1. YAZARLAR

  2. Yakubi Doktor

  3. SEZAR’ IN HAKKI SEZAR’ A, TANRI’NIN HAKKI TANRI’YA’
Yakubi Doktor

Yakubi Doktor

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SEZAR’ IN HAKKI SEZAR’ A, TANRI’NIN HAKKI TANRI’YA’

A+A-

Orta yaşı 10 yıl önce devirmiş adam, sağ elinde tesbih, sol kolu ile vücudu arasına sıkıştırdığı kitapla Romalıların belki de en güzel hizmeti olan parke taşlı yolda dostlarıyla buluşmak üzere hanın yolunu tutmuştu. Yüzünü tümüyle kaplayan bakımlı sakalı olmasa bile uzaktan din adamı olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. Sevilen biriydi, sinagogunun diğer sinagoglara göre çok daha fazla ziyaretçisi vardı. Canı sıkkın olduğunda handa dostlarıyla yaptığı sohbetlerle bir nebzede olsa rahatlıyordu. Kafasında herkesin dilindeki marangoz vardı, toplulukları için, sinagog için büyük tehlikeydi marangoz. Cemaat olarak Romalıları birkaç kez üzerine salma girişimleri olmuştu, ancak Romalılar her seferinde kulak arkası yapmış marangozu kââle dahi almamışlardı, oysa Romalılar farkında değildi, marangoz hem onlar için hem kendileri için büyük tehlike idi.

Son üç gündü Romalılar vergi toplama için kasabadaydılar, belki handa son bir kez Roma askerlerini yakalar, marangoz hakkındaki düşüncelerini, rütbeleri küçükte olsa,  tekrar tekrar aktarma şansını yakalayabilirim diye üç gün üst üste geldiği hanın yolunu bu gece de tutmuştu.

Hanın kapısını araladı, roma askerleri şarap maşrapalarını testilerini yanlarına almış, biri topladığı altınları sayıyor,diğeri hem sayılanları not ediyordu hem de veren, vermeyenleri son kez kontrol ediyordu. İki asker, belli ki rütbeleri diğerlerinde üst olmalı, yanlarına malum işi yapan  iki kadını almış şaraba ve sohbete dalmıştı. Bu sohbeti bölmenin tehlikeli olabileceğini  düşünüp tek kelime etmeden yan masaya dostlarını yanına oturdu.

Hanın uzak köşesi bulundukları yerden çok daha kalabalıktı. Belli belirsiz bir ses konuşuyor kalabalık can kulağı ile dinliyordu. Dostlarına ‘Noluyor o tarafta?’ diye sordu. ‘Marangoz gelmiş… Konuşan o!’ ‘Aman Allah’ım öyle bir şey yapmalıyım ki askerler sadece onu değil dinleyenleri de götürsün!’ Ayağa kalktı, kalabalığa yaklaştı, hanın dışından da duyulacak sesle ‘Ey marangoz güzel söylüyorsun hoş kelam ediyorsun ama kafam karışık, yani diyorsun ki (askerlerin saydığı altınları göstererek) şu vergiyi Romalılara vermeyelim öylemi?’(marangozun ne konuda konuştuğunu bilmeden, düşünmeden refleksle dudaklarından çıkmıştı bu cümle).

Askerler de duymuştu hahamı,onlar da handakilerin tümü gibi üzerinde beyaz mintan, belinde belli belirsiz sarı ketenden ince bir kuşak, ayağında eskimeye yüz tutmuş sandaletleriyle uzun saçlı ak tenli adama gözlerini dikmişlerdi.

Marangoz ayağa kalktı, ağır adımlarla askerlerin yanına geldi, bir altın sikkeyi alıp havaya kaldırdı. Sikkenin üzerindeki resmi gösterip sordu ‘ Bu kim?’

Askerler sessiz şaşkın ama soğukkanlı tavırlarını yitirmeden sonucu bekliyorlardı, o anda mahallenin delisi görünümlü adamı yaka paça içeri atabilirlerdi, ancak kalabalığın refleksini tahmin edemiyorlardı, sayıları azdı, beklemeyi tercih etmişlerdi.

Marangozun sorusuna üzerindeki giysilerden Hahamın baş yardımcısı olduğu anlaşılan ve marangozu tuzağa düşürdüğünden emin olan yaşlıca adam; ‘Sezar’ dedi.

‘Bu sikke kimin peki?’ Kalabalık ‘Sezar’ın’ dedi. Marangoz sikkeyi yerine bırakırken dudaklarından şu cümle döküldü ‘SEZAR’ ın HAKKI SEZAR’ a, TANRI’NIN HAKKI TANRI’YA’

Haham için vuslat başka bir bahara kalmıştı.

DİP NOT:Dünya işleriyle ahiret işlerini birbirine karıştırmamanız dileğiyle…

 

Bu yazı toplam 948 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.