1. YAZARLAR

  2. Nimetullah Yıldız

  3. "ŞEY" MİYDİ YOKSA KELİMESİZLİĞİN KELİMESİ?
Nimetullah Yıldız

Nimetullah Yıldız

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

"ŞEY" MİYDİ YOKSA KELİMESİZLİĞİN KELİMESİ?

A+A-

                                     

Bilinçli her insan bunu bilirdi.

Bilinç diye bir şey vardı ve de onun hakkında pek az şey bilinirdi.

Nedir bilinç? Nedir ruh? Nedir Ego? Nedir bunları bize sorduran?

Nedir bu kavramların zihnimizi meşgul etmesinin nedeni?

Yoksa bunlar "ben kimim" sorusunun cevabını mı içerirdi?

Biz kimiz, bir bilinç mi, ruh mu yoksa hiçbiri mi?

Bu kavramlar arasında nasıl bir bağlantı var idi?

Bu soruların yanıtı bizi kendimize getirir miydi?

Bunlar bilinçli her insanın sorması gereken sorular değil miydi?

Bilinç diye bir şey vardı ve de onun nerede olduğunu kimse bilmezdi.

Descartes'in en büyük derdiydi bu.Varoluşunun sırrını çözecekti.

Felsefi olarak da olsa, zihninin en derinlerine inmişti.

“Cogito, ergo sum” Yani, "Düşünüyorum o halde varım" demişti.

Ve her şey ilüzyon bile olsa “kendi düşüncelerinin” onun var olduğunun kanıtı olduğunu keşfetmişti.

Keşfetmişti keşfetmesine ama bir kez olsun görememişti keşfettiği o şeyi.

Neredeydi Descartes'in bil'inci?

Bir inci miydi yoksa zamana ve mekana sığmayan.

Görmemizi sağlayan ama bir kez olsun göremediğimiz o "şey" neydi?

Duymamızı sağlayan ama bir kez olsun duyamadığımız o "şey" neydi?

Neydi bilincimiz konusunda bizi bu kadar bilinçsiz kılan?

"Şey" miydi yoksa kelimesizliğin kelimesi.

"Şey" miydi yoksa kelimesiz kaldığımız her anda aralayamadığımız o perdenin ismi?

Hayyam ne de güzel söylerdi. "Şey öyle bir şeydi ki, hiç bir şey ile şey edilemezdi."

Perdeleri aralamanın yok muydu bir çaresi?

Yok muydu bir perde yoksa, sonsuz bir yanılgı mıydı bizimkisi?

"Perde" mi demek zorundaydık.Burası mecburiyetler alemi miydi?

Bir şekilde izah edilmeliydi "izah etmek zorunda" olmamızı hissetmemizin nedeni?

Bir şekli yoktu evrenin belki ama şeklini bilmediğimiz bir bilinç ona şekil verirdi.

Einstein ne de güzel söylerdi."Evrenin en anlaşılmaz özelliği anlaşılabillir olması" idi.

Neydi anlaşılır kılan bunca şeyi?

Neydi bu işin içinden çıkamamamızın nedeni?

Bu öyle bir "şey"di ki "iç" bile onun içindeydi.

Neydi bizi bu kadar hayretlere düşüren?

Bir çok din bu konuda aynı fikirdeydi "burası hayret etme alemiydi."

Hayret etmekti dinlere göre var oluşumuzun nedeni.

Hayret etmekti "kul" olmanın gereği."

Ne kadarda ilginç değil mi? "İlginç" diye bir şey vardı bu hayatta.

Robin'e göre bu hayatın en ilginç tarafı "ilginç" diye bir kavramı içermesiydi.

Her ilginç bulduğumuz da bizi hayretlere düşüren o "şey" neydi?

Her ilginç bulduğumuzda bize kul olduğumuzu hisettiren o "şey" neydi?

Bilinçli her insan bunu bilirdi?

Beyni olan her canlı uyumak zorunda idi.

Uyutuyor muydu yoksa hayat bizi?

Bu işte bir iş vardı değil mi? Sahi neden uyurdu ki insan?

Burası mecburiyetler alemiydi uyanmak için uyumak mı gerekirdi?

Uykularımızı kaçıran o sorunun cevabı neydi?

Neredeydi bilinç?

Bir inci miydi yoksa zamana ve mekana sığmayan?

 

Bu yazı toplam 953 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.