genişlettiği “savaş” cephesini daralttı, tek Gülen’e yöneldi. Bu alanlarda bir hayli da uzmanca manevralar yapabiliyor.

Muhalefette bulunan CHP, MHP den sanırım bunca olumlu koşullara rağmen herhangi bir başarılarından söz etmek mümkün değil. Normal bir Avrupalı olsa derhal istifa eder.İki parti de bu seçimlerde mağluplar.

HDP ayrı bir noktada duruyor. O da diğer partiler gibi herhangi bir başarı göstermediği çok açık ortada. Tıpkı 1997 seçimlerde olduğu gibi hala ulaşabildiği kitle bindeliklerde seyrediyor ve bu gelecek yazımın konusu olacağı için buradan ayrıntılarına girmeyeceğim.

Bütün bu olumlu gelişmelerin rağmen Erdoğan Cumhurbaşkanı olmak istiyor mu? sorusu önümüzdeki günlerde kendini en çok dayatacak.

Atatürk’ün isteği doğrultusunda, Türk ulusunun şekillenmesi, Gökalp ve Akçura gibi Türk olmayan “devşirmeler” tarafında teorisi şekillendirildi, kendi dinamikleri ile bir gelişim sağlamdı, tıpkı devlet gibi, üstten aşağıya doğru bir şekillenme söz konusu... dolaysıyla ister sağ, ister sol olsun davranış biçimleri birbirine çok yakın.

İktidarda kim varsa kitle ona göre davranış gösteriyor, bir bakıyorsun milyonlar Atatürk’ü ziyarete gitmiş, bir dönem sonra bakıyorsun ki aynı milyonlar bu sefer “tekbir” getiriyor. Dolayısı ile devlet erk’ini kim elinde bulunduruyorsa, yasama, yargı, yürütme ve kitleler ona göre şekilleniyor. Avrupa tipi bir devlet ve yapılanmasında söz edilemez.

Bu durumu sanırım ki en iyi devlet erk’ini ellerinde bulunduranlar biliyor.

Bu koşullardan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmak isteyebileceğine ihtimal vermiyorum. Zira bu kadar çok “kavgalı” olduğu kesimler varken, iktidara gelenin devleti kendi “kabilesine” göre şekillendireceğini biliyorken, mevcut durumda var olan Cumhurbaşkanı yetileri kendisini yeteri kadar koruyamayacağını biliyor ve kendini böylesi saldırılara açık bir rizikoya atmış sanmıyorum.

Erdoğan “gerilim” siyaseti gereği çeşitli çevrelerin canını yaktığının farkında, yarın bunların ellerine bir imkan geçtiğinde onu “yargılama” şansları çok yüksek olduğunu biliyor, nitekim seçim kampanyaları sırasında bu konu çokça işlendi.

İkinci önemli nokta, nasıl ki Erdoğan Gülen ve cemaatinin karızmasını “çizdiyse” aynı zamanda kendisinin de bir çok çevrede karizmasının “çizildiğinin” de farkında. Eskisi gibi var olan AB, ABD’nin sınırsız desteğini yakalama şansı yok. Bu noktada vurgulamakta fayda var ki, Erdoğan’ın tek şansı, onun karşısında güçlü başka bir liderin olmayışıdır.

Erdoğan’ın  ancak başkanlık sistemi veya ona yakın, son derece güçlü yetkilerle donatılmış bir durumda Cumhurbaşkanı olmak isteyebileceğini düşünüyorum...

Cumhurbakanlığı seçimlerine kadar başkanlık veya ona benzer, güçlü yetkilerle donatılmış bir sistem oluşursa Erdoğan aday olacak aksi takdirde bugünkü durum aynen devam edecek kanımca... yani Gül cumhurbaşkanı, Erdoğan başbakan... Başka bir seçenek olduğunu düşünmüyorum.

 

Bu yazı toplam 881 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.