1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus DİKEN

  3. Sekizköşe Kasketin Şehri!
Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Sekizköşe Kasketin Şehri!

A+A-

Şimdilerde artık epeyce folklorik hale evirilen ve sahiden çok az kimsenin modern zamanların şehir kültürü içinde başına yakıştırdığı “sekiz köşe” diye tabir edilen “şapka” bir zamanlar kelimenin tam anlamıyla Diyarbekir'de erkeklerin olmazsa olmazıydı...

 

Duyarsınız işte sanatçının o malum babaya hasret şarkısının sözlerindeki nağmeden; hani der ya: “Bu adam benim babam/ sekiz köşe kasketiyle/ çin’inde (omuz) sako’suyla (ceket) hey hey...”

İşte aynen o...

 

Aslında bu yazıyı yazmak, hiç mi hiç aklımın köşesinden geçmiyordu. Ta ki...

 

Çaputtan kaskete

 

Şimdi bir yanı taammüden cinayete kurban gitmiş ve içinde bulunduğumuz kış itibarıyla bir yıldan fazla bir zamandır hâlâ yasaklı olan ve yine hâlâ yıkımın, hafriyat taşımanın süregeldiği kadim Diyarbekir Suriçi’nin yasağı sonradan kaldırılmış mahallelerinden Saraykapı'nın İzzet Paşa caddesindeki dükkânına adım atıyorum.

 

Hayli uzun zamandır, önce ailenin bütün erkeklerine meslek mensupluğu üzerinden hizmet etmiş, şimdi ise sadece Diyarbekir deyimiyle “bir qoqo, bir de loqo” misali baş başa kaldığı İngiliz imalatı orta gövdesinde markasını insan tekinin gözünün içine sokarcasına “ben buradayım” diyen 'Orion' marka dikiş makinesinin üzerine abanmış yakın gözlükleri gözünde buluyorum onu...

 

Selamlaşma, hâl hatır sorma faslı bitince duvarda her biri bir çiviye asılı, düzen içinde sahibini bekleyen sekiz köşe kasketlere takılıyor gözlerim. Dayanamayıp birini geçiriyorum başıma. Bir de fotoğraf, oh ne âlâ... 

 

Mekânın ve ustalığın adı Remzi Kağar. Remzi'yi Hasırlı mahallemizden tanıyorum. Hem sade onu değil, bütün aile efradını. 1967-68’de Diyarbakırspor kurulduğunda takımın as futbolcularından abisi Boğa Emin’i tanıdığım gibi. İsminin önüne “Boğa” vurgusunu koymak, dönemin neredeyse bütün Diyarbakırsporlu futbolcuları için bir varoluş vurgusu gibi. Şorık Veysi, Beton İsmail, Gopo Cahit, Ceylan Emin, Hoşhoş Emin, Kel Nazmi, Gavur Hanna, Lastik Ali gibi...

 

Şimdilerde iyi bir cildiye uzmanı olan Doktor İbrahim Halil ve dahi yaptığı şapkacılık, kasketçilik işinden dolayı “Çaput Xêrî” olarak ünlenen diğer kardeşleri Hayrettin’i tanıdığım gibi.

 

Hemen soruyorum Remzi’ye; niye çaput diye: “Biliyorsun eskiden tüccar terziler vardı. Hem top top elbiselik kumaşı raflarında bulundururlardı hem de müşterilerine beğendirdikleri o kumaşlardan takım elbise dikerlerdi. İşte o kesilen takımlık elbiselerden 'artık, parça' kumaşlar olurdu. Bizim sekiz köşe kasketlerin malzemesi o artık kumaş parçalarıydı. Bizim lügatte ve terzilerin lügatinde o artık kumaş parçaları çaputtu. O sebeple bir yakıştırmaydı o. Bugünde aynen öyle, anlayacağın çaput işi yapıyoruz.

Hoş şimdi artık bizim buralarda sipariş üzerine takım elbise diktirmek pek kalmadığından öyle artık kumaş parçası da kalmadı. Bu sebeple İstanbul ve başka şehirlerden kilo ile kalan kumaşları satın alıp getirtiyor ve kullanıyoruz...”

 

Babam da hatırlarım benim çocukluk yıllarımda, kendi yaşadığı Diyarbekir'inde sekiz köşe kasket takardı başına. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda anımsadığım kadarıyla çok daha fazla sekiz köşe kasketli vardı şehirde.

 

Öyleydi diyor Remzi: “Kasketli hem de sekiz köşe kasketli olmak ayrıcalıktı. Öylesine ayrıcalıktı ki, herhangi bir tartışma olayında kasketsiz olanın şahitliği kabul görmez muteber sayılmazdı. Ömrümüz bu mekânda bu makinenin başında geçti. Neler, neler gördü bu gözler dili olsa da konuşabilse!”